Ay Yüzü

Merhaba gün aşan denizlerin karası,
Aşk girdabında bezendiğin mevsimler,
Baharlar dolusu memleketim,
Merhaba…
Avuç içi kahkahalardan sıyrılıp
Dua tebessümü ettiren derya,
Yakası hala beyaz, aşk gömleğim,
Akdeniz’in güzelliğisin.
Bir martı sesini özlemek şimdilerde,
Yalancı martılar eşliğinde yolların gözlemek,
Göçe mahkum kuşları yad edip severek
Tabii olduğum güzergah sensin.
Denize karışan akvaryumları hatırla.
Göğe uzattığımız aşkları da,
Yaş almış unutulmuşlara,
Buruşmuş bir çift avuca
Ölümü unutturan sensin.
Hayat bir uykudur,
Yaşamak, sana dalgın bir nefes.
Hasret, bülbülde kara kafes,
Bülbülün gülü sensin…


ZOR MUDUR?

Film LEON:Sevginin Gücü… Gözlerinizi kapatın. Sahneyi anımsamaya çalışın. “Hayat hep bu kadar zor mudur ? Yoksa sadece çocukken mi ?” diye sordu Mathilda. “Hep böyledir.” dedi Leon.

Bazen kendimizi yalnız hisseder, boşlukta kalır ve derdimizi kimselere açamayız. Gün olur bu durum dışa vurur, gün olur kimsenin dikkatini çekmez. Tadımızı kaçıran, yaşama karşı bizi yabancılaştıran olayların bizde yarattığı kaygı düzeyi hepimiz için farklıdır. Kaygı düzeyi farklı olduğu gibi, bireylerin de bu durumu belli etme şekilleri farklıdır. Kimisi çok sessizleşir, durgunlaşır olaylar karşısında; kimisi ise öfkelenir, hırçınlaşır. Ama bu süreçte insanları en çok yıpratan anlaşılamamaktır.

Anşılamamak deyince Nilgün Marmara’nın bir dizesi düşer aklıma: “ Yabancıların en yakınıydın sen.” der şair. Yabancıların en yakınıydın diye sitem ettiği kişi ise hayat arkadaşı, kıymetli yoldaşı, kocasıdır. Nilgün Marmara intihar ettikten sonra eşi yaptığı bir açıklamada “Şiir yazdığını bile bilmezdim. Bir kenarda pıtır pıtır bir şeyler yazardı.” der. Bu durum bize en yakınımızdaki insanların bile bize ne kadar uzak olabileceğini bir kez daha hatırlatır. Peki, Nilgün Marmara için ölüm neydi? Anlatamamak mı, anlaşılamamak mı? Bilinmez.

Anlatamasak, anlaşamasak da bir biz var bu garip dünyada. Kendimiz için bir biz. Umutlarımız için, hayallerimiz-hedeflerimiz için, sevincimiz üzüntümüz için bir biz. Sagopa’nın Toz Taneleri şarkısından bir kesit paylaşayım sizlerle bu noktada. “ Sakladım benim için beni bana, hatırlatır zor zamanda beni bana diye…”

Kendinizi başkaları için değil, kendiniz için değerli kılın. Sizi size saklayın. Kendiniz için yaşayıp, kendiniz için hatalar yapın. Düşüp dizleriniz kanadığında, üstünüz başınız toz toprak içinde kaldığında; o topraktan kendiniz için ayağa kalkın. Doğrulun. Tozunuz toprağınızla yani tüm tecrübeniz ile yola koyulun. Olanlara, geçmişe takılmadan, hayıflanmadan; elimizdekilere bakıp değerlerini kavrayıp, yeni lezzet bulup yürüyün.

Şimdi belki hayıflanırsınız, ama gün geçtikce şükredersiniz. Bazen varılacak menzildense, yürünecek yol daha kıymetlidir. Yolun tecrübesi bambaşkadır. Hamlığınızı yenin, kekremsi tadınızdan kurtulun. Dibi görün, ama gözünüzüde zirveden ayırmayın. Sabrınız taşsın, yıpranın, aşının. Bolca ağlayın ama gözyaşının peşine düşen o gülümsemenin lezzetini de anımsayım.

