Yalnız Kıyılar

Bir sonbaharın gelişi var. Sanırsınız bütün imkansızlıkları beraberinde, hüznü koynunda saklamış. Salkım saçak hayaller ardında çaresizlik korkutmuş insanı. Umutsuz yazar olmayacağına dair söz verenler, onarıcı kelimeler bulmaya ne kadar uzak…

Gemiler ardında gider küçük kayıklar, küçüklere kimse yer vermez insan dünyasında. Oysa kalbi küçük olanın değer bilinmediği dünya olsa, ah ne gülerdik doyasıya…

Bir şiir fısıldar şairler, on yıl öncesine dayananan… Acılar hep on yıl, çaresizlikler on yıl öncesi… Hissedilenler taptaze ve aynı dertten muzdarip! İnsan işte, dert diyarından seçmece…

O şiiri okur yıllar sonra bir yabancı. Yalnızlığı içine sindirmiş ve sokak taşlarına basmamaya yeminli bir kalbi, nasıl taşır küçük bedenler? Taşıma uğruna ne bedeller öderler?

Aykırı otlar bekleşir dağ diplerinde. Onlar bile paylaşır da aynı hevesi, yalnız bir kalbin ahı işitilir taa otların dağlarında.

Kimse duymaz bu sesleri, belki sağır kesilen yabancılar olurlar bir an. Uzaklara daldın mı hissedersin yalnızlığın alacalı sesini. Eşlik edersin kısık ateşte pişen kalp nidalarına.

Ve kimse bilmez, bilmek istemez olurlar bir an… Yaşarken verilmeyen kasımpatılar, ölünce kıymete binerler. Son bulur ya nefes, kasımpatılar biter topraklarda. Yalnız kalp neylesin şimdi o kasımpatıları…Açsınlar ne günahı var çiçeklerin?

Anlaşılmayan dil, gönül dili olsa gerek. Bileni az, anlayanı az, anlamak isteyeni az… Sorsan bir dil bir insan eder. Hani nerede gönül dillerimiz, ahh nerede?

#ebrucahisler