Yazı kategorisi: Güncel

Türkiye

Güzel ülkemin turizm cenneti Antalya’sı alevler içinde yanmakta. Manavgat ilçesinde başlayan yangın hızla esen rüzgarın da etkisiyle kısa zamanda çok büyük alanlara sıçradı. Besi hayvanlarımız yanarak can verdi, insanlarımız yanarak veya dumandan zehirlenerek can verdi, binlerce yaban hayvanı kül oldu. Antalya’nın ciğerleri yandı. Türkiye genelinde çıkan 85 yangının 74’ü kontrol altında; dört can kaybı bildirildi. Orman Bakanı Bekir Pakdemirli; Antalya, Adana, Muğla, Mersin, İzmir ve Osmaniye başta olmak üzere 26 ilde çıkan 85 yangının 74’ünün kontrol altına alındığı ve 11 yangının ise devam ettiğini açıkladı. Bu yangınlardan en büyüğü olan Antalya’da çıkan yangını kontrol altına alma çalışmaları sürmekte. Özellikle tarihi mirasların bulunduğu Side bölgesinin yanma ihtimali çok endişe verici. Serik ilçesi başta olmak üzere bütün ilçelerden Manavgat’a su, ilaç ve gıda yardımları sürüyor. Muğla’da da yangının büyüdüğü görülmekte. Diğer illerde de yangınlar eşzamanlı kontrol altına alınmaya çalışılıyor.

Yangının neden çıktığı bilinmiyor fakat aynı anda çıkan yangınlar kundaklama riskini akıllara getiriyor. İlerleyen zamanlarda içişleri bakanlığınca yapılacak olan tatkikatlar bizlere olayın gerçek sorumlusunu gösterecektir.

LiveTerra olarak sizden hiçbir maddi beklenti ummadık. Sizleri hep manevi yönden tanıdık, sevdik fakat bu sefer kendimiz veya sitemiz için değil, bu içerikleri size ulaştırdığımız, ekmeğinden yiyip, suyundan içtiğimiz ülkemiz Türkiye içindir bu yazı. Sizlerden ricam Türkiye’yi tekrar ormanlarına kavuşturmak için Türk Kızılay’ı veya TEMA’ya fidan bağışı yapmanız. Maddi olarak bir yardım istemiyoruz. Biz bize gıda ve barınma anlamında yetiyoruz. Tek eksiğimiz yanan ağaçlarımızın yerine dikilecek fidanlar…. Türk Kızılay ve TEMA kanallarından fidan bağışı yaparak yanan ağaçların yerini doldurmuş olacaksınız.

Geçmiş olsun TÜRKİYE’m, geçmiş olsun güzel memleketim Antalya’m…

Bağış yapan sevgili okurlarım bana bağış sertifikanızı veya dekontunuzu “liveterraa@gmail.com” adresinden gönderin burada teşekkür mesajımla paylaşayım. Hepinize teşekkür ederim.

TEMA Fidan Bağışı = https://www.tema.org.tr/bagislar

Türk Kızılay Fidan Bağışı = https://www.kizilay.org.tr/bagis

Bir diğer bağış kuruluşu, ünlü şarkıcı Haluk Levent’in derneği= https://ahbap.org/

Yazı kategorisi: Eğitim, Güncel, sosyal bilgiler, Tarih, İnsan

Sosyal Bilgiler Eğitimi Üzerine

Türkiye Cumhuriyeti Milli Eğitim Bakanlığı Sosyal Bilgiler dersi için diyor ki;

21. Yüzyılda çağdaş, Atatürk ilkeleri ve inkılâplarını benimsemiş, Türk tarihini ve kültürünü kavramış, temel demokratik değerlerle donanmış ve insan haklarına saygılı, yaşadığı çevreye duyarlı, bilgiyi deneyimlerine göre yorumlayıp sosyal ve kültürel bağlam içinde oluşturan, kullanan ve düzenleyen, sosyal katılım becerisi gelişmiş, sosyal bilimcilerin bilimsel bilgiyi üretirken kullandıkları yöntemleri kazanmış, sosyal hayatta etkin, üretken, haklarını ve sorumluluklarını bilen, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları yetiştirmektir.(MEB, 2005, 50) .

Sosyal Bilgiler’in temeli aslında ilk uygarlıklarla atılmıştır. Başlangıcı medeniyete dayanır. Felsefeyle uğraşan Antik Yunan, piramitlerin konumu belirlemek için, Coğrafyanın elverişli olduğunu anlamak için iklimleri ve yer şekilleri izleyerek karar veren Antik Mısır, ilk kanunları Babil’de yazan Hamurabi Sosyal Bilimlerin ortaya çıkışının ayak sesleri sayılabilir. Sosyal Bilgiler denince akıllara ders olarak verilen bir çok disiplinli bilim dalı gelse de aslında yaşamın taşlarını bir araya toplayan bir sepetten bahsediyoruz. İnsanlar birleşir ve topluluk oluştururlar bu toplum yöneticiye veya bir düzenleyene ihtiyaç duyar. Burada uyum içerisinde huzurlu bir toplum oluşturulması için yöneticinin ve yönetilenlerin sorumlulukları vardır. Düzenleyenin adaleti veya toplumdaki bireyin ödevleri bunlara örnektir. İşte geçmişten bugüne bu durumla uğraşan yönetim organları Sosyal Bilgilerin canlanmasına öncül olmuştur. Amerika, Sosyal Bilgilerin sanılanın aksine daha önemli olduğunu fark ederek Sosyal Bilgilerin ders müfredatlarına girmesini savunmuş ve bu konuda John DEWEY gibi isimleri parlatmıştır. Bugünlere gelene kadar gerçekleşen seferler, göçler, coğrafi keşifler de Sosyal Bilgilerin sepetindedir. Coğrafya, Hukuk ve Vatandaşlık, Antropoloji, devletlerin ve insanlığın tarihi (Osmanlı, Bizans…) Sanat ve Bilim Tarihi, Arkeoloji, Nümizmatik, Paleografi, Jeoloji, Kronoloji, Filoloji, Etnografya, Etimoloji, Uluslararası İlişkiler, Siyaset, İşletme, Ekonomi, Coğrafya (beşeri, ekonomik, sosyal, siyasi, kültürel)Demografi, Dilbilim Sentaks (söz dizimi), Fonetik (ses bilgisi), Fonoloji (Ses bilimi), morfoloji (biçimbilim), pragmatik (edim bilim)Hukuk, Psikoloji, Sosyoloji, Antropoloji (sosyal ve kültürel), Teoloji (Evet Din), İletişim bilimleri, Eğitim bilimleri, Sosyal hizmet, Müzikoloji, Kriminoloji (Suç Bilimi), Etnoloji…