Velhasıl kelam kıymetli okurlar, bu dümdüz dünyanın size ihtiyacı var. Dünyanında, başarısızlığında, kötülüğünde yanlışında hakkından siz gelirsiniz. Sizin size, bizim size, bu dünyanın hepimize ihtiyacı var. Başınız öne düşsede, ayağınıza taş deysede, gözününüze yaş ilişip yüreğinize gam düşsede pes etmeyin. Üstadın da dediği gibi “Kafayı daima dik tutun.” Gamlanmayın. Dertlenmeyin. Umutvar olun.

Başınız dimdik, daima yolda olduğunuz bir ömrünüz olsun. Güzellikler yakanızda, hayalleriniz ve umutlarınız her zaman önünüzde olsun. Ömrünüz bereketlensin, işiniz gücünüz rast gitsin. Sağlıcakla.

ÇIRPINIŞ

Gözlerimin nemlenmesine alıştımda,

Şu yüreğimin çırpınışına bir türlü alışamadım.

Hiçbir zaman olmayacak belki.

Bir hayal,

Bir rüya,

Yada bir efsun olarak kalacak şu yalan ömrümde.

Sonu tatlı biten masallar gibi umut edişimde mutlu biter mi?

Bilmiyorum.

Kıymetimi çok sık tartıyorum.

Kimsenin hayatında bir izim bile yok.

Sadece biriktirdiğim gözyaşlarına sahip ömrüm.

Tek bir gün özlenmek,

Tek bir gün gerçekten sevilmek.

O sevgiyi sonuna kadar hissetmeyi,

O kadar çok istiyorum ki.

Bunun tarifi yok.

Doya doya, sımsıkı sarılmak sevdiğime.

Çok istiyorum.

Ömrüm masamdaki mumlar misali,

Bir gün tükenip gidecek.

Kimsesizliğimin yarası ve ben,

Yitip gideceğiz bu dünyadan.

Lal olan dilim,

Korlarda çevrilircesine söyleyemediklerine yanacak.

Kavuşmak mahşere,

Söylenmeyenler kara toprağa nasip olacak.

Yangınımızı yağan yağmurlar dindirecek.

Umudumuzu seher vakitleri yaşatacak.

Gönül bedende ağırlaştıkça,

🌍 denen mezar bize dar gelecek.

Sağlıçakla kalın, varolun ey ehl-i dünya !

Sağlıcakla…

Selam olsun Cemal Süreya’nın öperken koklayan, özlerken burnunun direği sızlayanlarına… Selam olsun Ahmed Arif’in umutları yok olan, kalbi kırılan çiçek gibi insanlarına… Selam olsun Neşet Ertaş’ın bağlamasındaki ayrılığa, yoksuzluğa… Hakkımız helal olsun bu yalan dünyaya…

Türkiye’nin Yakın Tarihi Prof.İlber ORTAYLI

İlber hocamın bu kitapta değindiği konular kısaca 5 konu halinde

  • I. Anayasa Tarihimiz(iki asırlık anayasa tecrübemiz)
  • II. Yakın Tarihimiz Üzerine Notlar ( 1.dünya savaşından günümüze mühim konular üzerine İlber hocanın kaleminden anlattıkları)
  • III. Türkiye’nin Dış Politikası
  • IV. Tarihten Miraslar (arkeolojik çalışmalar, saraylar,)
  • V. Eğitim Sistemimiz ( eğitim sistemimiz ve sınavlar hakkında yorumlar ve geçmişten bugüne kıyas)

# Bu kitabı okuduktan sonra İlber hocamın da dediği gibi ortaokul ve ilkokullarda hep takdirler havada uçarken neden lise ve lisansta tökezliyoruz diye soruyor insan. Türkiye eğitim yönünden daha çok gelişmesi ve özellikle temel atmada özel bir uğraş vererek gelişmiş ve konuya tam hakim temelli öğrencileri lisansa göndermeli. Liseler başlı başına bir konu… Boşa giden meslek liseleri, liselerin eğitim seviyesinde düşüklük gibi konular hepimizin liseyi hatırlamak istemiyorum demesine yol açabilmektedir. Kitabı bitirdikten sonra yasalardaki eksiklikleri yorumlayan ve geçmişten bugüne güzel bir hukuk tarihi sunan üstadın kitabından bilgiler kapmış oluyoruz.

