Yazı kategorisi: Kişisel Gelişim, OKU, İnsan

DİL YARASI

‘’ Kim bilecek daha neler neler bekliyor ikimizi
Belki de çok mutlu olacaktık tutsaydık dilimizi ‘’

Türkiye’ ye özgü oryantal bir halk müziği türü olan ‘’Arabesk’’ müziğin önde gelen isimlerindendir Orhan Gencebay. Yakın çevresi giyim kuşamı ve tarzından dolayı ‘’Kont’’ olarak anar onu, sevenleri ise ‘’Baba.’’ Arabesk öyle bir müziktir ki; insanlar müziğin derinliklerinde; umutsuzluklarını, başarısızlıklarını, hayatın hay huyunu, dertlerini, gizemlerini, sevdalarını konuşmadan dillenmiş bulur ruhlarında. Sevenleri belki de bu yüzden ‘’ Baba’’ dediler Orhan Gencebay’a. Tüm derinliklerini gördüğü için, bir ağızdan şarkı söylerken, tüm dertlerine ve efkârlarına ortak olduğu için. Anlayabildiği için.

Anlaşabilmemizi, anlayabilmemizi; fikirlerimizi aktarabilmemizi sağlayan en etkin iletişim yolu muhakkak dildir. Duygularımızın ifadesi söz ve kelimelerdir. Sözün nerden geldiğini düşündüğümüzde, geçmişe dönüp mitolojiye baktığımızda, sözü Mısır tanrılarından ‘’Bilgelik Tanrısı’’ olan Thoth’un getirdiğine inanılır. Söz, bir diğer deyişle ‘’Lafız’’. Kelime sözcüğü ise Arapçadan geçmiştir dilimize. Kökenine indiğimizde ‘’iz bırakmak’’ anlamına gelir kelime. Lafız ise ‘’ağızdan çıkan söz, dışa atılan, söylenen’’ demektir. Özlerine baktığımızda, sözler ve kelimeler; adeta iki ucu keskin bıçak gibidir bizler için. O kadar güçlüdürler ki; dışarıya vurduğumuzda bazen bizleri yaralar, bazen de iyi eder kelimeler ve sözler.

2021 yılı, UNESCO tarafından ‘’Hacı Bektaşi Veli, Yunus Emre ve Ahi Evran Yılı’’olarak ilan edildi geçtiğimiz günlerde. Ben de sözlerime Hacı Bektaşi Veli’nin bir sözü ile devam etmek istiyorum. ‘’Eline, beline, diline sahip ol.’’ Diline sahip olmak! Kötü sözler sarf etmemek. Lisanımızı, değerlerimizi yok etmemek. Karşımızdaki varlığı yok saymamak, incitmemek. Aynı mesleği paylaştığım, okumaktan zevk aldığım, Yu HUA’nın Yaşamak isimli kitabında geçen, insanlara güzel öğretileri olan, bir kesiti de aktarayım sizlere. ‘’ İnsanların unutmaması gereken dört kural vardır. Yanlış söz söyleme, yanlış yatakta uyuma, yanlış eşikten geçme, elini yanlış cebe atma.’’ Örfü, töresi ne olursa olsun; bütün toplumlar bu öğretiyi öğütlüyor bize. Yanlış söz söylemememin gerekliliğini ve dilimize sahip olmayı öğütlüyor. Ne diyordu şarkıda da Orhan baba; ‘’Dil yarası, dil yarası en acı yara imiş’’

Peki! Yaralayan dil, gün olur iyi eder mi bizi? Eder elbette. Cevap? Şarkının devamında. ‘’ Dudaktan kalbe bir yol var ki sevgi ve şefkattenmiş.’’ Dilimizden dökülen sözler öyle güçlü bir enerjiye sahiptir ki; yıktığı gibi, yapar da. Gönlümüzün inceliğinden, sevgisinden, şefkatinden, zihnimizin derinlikten, kısacası içimizden geçen güzellikler, dil ile yol bulur ve karşımızdaki insana şifa olur. Sözlerimiz gün gelir eylemlerimiz olur. Var diyen bir insan var olur; yok diyen bir insan ise yok. Sözün oldurma gücüne olan inancı hayatımızdan bir örnekle konuşalım. Hepimiz çocukken sihirbaz ve sihir gösterilerini merak etmişizdir. Tüm sihirbazların dilindeki altın sözcüğü de duymuşuzdur. ‘’ABRACADABRA’’ Abracadabra İbranicede ‘’Söylüyorum, var ediyorum.’’ anlamına gelir. Aynı zamanda Abracadabra ,Musevi inancında üçgen şekilli muskalara yazılır, birçok hastalığın tedavisinde kullanılır,sözün tedavi edici yönüne inanılırdı. Günümüzde tedavi metodlarında da bir çok danışmanlık hizmetinin konuşma temelli oluşu ve geçmiş tarih örneklerine baktığımızda da, dil şifa kaynağı olabilir. Yaraladığı gibi iyileştirir.

Velhasılıkelam, konuşa konuşa anlaştığımız şu fani dünyada; şifa bulabileceğiniz gönüllerde yer almanızı, tatlı dilli ve hoş sohbetli dostlara sahip olmanızı temenni ediyorum. Sağlıcakla kalın.