Benim yazarken zorlandığım bu disiplinleri tek çatı altında toplayan Sosyal Bilgiler dünya ve insanlık adına çok önemlidir. Korunmalı ve geliştirilmelidir. Yanlış politikalarla bu disiplinler arası bilim dalı yıpratılmamalıdır. Sosyal Bilgiler eğitimcileri değerlidir, bu kadar konuyu eğitim olarak veren ve konulara hakim olan iyi bir Sosyal Bilgiler öğretmeni en değerli madenden bile önemlidir. Bilgi diker, insan yetiştirir. Ülkem olan Türkiye’de Sosyal Bilgiler öğretmenleri maalesef 155 kişilik kontenjanlarla atanmakta, görevlerine yerleştirilmekte. Sosyal Bilgilere verilen değerin artması, geleceğe verilen değerin artmasıyla eşdeğer sayılabilir. Eğitim, insanlığı geliştirecek olan yegane etmendir. Güncel dünya kültürlerinin çoğunda Sosyal Bilgiler kıyıdan köşeden kullanılmaktadır. Sosyal Bilgilere temas etmemiş toplum yoktur. Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu ve ilk cumhurbaşkanı Mustafa Kemal ATATÜRK gibi liderlerin bu bilime yaptığı katkıları görmek, Sosyal Bilgileri geliştirdiğini görmek insanlık için sevindirici… Atatürk ne yaptı?

Dil Tarih Coğrafya Fakültesini, Türk Tarih Kurumu ve Türk Dil Kurumunu açtı.

Sosyal Bilgiler alanında eğitim görmeleri için yurtdışına öğrenciler gönderdi ve ülkesine uzman kişilerden aktarılan Sosyal Bilgileri getirdi.

Arkeolojik kazılar yaptırdı ve Arkeolojinin gelişmesi için uğraştı.

Yabancı, uzman sosyal bilimcileri Türkiye’ye getirdi.

Türk Tarih Kurumunu kurdu.

Türk Dil Kurumunu kurdu.

Halk Evleri açarak Sosyal Bilgilerin gelişmesini ve yayılmasını sağladı.

Atatürk’ün ülkesi için yaptıkları yeniliklere, müdafaalara ve hayatını Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne adamasına tüm Türk halkı minnettardır.

Sosyal Bilgilerin geliştiği toplumlar, gelişmiş toplumlardır. Dünya üzerinde nereye baksanız fen yada sosyal bilim göreceksiniz. Bizler eğitimle yeşereceğiz.

Dünyada her şey için, medeniyet için, hayat için, başarı için, en hakiki mürşit bilimdir, fendir. Benden sonra beni benimsemek isteyenler, bu temel mihver üzerinde akıl ve ilmin rehberliğini kabul ederlerse manevî mirasçılarım olurlar. Eğer bir gün benim sözlerim bilimle ters düşerse bilimi seçin.” /// Mustafa Kemal ATATÜRK

Sosyal Bilgiler hakkında düşünceleriniz yorumlarda belirterek bizlerle sohbet edebilirsiniz.

  • Sos. Bil. Öğrt. Mustafa BAHAR

Yazı kategorisi: Güncel, OKU, İnsan

DAMGALA-MA

Yitirdiğimiz dinleyebilme yetimizi, kaybettiğimiz empati duygumuzu, sabit ve saplantılı kötü fikirlerimizi, önyargılarımızı konu alan, belki de birçoğumuzun izlediği, izlemeyenlerin ise –kanaatimce- mutlaka izlemesini tavsiye ettiğim filmdir ‘’12 Angry Man’’. 12 Angry Man, 1957 ABD yapımı dram-suç dalında siyah-beyaz çekilmiş bir filmdir. Film dönemin şartları elvermesine karşın, dram unsurunu iyi yansıttığını düşündükleri için siyah-beyaz çekilmiştir. Özet olarak filmi ele alırsak; işlenen bir cinayet, cinayetin zanlısı olduğu düşünülen maktulun oğlu ve 12 jüri üyesi üzerinden şekillenir film.

Filme şöyle bir bakacak olursak; babasını öldürmekle suçlanan 18 yaşındaki bu gencin hayatı 12 jüri üyesinin iki dudağı arasındadır. Genç adam suçlu mu? Suçsuz mu? Gencin suçluluğunun ya da suçsuzluğunun kabul edilmesi için 12 jüri üyesinin fikir birliği sağlaması ise önemli. Oylar 12-0 olmalı. Filmin seyri de bu şekilde başlıyor. Mahkemece sunulan delilleri dinleyen jüri üyeleri dinlenmek ve karar vermek için bir odada bir araya geliyor. Dinledikleri deliller, gencin yaşadığı çevre ve yaşantısı sonucunda jüri üyelerinin aklında genel bir yargı var. Genç suçlu. Oylama yapılır ve sonuç 11-1. 11 oy suçlu. 1 oy suçsuz. Suçsuz oyunu kullanan 8. Jüri üyesi Davis. Beyaz takım elbisesi, çoğunluğa uymaması ve başkaldırma cesareti göstermesi ile sanki filmin içindeki adil yanımız. Aslında bir gerekçesi yoktur Davis’in suçsuz derken. Ama peşin hükümdense, içindeki şüphe kıvılcımı onu bu süreçte, bir gencin hayatı söz konusu iken düşünmeye sevk eder. Aynı zamanda diğer Jüri üyelerinin de düşünmesini ister.

Film de örneğini gördüğümüz ön yargı kavramı; aslında hayatımızda çok sık rastladığımız, birçok kez bizlerin de yaşadığı bir durumdur. Olumsuz deneyimlerimiz, geçmişten bu yana izini taşıdığımız üzüntülerimiz karşımızdaki insana karşı peşin hükümlü olmamıza neden olur. İnandığımız doğrularımız, bizi ön yargılı olmaya iter. İnanmasak, karar veremeyiz çünkü. Sonuç olarak, kötü inanışlarımız ve geçmişimiz ile o insanı etiketlemiş oluruz. Ama o insan o muameleyi, o etiketi gerçekten hak ediyor mu? Karşılaştığımız bu gibi durumlarda ön yargımız bir elma kurdunun, elmayı kemirmesi gibi; yavaş yavaş içten içe kemirir durur bizi. Ve film de geçen o güzel cümle: ‘’Böyle bir durumda ön yargıyı bir tarafa atmak çok zordur. Ne zaman ön yargınızı kullansanız, gerçekleri göz ardı edersiniz.’’