Bireysel emeklilik nedir ?

Tüm detaylarıyla slayt halindeki dokümanı aşağıdan indirerek okuyabilirsiniz.

NOT: POWERPOİNT’le açmazsanız interaktif sunu bozulur. Google slaytlar v.s. açmamanız rica olunur. Sunuda bilgi yazmamaktadır. Word belgesinde bilgiler vardır. Sunu sadece interaktiflik açısından materyal olarak tasarlanmıştır.

ABD Marshall Planı

II. Dünya Savaşı sonrası ABD ile Sovyetler Birliği arasında kurulan iş birliği ortamı bozuldu. Avrupa devletleri  ABD ile Sovyetler Birliği ikilisinden birine sırtını dayamalıydı çünkü ekonomisi zayıflıyordu. Avrupaya Sovyetler sahip çıkmamalıydı eğer çıkarsa ABD büyük bir ekonomik kriz yaşayacaktı.En önemlisi yalnız kalacaktı. ABD, Avrupa’nın “Kızıl Tehlike”diye adlandırdığı  Sovyetlerin yayılmaması için Avrupa’yı maddi ve manevi olarak güçlendirmeliydi ama bu güçlendirme kendi kimliğini gölgelemeyecek şekilde ayarlanmalıydı. Nihai amaçları iplerini tuttukları bir Avrupa Birleşik Devletleri kurmaktı. Dışişleri Bakanı George Marshall Dünyada istikrar sağlanmadan ve bazı dış ülkeler kendi kendilerine ekonomik olarak yeterli hale gelmeden, ABD için uzun süreli bir barış ve refah söz konusu olamaz düşüncesindeydi ve bunun üzerine 1948-1951 yılları arasında antikomünist hedefleri olan bir ekonomik yardım paketi yayınladı. Bu pakette ekonomik yardım diye kendi ürettiği GDO’lu Altın pirinç, Margarin, Jeans’ler de vardı. Bir nevi kendi kültürünü yayarken bunu ticarete dökmeyi düşünüyordu. Bu yardım yapılmasaydı muhtemelen Sovyetler benzeri bir plan oluşturacaklardı çünkü gayeleri aynıydı. Kendi saflarına kurban çekmekti.İyi veya kötü oldu diyemeyiz.İyi yönleri de var mesela tüm ekonomileri ortalama  %300 büyüttü.Avrupada ticareti canlandırdı ama kötü yanları da vardı.Bu canlandırma tüm ülkelere pahalıya patladı.Silah sattı kodunu vermedi.İstediği savaşta kullandırdı.Uçak sattı yine kendi verdiği parayı kendinden alışveriş yaptırarak kazandı. Bu yardımdan akıllı olan ve az çok amacı tahmin edebilen ülkeler fayda gördü,buna Fransa örnektir.

Batı Avrupa Marshall Planını Amerikan emperyalizminin Avrupa’da yayılması için kullanılan bir araç olduğunun farkındaydı ama bu yardıma ihtiyacı vardı. Planın uygulamaya girmesinin ardından seçilen Avrupa ülkelerinin istediği meblağı Amerikalı bilimciler kendi çıkarlarına uydurarak ortalama %12 azaltıp gönderdi. Marshall Planı çerçevesinde, ABD, katılımcı ülkelere 13 milyar dolar civarında yardım yapmıştır. Avrupa’daki tüm yatırımlarındaki artış %1400 olarak gerçekleşmiştir. ABD, tek bir ortak pazar kurmanın yararlarına inanmış, kendisiyle işbirliğine açık ve sadık bir Avrupa yaratmıştı. Her şey kağıt üstünde iyi ve gelişmekteydi fakat gerçekte işin aslı böyle değildi. Örneğin Türkiye, ABD’nin plana almadığı 2. Dünya savaşına girmedin zarar görmedin plana dahil olamazsın düşüncesinde olduğu bir devletti. Türkiye kendi çabasıyla bu hataya ortak olmuştur. 184 milyon dolar verildi ama Türkiye bu paranın nereye kullanılacağına karar veremiyordu. ABD, Türkiye’ye tek bir şart sunmaktaydı. Ne olursa olsun verdiği paranın nereye gideceğini ABD belirleyecekti. Marshall yardım kolileriyle Türkiye’ye hiç tarihi geçmeyen teneke kutularda içerik bilgisi olmayan süt tozu verildi. Bu süt tozları basın önünde öğretmenler sınıfta bakır güğüm içinde hazırlanan süt tozunu öğrencilere içirdi.(fotoğraf 1)

ABD doymadı. Kendisine muhtaç ettiği tüm ülkelere algı yarattı. Marshall yardımı sayesinde kendini kahraman olarak gösterdi. Türkiye’den buna örnek genç beyinlerin aklına sokulan kardeş, kahraman ABD algısı yaratmak için ABD’li bilimciler okullarda incelemeler yaptı. Türkiye’ye soktukları margarini satmak ve kendilerini dost göstermek için, 1,2,3’ler yaşasın Türk’ler. 4,5,6 Polonya battı. 7,8,9 Rus’lar domuz.10,11,12 Britanya tilki.13,14,15 ABD kardeş. Tekerlemesi ve zeytinyağı yenilmesin diye margarinlerini satabilmek için kurdukları UNİLEVER şirketinin Vita teneke margarinlerini ünlü etme amaçlı “Zeytin yağlı yiyemem ama Basma fistan giyemem ama” şarkısı reklamlarda Türkiye’ye aşılandı. Yerli üretim basma yerine Marshall kolilerinde gelen Amerikan kumaşı(Jeans) reklam yapıldı. Türkiye’de uçak üretimine Marshall sonrası son verildi çünkü ABD yardımları gittiği yerlere gelişme götürmüyordu. Asıl amaç alttan alttan ülkeleri eline almaktı. Köy enstitüleri kapatıldı.Köy enstitü hocaları hain ilan edildi. Darbe tehlikesiyle suçlandı. Sonuç yine ABD Marshall yardımıyla verdiği doları kendisi alarak karşılığında Türkiye’ye eski model traktörlerini verdi. Köylü cahilleşti. Shekespeare okutulan istikbali yüksek olan köylüler, ABD’nin gönderdiği bilim insanlarınca kötülendi kapatıldı. Yetmedi tekrar Marshall’ı dayanak gösterip ABD incirlik üssünü kurdu. Yani yine Marshall planı ABD’yi kurtardı. Kendi bünyesine yeni üstler kattı ve kanseri yardım kolilerinle dünyaya dağıttı. BAYER angolasakson ailenin kurduğu bu şirket kanser ilacı üretti, sattı. Heroin’i Türkiye’ye soktu.(Fotoğraf 2)Üstü kapalı şekilde enerji verir HERO(kahraman) yapar diyerek ilaç olarak lanse ettiği eroini Marshall yardımıyla ülkelere sattı. Kısaca ABD kimseye yardım etmedi. Kendi emperyalizmini ülkelere aşıladı.

Mustafa BAHAR

FOTOĞRAF 1:   

Süt tozu ile zehirlenen nesiller - Fikriyat Gazetesi

FOTOĞRAF 2:

Heroin was a trademarked medicine by the Bayer company in the ...

KAYNAK: https://doi.org/10.1501/SBFder_0000001907

https://www.academia.edu/4103377/Marshall_Plan%C4%B1_Truman_Doktrini_ve_Ekonomi_Politik_%C4%B0ncelemesi

https://www.academia.edu/33468790/MARSHALL_PLANI

http://tez.sdu.edu.tr/Tezler/TS02125.pdf

http://kaynakca.hacettepe.edu.tr/eser/1775986/turkiye-abd-iliskilerinde-truman-doktrini-ve-marshall-plani

https://en.wikipedia.org/wiki/Heroin

https://www.fikriyat.com/fikriyat-ozel/2018/05/22/sut-tozu-ile-zehirlenen-nesiller

https://www.sozcu.com.tr/2016/yazarlar/yilmaz-ozdil/sut-tozu-1083366/

Hayır Diyebilmek ( Tonque Fu )