Bahane bulmak, suç aramak, hatta suçlu bulmak, daha öncede konuştuğumuz gibi günah keçisi ilan etmek biz insanoğluna çok basit gelir. Egolarımız, ihtiraslarımız karşımızdaki insanı anlamamıza engel olur. Bir başkasının yerine kendimizi koyup düşünmek biz küçük canlılara hem kompleks gelir, hem de zaman alıcı. Zaman alıcı olduğuna inandığımız da empati yeteneğinin yerini ön yargı alır. Filmin can alıcı sahnelerinden bir tanesi daha: ‘’ Varsayalım yargılanan sendin, sen ne yapardın?’’ Sahi biz ne yapardık? Muhtemelen karşılaştığımız muameleye isyan eder, insanları anlayışsızlık ile suçlardık. Yaptıklarının yanlış olduğunu dillendirir durur küplere binerdik. Küplere binerdik, çünkü işin ucu bize dokundu diye. Bizim canımız yandı diye.

Zihnimizin zincirlerini kırdığımız, farklı dünyalara açıldığımız geniş pencerelerden baktıdığımız bir ömür dileğiyle. Sağlıcakla kalın.

Yazı kategorisi: Edebiyat, İnsan

Çocukça Öykü


Genç ruhların kendilerine hükmeden yanlarını seviyorum dedi İlmek. Bunu bir delikanlının enerjisine, yahut yumuşak saçların beyinleri süsleyen yanlarına kanarak mı söylemişti?

Öyle ya da böyle gerçek yalnızca, çocukluğunu yitirmiş kimselere ilgi kırıntılarını vermediğiydi. Havası alınmış top, kanatsız kuş ne ise, ruhunu yaşına teslim etmiş her kim de aynıydı onun için.


Gençlik duygusu bir hayalden ibaret olsa, insan kalan ömrünü hangi hayale sığdırabilirdi? Boş bakışların ardında gizli olanı görmeliyim, dedi İlmek. Bu bazen boş çaba ise ellerinden kayıp giden balonlar gibi saygıyla ardından bakmalıydı.


Tüm bu düşünceler vücudunun en dip noktalarını fethederken ardında kopan gürültüye dönüp baktı.
Boyası silinmiş bir simitçi arabası, yılların eskitilmişliğine boyun eğercesine devrilmişti. Şükür ki içinde tek tük kalan simitler, martılara yem olma şansını yakalamışlardı. Uzaktan bakan işsiz adamlar, o martıların yerinde olmayı yeğledi.

İlmek, kopan gürültünün beton zeminle tepsinin buluşmasından kaynaklı olduğunu anladı. Orada bir şeyler yapmalıydı. Hep yapardı zaten de bu kez Einstein’in zaman teorisine kafa tutarcasına bekledi. Bu bekleyiş, saatlerin ömründen pek çok şey çalabilirdi.


İyiliği kambur gibi sırtında taşıyan bir delikanlı belirdi o sıra. Elleri simitçinin imdadı kadar ürkek ve gözleri havada uçuşan martılar kadar keskin…


Sihirli bir anın gettosunu çiz deseler, sanırım sanatçılar bu anı çizerlerdi. İkilem arasında kaybolmuş bir andı böylesi de…
İlmek, kaldırımlarda bekleşen çocukların neden orada durduklarını bilmeden bakıyordu. Kendisi de çocuklardan özendiği bu bekleyişleri bir kaldırıma sığdırabilirdi şimdi.

Vakit akşamın son hecesiydi. Son harfini alfabeye sığdırmış lügatlar gibi tıka basa dolmuştu gözleri. Yarım yamalak bakarken ellerine uzanan ipek mendili anlamaya çalıştı.

Simitçinin gün sonu yorgunluğunu alan delikanlı karşısında duruyordu.
Bir mendil hep böyle beyaz kalabilir mi, dedi İlmek. Kendinden başka duyan olmadı.

Avuçlarından göz pınarlarına ulaşan mendilin ucu, sonunda görevini yapmanın rahatlığı ile saldı kendini.
Rahatlığın içinde kaybolan yalnız mendil değil, delikanlının bakışlarıydı da.
İlmek, genç bakışların çocuksu huylarını sezdi. Bu çocukluk hep yanı başında kalmalıydı.


Ahh şu çocukluk, dedi mendili sıkarken. Ahh şu çocukluk…

Yazı kategorisi: Kişisel Gelişim, OKU, İnsan

NASIR

Birçoğumuzun bildiği; elimizin içinde, ayak tabanında rastladığı bir durumdur nasır. Nasır bir deri hastalığıdır. Baskıya ve sürtünmeye maruz kalan deri yüzeylerinin sertleşmesi ve deri tabakasının kalınlaşmasıdır. Derinin kendini savunmak amacıyla yüzey sayısını arttırmasıdır. Bir kaplumbağanın kabuğuna kaçması gibidir derinin nasırlaşması. Kendini korur ve nasırlaşır. Her baskıda biraz daha artar, biraz daha kalınlaşır ve olgunlaşır.

Nasırlaşan derinin tabakalarını arttırıp kalınlaşması, olgunlaşması gibi; insanoğlu da karşılaştığı zorluklar ile zamanla olgunlaşır. Büyütür yaşadıkları insanları. Evrende var olan her şey insanlar içindir. Neşe de, acı da, mutlulukta, zorluklarda. Zaman akar, tarih döner. İnsan bazen güler, bazen de ağlar. Güldüklerini çabuk unutur, ama ağladıklarını çok zor. Sahi bir kez güldüğü bir olaya tekrar güler mi insan?Belki. Bir kere, iki kere, bilemedin üç kere. Peki ya dördüncüsünde? Gülemez, gülse de eskisi gibi olmaz. Lakin ağladıkları öyle mi. Her aklına düştüğünde, her ağladığında, her hatırladığında, içinde tuttuğu izi yeniden görür. Kabuk tutan yarasını tekrar kanatır. Yarasına tekrar tuz basar. Tuz bastığı an olgunlaşır işte. Bilir o yaranın kendini yorduğunu, daha çok kanattığını ve bir o kadar da büyüttüğünü. Yaranın büyüttükçe hayatına getirdiği yenilikleri, düştüğü yerden kalktığında başlayan güzellikleri. Eskilerin o güzel sözünü anımsarım. ‘’Olanda da, olmayanda da vardır bir hayır.’’ Olmayanlar hep hevesimizi kırar gibi gelir bizlere. Aslında olanların bizi olgunlaştırması gibi, olmayanlarda olgunlaştırır. Sabrımızı arttırır.