Güzel insan, geldiğine göre senin de hayır diyememek gibi bir zaafın olmalı. Rahat ol. Bu problemin üstesinden geleceğiz. İstemediğin halde kalp kırmamak için sinemaya gidersin çünkü hayır dersen konuştuğun kişiye karşı pozitif ilişkiyi bozabilirim diye düşünürsün veya bencil hissedebilirsin. Hissetme! Sen bir dondurma değilsin. Herkesi mutlu edemezsin ve etmek zorunda da değilsin. Ona diyelim o gelir, o kesin kabul eder sormaya gerek yok gibi düşünceleri insanlara hissettirme. Patates olmanın altın kuralı herkese her konuda evet demektir. Patates olma arkadaşım. Başkasının istediğini o kırılmasın diye kabul etmek zorunda değilsin. Bir kere bu algıyı oluşturursan sürekli evetçiler çevreni sarar. Öz güvenini düşürme. Şimdi bi düşün, gözlerini kapat ve hayatını gözden geçir. Hayır diyemediğin konuları aklına getir. Şimdi o evetleri, soruya hayır cevabı verdiğini düşünerek güncelle. Kaybetmedin kazandın. Kendine, kendin için kullanabileceğin zaman ayırdın. Hayır diyememe zayıflığımızı aşağıda hayır dediğin zaman ne hissettiğinle kanıtlayalım.

  • Kaba olmamak,
  • Uyumlu olmak istemek,
  • Suçlu hissetmemek,
  • Bencil olarak algılanmaktan korkmak,
  • Çatışmalardan kaçınmak,
  • İlişkiyi bozmaktan korkmak,
  • Herkesi memnun etme ihtiyacı hissetmek.

Çok sevdiğin birisi sana geliyor ve dışarı çıkıp kahve içelim diyor. Senin işlerin var veya meşgulsün ya da canın istemiyor. Burada görünen tabloda verilmesi gereken cevap hayır olmalıdır ama tatlı bir patates olmak için ve karşındakini üzmemek için evet diyorsun. O kahve sence tatlı gelir mi? Gelmez tabi çünkü sen özgüvenini kırarak kendi arzularını dile getirmedin baskıladın. Bir kez daha EVET, OLUR yanılgısına düştün. Bana, doğru diyorsun da sevgilimden önemli mi? Ne olacak 1 saat kahve içtiysek kardeşim diyebilirsin. Haklısın ama kendi hayal dünyandaki kurallara göre haklısın. Gerçek dünya bu kadar toz pembe değil. Senin o istemeyerek gittiğin 1 saat için verilen evet cevabı senden otoritenin, özgüvenini az da olsa götürdü ve ömründen de vakitlerini öldürdü. Üstüne bir de yapmadığın işlerin veya ertelenmiş olduğun şeyler o kahve midende sindirilmeden, sana evet dedirten kişi zevkini aldıktan sonra seninle baş başa kalacak. E sonra psikolojin bozulacak, stres, kaygı, panik böyle devam eder gider. Hayatının kalitesi azalır. Kimse sana vakit vermez, veremez. Kendine karşı dürüst olmalısın. Kendin sana bir şey yapmadı. Sana gelen zararlar dışarıdan kaynaklı bunun farkına var. Hayır deme sanatını bilmelisin. Hayır demenin açıklaması olmaz. İstemiyorum demenin nedenini söylemek zorunda değilsin. Bir nedeni olması da gerekmiyor. Diline dövüş sanatını öğretmelisin. Buna biz Tonque Fu diyoruz. Karşındakine ona sormadan olmaz. İstemeye bilir. Onun düşüncesi de önemli dedirtmek için hayır demen şart. Hayır demeyi öğrenmen şart. Öncelikle hayır kelimesini yumuşatabiliriz. Bir kaç madde verecek olursam;

  • Sana yardım etmek, …. yapmak çok isterdim, ancak…”
  • “Bu konuda ben sana yardımcı olamayacağım, ama… müsait olabilir belki.”
  • “Biraz düşünmeme izin verir misin bu konuyu, sana yarın haber veririm.”
  • “Maalesef benim için hiç uygun değil, ama istersen birlikte başka bir alternatif düşünelim.”
  • “Bugünlerde çok yoğunum, … çok zamanımı alıyor. … gün sonra uygun olurum, senin için nasıl?”