Gönlümüzde izini taşıdığımız, sabrımızı ve yüreğimizin kabuklarını arttıran bu olmayanlar; kalbimizin ağır yükü, sırtımızın kamburu gibidir. Eşe dosta, ele anlatamadığımız; içimize söyleyip ağırlığımızı arttırdığımız, dilimizin dönmediği olmayanlar, yükümüzü daha da ağırlaştırır. Daha çok yaralanmamak adına, dil şifasını suskunlaşmakta bulur. Gönül de durgunlaşır. Bu olmayanları affetmedikçe; ne yükünü hafifletir insan, ne de bülbül olup dillenir. Kemal Sayar‘ın dediği gibi ; ‘’ Affetmekle yüzümüz geleceğe döner, geçmişin zindanından kendimizi azat ederiz. Affetmek yanlışı geçmişe yerleştirir ve geleceği onun etkisinden kurtarır. Genişler gelecek. Affetmek unutmak değil, sadece mütecavize duyulan öfke ve hıncın içimizden geçip gitmesine izin vermektir.’’ Affetmek, bir kuş olup; özgürlüğe kanat çırpmaktır. Yüklerimizden, söylemediklerimizden arınmak; yaralarımıza tuz basıp acıtmak yerine sarıp sarmalamaktır.

Bolca affettiğimiz, kırdıysak affedildiğimiz; yara sarıp yaramızı da sarmalayabildiğimiz bir olgunluğa eriştiğimiz; güzel sabahlı yarınlara, umut dolu geleceğe doğru kanat çırpıp, özgür bir kuş misali uçtuğumuz yarınlar dileğiyle. Sağlıcakla kalın.

Yazı kategorisi: Eğitim, sosyal bilgiler

Sosyal Bilgiler’de Yaratıcı Drama Örneği

SOSYAL BİLGİLER 7. SINIF DRAMA DERS PLANI

1.BÖLÜM
DERSSosyal Bilgiler
SINIF7. Sınıf
ÖĞRENME ALANIKültür ve Miras
KONUİNSANI YAŞAT Kİ DEVLET YAŞASIN  
SÜRE40’+40’+40’=120 dk. / 1 haftalık ders saatinde bu kazanım işlenecektir.
2.BÖLÜM
KazanımlarSB.7.2.2.    Osmanlı Devleti’nin fetih siyasetini örnekler üzerinden analiz eder.
Değerler / Beceriler     DEĞERLER Kültürel Mirasa Duyarlılık,Estetik BECERİLER;   Değişim ve sürekliliği algılamaKanıt kullanmaKeşfetmeZaman ve kronolojiyi algılama
Yöntemler / Teknikler  Rol oynama DoğaçlamaÖykünme (Taklidi oyun)Hayal oyunu Rol değiştirmeZihinde canlandırmaÖykü/Olay canlandırmaTüm grup dramaLider ÖğretmenAnlatım, Soru-cevap, gözlem, Proje, Tartışma, Beyin fırtınası, Gösteri, Drama, Rol yapma
Kullanılan Eğitim Teknolojileri-Araç, Gereçler ve KaynakçaAkıllı TahtaEBAİstanbul’un Fethi HaritasıFatih Sultan Mehmet Han Portresi1453 Savaş Tablosu1 Siyah bant A4 kağıtları (80 adet)Fon kartonu (8 adet = 4siyah, 4beyaz)Havlu veya bez (standart boyut/ 40cm-30cm)Büyük kumaş (1m2)  
Öğretme-Öğrenme Süreci: Dikkati ÇekmeGüdülemeKeşfetme Açıklama  Dikkati Çekme Öğrencilere işlenecek kazanımın İstanbul’un fethi ile ilgili olduğu söylenir ve öğrencilere konu hakkında bilgileri var mı diye sorularak dikkat çekilir. Öğretmen derse giriş yapar ve akıllı tahtadan ilgili konu anlatım notlarını açar. (Şekil 1.) Konu anlatımına geçilir. Güdüleme Sonraki 2 ders boyunca İstanbul’un fethi canlandırılacak, yaratıcı drama etkinliği yapılacağı belirtilerek öğrenciler derse güdülenir. Keşfetme Öğrencilere savaşın tablosu (şekil 2.) ve dönemin İstanbul haritası (şekil 3.) açılır ve drama etkinliğine geçilir. Öğrencilerin yaparak yaşayarak keşfetmesi için öğrenciler güdülenir. Açıklama En son ders konu toplanır ve özetlenerek öğrencilere açıklanır. Yapılan drama etkinliğiyle kazanımın akılda kalıcılığı arttırılmaya çalışılır.
                  Derse Geçiş      BÖLÜM 1- (30 DK) Konu Anlatımı, Osmanlı Devleti’nin fetih yaparken İstimalet Politikası (Fethedilen yerlerdeki halkın din, dil ve geleneklerine saygı duyulması) Gaza ve Cihat anlayışı (İslam dinini yayma ve koruma) ve MİLLET SİSTEMİ (halkın ırk esasına göre değil din esasına göre teşkilatlandırılması) anlayışının benimsendiği söylenecek.Bu uygulanan politikaların fethedilen yerlerde halkın devlete bağlılığının artmasına neden olduğu belirtilecek.İstimalet Politikasının dört aşamada uygulandığı (*Fetih öncesi hazırlıklar* Fetih sonrası halkın alıştırılması*Adil yönetim ve halka tanınan özgürlükler) belirtilecek. AHİDNAME imzalanarak fethedilen yerlerdeki halkın can ve mal güvenliğinin sağlandığı söylenecek.Osmanlı Fetihlerinin kalıcı olmasını sağlayan dört önemli teşkilatının olduğu belirtilecek. (*ABDALAN-I RUM: Fethedilecek bölgeye askerlerden önce gidip, insanların gönlünü kazanmaya çalışanlar. Bunlara Derviş veya Abdal da denir. *AHİYAN-I RUM: Ahilerin kurduğu örgüttür. Moğol istilasından sonra Anadolu’da birliği sağlamada ve Osmanlının kuruluşunda önemli rol oynadılar. BACİYAN-I RUM: Ahi teşkilatının kurucusu Ahi Evran’ın karısı Fatma Bacı tarafından kuruldu. Vatan savunmasında eşlerine yardımcı oldukları gibi kültür ve sanatta da ilerlenilmesini sağladılar. GAZİYAN-I RUM: Cesur yiğit anlamındaki ALP Müslüman olunduktan sonra gazi olarak isimlendirilmiştir. Gaza ve cihat ruhu ile hareket eden bu kişilerin oluşturduğu örgüte denir.)           Şekil 1. Konu Anlatım Sunusu     *Konu anlatımı sonrası öğrencilerin sıkılmaması ve yorgunluklarını atması için son 10 dakika hem drama etkinliğine hazırlık yapılır hem de rahatlama ve sonrasında ısınma aşamasına geçilir. İlk ders böyle bitirilir.                            

  Hazırlık-Isınma Çalışmaları Aşaması (10 dk.)
Katılımcılar mehter marşı eşliğinde iç içe iki daire halinde zıt yönde yürürler. Öğretmen(lider) marşı kapatınca her iki dairedeki taraf öğrenciler (Bizans- Osmanlı) dururlar ve kendi gruplarına ayrılırlar. Malzemelerin hepsi hazırlanır ve dağıtılır, Siyah bant= öğretmen krokide belirtilen ilgili deniz sınırlarını belirler.A4 kağıtları (hepsi kullanılmış kağıtlar da olabilir) = 80 kağıdın yirmisiyle gemi yapılarak 10 Bizans/ 10 Osmanlı şeklinde öğrencilere paylaştırılır. 20 kağıttan 10 kılıç (5’i Osmanlı, 5’i Bizans) ve 10 ok (5’i Osmanlı, 5’i Bizans) yapılır. 10 adet kağıt buruşturularak top güllesi yapılır. 8 Fon kartonu = 3 siyah fon kartonu her biri ikiye bölünüp şapka yapılarak Osmanlı tarafındaki 6 öğrenciye denizci şapkası olarak dağıtılır. 1 siyah fon kartonu tekrar ikiye bölünüp 2 adet silindir yapılır. Bu silindirler Şahi topları olacaktır. 3 beyaz fon kartonu her biri ikiye bölünüp şapka yapılarak Bizans tarafındaki 6 öğrenciye denizci şapkası olarak dağıtılır. Geri kalan 1 fon kartonundan ikiye bölünüp silindir halinde Grejuva silahı yapılır. Havlu veya bez = öğretmen başına kavuk gibi sarar. (Kavuk Osmanlı dönemin de pamuktan yapılmış daire şeklin de sarılmış ve erkeklerin kafalarına taktıkları şapka türüdür.)Büyük kumaş = öğretmen padişah elbisesi gibi giyer.        

    Derste açılacak görseller ve marşlar         Savaş Tablosu Şekil 2.               1453 İstanbul’un Fethi Haritası   Şekil 3.     Gemilerin Karadan Yürütülmesi Şekil 4.             Şehre Giriş Şekil 5.         Ayasofya Kilisesi (1453) Şekil 6.     Hücum Marşı: https://www.youtube.com/watch?v=7VG5HU9U4QYSurlardan İçeri girişte Ceddin Dede:  https://www.youtube.com/watch?v=ZXZMIC-Z-XA      

  2. Ders / Canlandırma (Oyunlar) Aşaması (40+30 dk) *Teneffüste dinlenme arası sonrası hemen aksatmadan kalınan yerden devam edilmelidir.   Drama canlandırılırken tek tek karakterlere konuşmalar atanmadığı için, grup halince hareket edileceği için konuşma metnine gerek yoktur. Sadece lider öğretmen yönlendirmeleri yapmakla mükelleftir.   Sınıf sıraları sınıfın kenarına U şeklinde sıralanır ve drama için mekân oluşturulur. Roller belirlendikten sonra kostümler giyilir. Öğretmen büyük kumaşı omzuna atarak elbise yapar ve havluyla başına kavuk yapar. A4 kağıtlarından kâğıt gemiler yapılarak ilgili alana yerleştirilir. Öğretmen masasının karşısı yani sınıfın sonuna siyah bantla deniz sınırları çizilir. Çizilen sınırların içine 1 adet kâğıttan gemi konulur. Okul sıralarının masa kısmı sağa ve sola ayrılan grupların arasına kale duvarları gibi dizilir. Oturaklardan silah olan top yapılır. Top yapımı için önceden alınan fon kartonu silindir şekline getirilerek bantlanır ve oturaklara ağzı Bizans surlarına(masalara) gelecek şekilde konumlandırılır. A4 kağıtlarından kılıçlar yapılarak 2 gruba da verilir. İlk grubun kılıcı Osmanlı kılıcı gibi kısa ve geniş, ikinci grubun kılıcı Bizans kılıcı gibi uzun ve ince olacak şekilde yapılmalıdır. Öğretmen Osmanlı cenahında orduyu yöneten padişah Fatih Sultan Mehmet olarak etkinlikte lider öğretmen olur. Tahtaya Fetih 1453’ü canlandıran görseller açılır ve arka fonda mehter marşı açılır. Kapı tarafına da deniz sınırları bantla belirlenerek deniz sınırlarının içine kesikli çizgi halinde tekrar bantla zincir efekti verilir. Bu zincirlenen İstanbul Boğazı’nı canlandıracak kısma Kaptan Halil Paşa rolünde öğrenci yerleştirilir ve birkaç kâğıt gemi de aynı konuma yerleştirilir.  Kale duvarları ve deniz kenarlarına Bizans grubunun kâğıttan yapılan ok ve yay kuşanmış okçuları konumlandırılır. Fatih Sultan Mehmet rolündeki öğretmen “saldırın yiğitlerim” diyerek buruşturulmuş kağıtları sanki toptan atılmış gibi Bizans tarafına ordu rolündeki öğrencilerin atmasını ister. Top atışı altındaki Bizans’a Halil Paşa komutasındaki gemiler aracılığıyla deniz yolundan da saldırılır fakat zincirler yüzünden Osmanlı cenahından kayıplar verilerek başarılı olunamaz. Bunun üzerine lider öğretmen askerlerine gemileri karadan yürüterek diğer cepheye yani zincirsiz olan sınıfın sonunda konumlandırmalarını söyleyerek denize gemileri karadan yürütür. Denize inen gemilerin saldırdığı ve topçuların deldiği surlara Ulubatlı Hasan rolündeki öğrenci sıranın üstüne çıkarak surlara tırmanmış olur ve Türk bayrağını sallar. Fatih Sultan Mehmet’in emriyle surlar yarılarak Osmanlı ordusu Konstantinapol şehrine girer ve halka zarar vermeden Ayasofya’ya ilerler. Padişah Ayasofya kilisesinde tahta oturarak halka eziyet edilmeden düzenleri korunarak hoşgörü içerisinde yaşanmasını emreder ve mehter marşı kapatılarak el birliğiyle ortalık toplanır. Drama etkinliği sonlandırılır.    

3.Ders/ Rahatlama Aşaması (2 dk.) Herkes gözlerini kapatarak kendini tahtadaki İstanbul’a bakarak oranın fatihi gibi hayal etsin ve deniz sesi eşliğinde zaferin tadını çıkarsın denilerek öğrenciler rahatlatılır.    

Değerlendirme ve Tartışma Aşaması (8 dk.) Ders sonunda savaşın değerlendirmesi hazırlanan şablondan özetlenir:   Drama sürecinin derste öğrenilmesi gereken kavram ve ilgili kazanım bilgilerini somutlaştırarak öğrenim gerçekleştirildi mi? Sorusunu cevaplamak için, soru-cevap etkinliğiyle ve kazanım testi ödeviyle ölçme yapılır. Soru cevap etkinliği biraz daha eğlenceli olsun diye belirlenen uygulama üzerinden interaktif çarkıfelek uygulaması kullanılır.

Soru-cevap etkinliği için kullanılacak uygulamanın adresi: https://www.sosyalbilgiler.biz/ssb/bizden7/2un/722/cs/index.html   * Uygulamada ilk başta belirlenecek grup sayısı 2 olmalıdır. Öğrenciler Bizans ve Osmanlı şeklinde gruplandırılmalıdır.   Son olarak öğrencilere akıllarına takılan soruları olup olmadığı sorulur ve ölçme ödevleri verilerek (EBA kazanım testler sb.7.2.2. tarama) ders bitirilir.        
3.BÖLÜM
Ölçme-Değerlendirme EBA etkinlikleri ve Kazanım Testlerinden yararlanılacak.Ödev olarak kazanımla ilgili EBA kazanım testleri verilecek.Sınavda ilgili kazanımla ilgili işlenen konulardan sorular sorularak öğrenme süreci değerlendirilmiş olacak.
Dersin Diğer Derslerle İlişkisi  Tarih, Coğrafya, Siyaset ve Hukuk  
4.BÖLÜM
            Planın Uygulanmasına İlişkin Açıklamalar:                Konu anlatımı ve drama sırasında sürekli aralarda bilgiler verilmelidir. Ders süresince kazanımla ilgili önemli noktalar, İstanbul’un fethedilmesinin nedenleri şu şekilde belirtilecektir: *Bizans’ın beylikleri ve şehzadeleri kışkırtması *Haçlıları Osmanlı üzerine kışkırtması *Osmanlının fethe çıktığında arkasında tehdit bırakmak istememesi *Osmanlı toprak bütünlüğünü bozması *Karadeniz ticaret yolunun ve boğazların ele geçirilmek istenmesi      Fetih için yapılan hazırlıklar şu şekilde belirtilecek; *Batıdan gelecek yardımlara karşı Balkanlarda ordu bekletildi *Rumeli Hisarı yapıldı *Şahi adı verilen toplar döktürüldü *Yürüyen kuleler yapıldı *Denizden kuşatma için donanma hazırlandı *Haliç’e donanma indirildi *Anadolu ve Balkanlardaki devletler ile barış yapıldı.  Bizans’ın aldığı önlemler şöyle sıralanacak *Surlar tamir edildi *Haliç’e zincir çekildi *Haçlılardan yardım istendi. 9-6 Nisan 1453 de kuşatmanın başladığı ve 29 Mayıs 1453 de İstanbul’un fethedildiği anlatılacak. Son derste İstanbul’un alınmasının sonuçları şöyle açıklanacak: #TÜRK TARİHİ AÇISINDAN SONUÇLARI: *İstanbul başkent oldu *Toprak bütünlüğü sağlandı *Ticaret yollarının kontrolü Osmanlıya geçti *Peygamberimizin hadisi gerçekleşti 2. Mehmet Fatih unvanını aldı. #DÜNYA TARİHİ AÇISINDAN SONUÇLARI: *Doğu Roma İmparatorluğu yıkıldı *İstanbul’dan Avrupa’ya giden bilim insanları Rönesans ve Reformun başlamasında etkili oldu *Topların surları yıktığının görülmesi derebeylik sistemini zayıflattı *Orta Çağ sona erdi Yeniçağ başladı.          

YARATICI DRAMA ETKİNLİK KROKİSİ

-Mustafa BAHAR                                                                                                                                                   
Sosyal Bilgiler Öğretmeni                                                                                                             

Yazı kategorisi: Eğitim, Güncel, İnsan

Çocuklar Ne ÇizMEZ ?

Bir yazı önce çocukların neler çizebileceğinden bahsetmiştim. Şimdi ne çizemeyeceklerinden bahsedeceğim.

Çocuklar dönemlere göre çizim yetileri kazanır. Bu yazıda 7 ve 12 yaş arası yani yaşadığını anlamlı bir şekilde resme aktarabilen çocukluk dönemini ele alacağım. Günümüzde yaşanan çocuk istismarı olaylarında çocuklardan delil veya ifade olarak istenen çizimler, çocukların yaşadıklarını olduğu gibi aktaran canlı bir video gibidir. Bu çizimler bilinçli insanlarca okunmalıdır. Çizim nasıl okunur? resmin anlattığı her zaman anladığınız gibi olmayabilir. Resmi tüm yönleriyle ve çizen çocuğun tavırlarıyla yorumlamalıyız. Örneğin suskun ve ürkek bir çocuğun çizdiği babasının ellerinin başından büyük olduğu veya parmaklarının aşırı belirgin olduğu resim gördüğümüzde aklımızda baba tarafından çocuğa uygulanan bir şiddet var mı? sorusu takılmalıdır. Çocuklar genelde korktukları veya akılda kalıcı hisler yaşadığı obje, uzuv veya kişileri resimlerinde daha büyük ve ürkütücü resmeder. Diğer bir örnekte bir çocuk elinde sopa tutan annesiyle kendisini çizer, burada çelişkili bir durum vardır. Bu çelişki çocuğun ve annenin resimde yüzünün gülmesidir. Bu resim okunurken çocuğun ruh hali dikkate alınmalıdır. Çocuk burada oynadığı bir oyunu resmetmiş olabilir veya çocuk annesinden gördüğü şiddeti ve aklına kazınan korkunç, kızgın yüzleri, ağlamaları hayalindeki mutlulukla resmedebilir. Yani, aslında kızgın olarak çizmesi gerektiği şiddet gösteren anneyi hayallerindeki mutlu anne imajıyla çizebilir. Burada çocuğun tavırları önemlidir. Çocuk suskun ve tedirginse burada bir sıkıntı aranabilir. Hiç bir bulgunun olmadığı durumlarda uzmanlarca önceden planlanarak kısa süreliğine çocuk ile anne bir koridorda karşılaştırılabilir. Bu karşılaşmada çocuğun mikro ifadeleri her şeyi ortaya koyar. Çocuk uzmana yaklaşırsa veya gördüğünde farklı bir kişiliğe bürünürse gördüğü kişiden şiddet görmüş olabilir. Çocuk anne diye bağırıp annesine sığınmak isterse yine mikro ifadeler gözetilmelidir. Çünkü bazı istismarlarda çocuk bunun bir oyun olduğunu, ailesinin onu sevme şeklinin bu olduğunu sanabilir. Ters ve çocuğun aklını karıştıracak sorulardan sonra çocuğa dünya görüşü sorulabilir. Nasıl sorulur, maket oyuncaklardan bir gününün nasıl geçtiğini canlandırabilir misin? Gel seninle oyun oynayalım beni sevsene? Acıktın mı ne yemek istersin? ( bayat ekmek veya zeytin gibi çocukların isteme oranı düşük şeyler istemesi de istismar belirtisidir.) gibi sorularla çocuğun görüşlerine ulaşılabilir.

Genel bir çocuk, normal bir aile yapısında yetişiyor ve istismara maruz kalmıyorsa çizimlerinde her zaman diğer genel çocukların çizdiği nesneler yer alabilir. Örneğin bir genel çocuk bir ağaç, ev çizebilir belki sopa da çizebilir. Sopa belki dedesiyle çıktığı bir orman yürüyüşünde elinde tuttuğu değnek veya büyü oyununda kullandığı asa olabilir. Ama o sopayı çivili bir şekilde veya kendini hedef alırcasına çizen çocuklarda istismar aranmalıdır. Bir çocuk kendini bir yerde zincirlenmiş, karanlık bir odada üzgün, veya ekmek tarzında kolay ulaşılabilir besinleri sıklıkla çiziyorsa bir istismar aranabilir. Çocukların asla çizmeyeceği, istismar vakalarında asıl ve önemli delil sayılması gereken çizimler vardır. Bir çocuk yetişkin kişilerin bana bir resim çiz demesi üzerinde cinsel organ ÇİZMEZ. Bir çocuk cinsel birleşmeyi çizmez. Bir çocuk ilişkiye girmekle ilgili çizimler yapmaz. Bir çocuk karşı cinsin cinsel organını asla bilemez. Bilmemelidir, çizmemelidir. Bir istismar aramasında çocuk karşı cinsi, babasını, amcasını, arkadaşını, bakkal amcasını cinsel organıyla çiziyorsa o çocuk cinsel istismara uğramıştır. Bir çocuk cinsel birleşmeyi resmetmişse o çocuk cinsel istismara uğramıştır. Bu konuda yargı kesin olmalıdır. Bu bulguları gösteren çocuklar kesinlikle bir istismara uğramıştır. Birilerinin akıl vermesiyle veya göstermesiyle çizemez. Bir çocuk bunları sadece yaşamışsa çizer. Çocuklar geleceğimizdir, onları koruyalım. Onların korunmadığı, istismar edildiği her dakika bizlerin insanlığından götürür.

Cinsel istismara uğramış olması muhtemel çocukların çizim örnekleri;

Kaynak: https://cdn-acikogretim.istanbul.edu.tr/auzefcontent/20_21_guz/cocuk_resimlerinin_analizi/12/index.html
çocuk istismarı • Bigumigu
ÇOCUKLARIMIZIN VE HEKİMLERİMİZİN HAKLARINI BİLİYOR MUYUZ?

Son olarak sizce bu yazının altındaki en son resim bize ne anlatıyor? istismar belirtisi var mı? varsa nelerdir yorumlarda belirtebilirsiniz. Resmin analizini 1 gün sonra yorumlarda yapacağım(Resim??).

Not: resmi çizen çocuk kız.

Resim??
  • Mustafa BAHAR

Fikir ve yorumlarınızı yorumlar kısmına yazarak sohbet edebilirsiniz. Bizler sohbet kısımlarında okurlarımızla yazışmaktan sevinç duyarız.

Yazı kategorisi: Eğitim, Güncel, İnsan

Çocuk Ne Çizer ?

Çocukların çizimle ilişkisi 2 yaşından sonra başlamaktadır. 2 yaş öncesi çocuklara kalem ve silgi gibi yutabileceği, kendini yaralayabileceği materyallerin verilmesi güvenlik açısından uygun değildir. Çocuklar önce kalemi kağıda vurmayı öğrenir. Aile bireylerinin yardımıyla kağıtta kalemi sürüklediği zaman kalemin kağıtta iz bıraktığını yani kağıdı çizdiğini fark eder. Bu deney gözlem aşaması çok erken yaşlar için geçerlidir. Çocuklar 4 yaşları civarında yuvarlak karalamalar yapabilir, bir şeyleri karalama gibi de olsa çizebilir hale gelir. 5 yaşlarında bu yuvarlakları ve çizgileri kapalı şekillere çevirebilme yetisi kazanır. 4-6 yaşları çocuklar için anasınıfı çağıdır. Çocuklar 6 yaşından sonra gördüklerini kağıda aktarabilir hale gelir. Ev, insanlar, kuşlar ve gökyüzü gibi ne görürse kağıda aktarmaya çalışır. 7 yaşına gelen bir çocuk hayallerini çizebilir. Bu hayaller öyle uçuk kaçık olmaz. Kendi çapında çizgi filmlerde gördüğü gibi veya çevresinde gördüklerini birleştirerek bir şeyler ortaya çıkarır. Bu gözlüklü bir güneş, sakallı bir dolunay veya gözleri olan ağaçlar olabilir. 7 yaş sonrası çizimler giderek genel çocukluk yeteneklerinden çıkıp özel yeteneklere döner. Yani 10 -12 aralığında çocukların çizdiği resimlerde sanatsal bir yetenek aranabilir. Kısaca erken çocukluk döneminde çocuklar ne yaşarsa onu resmeder, ne görürse onu aktarır. Karalamalar yapar.

Bu anlattıklarımı bir şemada göstereyim;

  • Karalama Dönemi (2-4 yaş)
KAYNAK: Kasım 2017 Cilt:25 No:6 Kastamonu Eğitim Dergisi 2215-2228 Okul Öncesi Resim Eğitiminde Çocuğun Çizgisel Gelişimi (2-7 Yaş), Ulviye ÖZÖNDER AYDIN
Kastamonu Üniversitesi, Eğitim Fakültesi, Temel Eğitim Bölümü, Sınıf Eğitimi
Anabilim Dalı, Kastamonu

3.5 yaşındaki bir çocuğun çizim örneği:

KAYNAK: Kasım 2017 Cilt:25 No:6 Kastamonu Eğitim Dergisi 2215-2228 Okul Öncesi Resim Eğitiminde Çocuğun Çizgisel Gelişimi (2-7 Yaş), Ulviye ÖZÖNDER AYDIN
Kastamonu Üniversitesi, Eğitim Fakültesi, Temel Eğitim Bölümü, Sınıf Eğitimi
Anabilim Dalı, Kastamonu
  • Değişen Simgeler / Şema Öncesi Dönem (4-7 yaş)
KAYNAK: Kasım 2017 Cilt:25 No:6 Kastamonu Eğitim Dergisi 2215-2228 Okul Öncesi Resim Eğitiminde Çocuğun Çizgisel Gelişimi (2-7 Yaş), Ulviye ÖZÖNDER AYDIN
Kastamonu Üniversitesi, Eğitim Fakültesi, Temel Eğitim Bölümü, Sınıf Eğitimi
Anabilim Dalı, Kastamonu
KAYNAK: Kasım 2017 Cilt:25 No:6 Kastamonu Eğitim Dergisi 2215-2228 Okul Öncesi Resim Eğitiminde Çocuğun Çizgisel Gelişimi (2-7 Yaş), Ulviye ÖZÖNDER AYDIN
Kastamonu Üniversitesi, Eğitim Fakültesi, Temel Eğitim Bölümü, Sınıf Eğitimi
Anabilim Dalı, Kastamonu
  • Şematik Dönem (7-9 yaş)

İnsan ve şekil çizimleri derinleşir, gerçekliğe yakındır.

şematik dönem çizim özellikleri
Şematik Çizimler
  • Gerçekçilik (Gruplaşma) Dönemi (9-12 yaş)
Dezavantajlı Çocukların Sanatsal Gelişimleri Üzerine Bir Araştırma  Dezavantajlı Çocukların Sanatsal Gelişimi Üzerine
Görsel Sanatlar - ODTÜ Geliştirme Vakfı Özel Kocaeli Okulları
Kaynak: https://www.odtugvkocaeli.k12.tr/ilkokul/dersler/gorsel-sanatlar/
  • Mantık (Görünürde Doğalcılık) Dönemi (12-14 yaş)

Resimler bir olayı veya hikayeyi canlandırabilir. Gerçeklik olgusu yüksektir ve çizimlerde mantık aranabilir.

18 MART RESİM YARIŞMASI Çanakkale Zaferi Resmi Çizim Sayfası 2019 - Resimci  Abi
Kaynak: https://www.resimciabi.com/18-mart-resmi-cizim-18-mart-canakkale-zaferi-resmi-cizim-2019/
Kaynak: https://www.resimciabi.com/18-mart-resmi-cizim-18-mart-canakkale-zaferi-resmi-cizim-2019/

Bu şekilde çocukların çizimlerine bakılarak yaşları ve evreleri fark edilebilirken, resimlerin şekli ve anlam yapısına göre de çocukların iç dünyası gözlemlenebilir. Resimler çocukları anlamanın en güzel yollarındandır. Çocuklar ya istediklerini ya da yaşadıklarını çizerler. Çocukların çizimi, bir çocuk istismarını ortaya çıkarmakta en önemli delildir. Çocuk çizimleri küçümsenmemelidir, öğretmenler, aileler ve bir vakada uzmanlar çocuklara yaşadıklarını çizmelerini isteyerek bilgi edinmeye çalışmalıdır. Çocuk çizerken rahatlar. Çocuk çizerken daha özgürdür. Konuşarak anlatamayacağı veya anlatmasını bilmediği olayları çizimlerle anlatabilirler.

-Mustafa BAHAR

Kaynaklarını vererek faydalandığım tüm görsellerin sahiplerine teşekkür ederim. Herhangi bir gönülsüzlük olursa iletişim kısmından bizlere ulaşmalarını rica ederim.

Siz de yorumlarda çocukların çizimleri hakkında düşünce ve anılarınızı paylaşabilir, sohbet edebilirsiniz.

Yazı kategorisi: Kişisel Gelişim, OKU, İnsan

GÜNAH KEÇİSİ

Deyim ve atasözlerimizin bir çoğunda, hikayelerde ve hatta masallarda “Keçiler”den sıkça bahsedilmektedir. Kah inatçılıklarıyla, kah kaçmalarıyla yada günahlarıyla… Hepimizin bildiği ve yeri geldikçe de kullanmaktan da geri kalmadığı bir deyimdir; “Günah keçisi benmiyim.”

Scapegoat adı verilen ve dilimizce Günah keçisi olarak isimlendirilen bu deyimin kökleri, milattan öncesine uzanan eski bir Yahudi inancına dayansada, tarih boyunca süre gelen bir çok kültürde yer almış bir ritüelinde ismidir aynı zamanda . Peki neden Günah Keçisi denmiştir bu ritüle? Hadi hikayesine birlikte bakalım.

Anlatılan hikayelere göre; Yahudiler Eski Ahit’te Kefaret günlerinde günahlarını ve suçlarını, sembolik olarak bir hayvana – yani keçilere- yüklerlermiş. Biri günahları yüklenen keçi olmak üzere kura ile sürü içerisinden iki keçi seçilir;biri Tanrı’ ya diğeri ise Azazel’e adanırmış. Tanrı’ ya adanan keçi kesilir ve Tanrı’ya sunulur; günahları yüklenen keçi ise ya çöle bırakılır, ya da bir uçurumdan yuvarlanılırmış. Günah Keçisi Ayininin bir benzeri Antik Yunanda da ruh bulmuş, fakat tek bir farkla. Günahı yüklenenlerin insan olmasıyla. Antik Yunan’da Apollon adına düzenlenen festivallerde bir erkek ve bir kadın seçilir, şehrin dışına kadar taşlanır ve dövülürlermiş. İncilde de bahsi geçen Günah Keçisi Ayini başrahip duasıyla başlar, Tanrı’ya adanan keçi kesilir ve günahları sırtlanan keçi çöle salınırmış. Görüldüğü üzere birçok kültürde yer edinmiş olan bu ritüel, kişilerin günahlarından kurtulmayı umduğu ve suçlarını başka bir canlıya yükleyerek arınmayı hedeflediği bir duruma dönüşmüştür.

Tarih boyu süre gelen bu ritüeli enine boyuna düşündüğümüzde ve içsellerdiğimiz de,aslında insanın günahından arınmaktan ziyade suçunu başka bir yöne yöneltip, suçunun sorumluluğundan kurtulmayı hedeflediğini görürüz. Başımıza gelen hemen hemen her musibet ve belada; kaderimizi, hayatımızı suçlarız. Şartları suçlarız. Doğduğumuz büyüdüğümüz çevreyi ve ortamı;hatta yetiştirilme tarzımızı göz önünde tutup ailemizi dahi suçlarız. “Şu şöyle olmasaydı, böyle olurdu” , “ Falanca bunu bana demeseydi, ben o işi kesin yapardım” gibi hatta daha nicesi. Çok hızlı bir şekilde bir günah keçisi bulduk bile. O işi yapamamamızın suçlusu falanca değil aslında kişinin tam olarak kendisidir. O işin sorumluluğunu, başarısızlığını yada başarısını birlikte göğüslememesidir. Hepimiz insanız ve tercihlerimiz kadarız. Bazen doğruyuz bazende hatalı. Bu yüzden değil mi dünyada olmamız, iyiler yurdu cennetten ayrılmamız? Yapmak istediklerimiz kadar cesur, yapabildiklerimiz kadar başarılı, yapamadıklarımız kadar deneyimliyiz. Başarılarımız bizim olduğu kadar, hatalarımız da bizim. Suç bizim, aslında masum olan günah keçisinin değil. Suçu yüklenmek ve sorumluluğu almakta bizim.

İnsanoğlu olarak zekice günah keçileri bulmadığımız, sorumluluklarımızı omuzladığımız, yüklerimizi ve suçlarımızı sırtlanabildiğimiz bir hayat dileğiyle. Sağlıcakla kalın.✋🏻