Bu gibi cevaplar verebilirsin. Karşındaki sana değer veriyorsa düşüncene de değer verir. Israr ederse açıklama yapma. Açıklama yaptıkça otoriten sarsılır. İstemediğini sana dayattıranlara açıklama yapmak zorunda değilsin. “Hayır” senin düşmanın değil. Senin iyiliğin için en gerekli kelimedir.

Hayır diyemiyorum diyorsan “hayır” günü oluşturmalısın. Haftada 7 gün var 1 günü hayır günü yaparsan inan bana o bir günde bir sürü sorumluluktan kurtulmuş olacaksın. Dilini terbiye edip çevrenin sana düşüncelerini otoriteni hissettirecek tarzda değiştirmiş olursun. Dene bunu… Ne olursa olsun kendi istediğin bile olsa o gün her şeye hayır demelisin. Dilinin ipini ellerinde tut. Unutma ki sen önemlisin. Düşüncelerin önemli. Deneyip sonuçları yorumlara yazabilirsin. Bir sonraki konuyu belirlemek için de bana yardımcı olarak yorumda fikrini yazabilirsin. Hayır dersen ben kırılmam çünkü istemediğin şeyin açıklamasının olmadığını biliyorum.

KAYNAK:

alis.ku.edu.tr/hayir-diyebilmek/

PSK. Beyhan Budak/ Kendine İyi Davran

Uzman Psikolog Rengin Işık/ Hayır Diyebilmek

Sam Horn / Tongue Fu: Sözlü Dövüş Sanatı

Haluk TATAR youtube channel

The Art of Saying No

Nice person, Since you came, you must have a weakness like not being able to say no. Relax.

We will overcome this problem.  If you don’t want to go to the cinema to avoid breaking the heart, because if you say no, you can break your relationship or feel selfish. Don’t feel! You are not an ice cream. You can’t make everyone happy and you don’t have to. Let’s say to him/her , she/he comes, no need to ask if she/he accepts it for sure. people don’t feel your emotion. The golden rule of being potatoes means yes to everyone in every respect. Once you create this perception, yesers constantly surround you. Lowering self-confidence. Think now, close your eyes and review your life. Think about things you can’t say no. Now update those topics by thinking that they gave no answer to the first question.  you didn’t lose, you won. you created when you can use it for yourself. let’s prove our weaknesses in saying no, what do you feel when you say no below let’s see,

  • Not to be rude
  • Want to be compatible
  • Not feeling guilty
  • fear of being perceived as selfish
  • Avoiding conflicts
  • Afraid of breaking the relationship
  • Feeling the need to please everyone

Someone you love comes to you and says go out and drink coffee. You have jobs or are busy or don’t want you .The answer should be no in the table that appears here, but you say yes to be a sweet potato and not to upset the other. Do you think that coffee will be sweet? It does not come because you did not express your desires by breaking your self-confidence. Once again yes, it will  said and you were wrong you. you say right, is it more important than my darling? , What will happen if we had coffee for 1 hour bro?  you can say. You are right but according to the rules in your dream World. The real world isn’t so dusty pink. The yes answer that you gave unwillingly for 1 hour, took you a little self-confidence from the authority and killed your time from your life. The things you do not do on top of you or the things you have been postponed will stay alone with you after the person who made you say yes to your coffee without digesting it in your stomach. then your psychology will deteriorate, stress, anxiety, panic goes on. The quality of your life decreases. Nobody can give you time. You must be honest with yourself. Yourself didn’t do anything to you. Be aware of this from external damage caused by you. You should know the art of saying no. There is no explanation for saying no. You don’t have to tell the reason for saying I don’t want. It doesn’t have to have a reason. You have to teach your tongue the art of martial. We call this Tonque Fu. not without asking her/him, May not want, You have to say no to make her/him  think it matters. You should learn to say no. First, we can soften the word no. If I give a few items;

  • Helping you,…. I would love to do it, but…
  • “I won’t be able to help you with this, but… maybe it is possible.”
  • “Can you let me think a little about this, I’ll let you know tomorrow.”
  • “Unfortunately, it is not suitable for me at all, but let’s consider another alternative together.”
  • “I’m very busy these days,… it takes a lot of time. … I will be available days later, how is it for you? ”

You can give answers like this. If he cares about you, he also cares about your thoughts. Do not explain if he insists. When making a statement, it is shaken by the authority. You don’t have to explain to anyone who imposes you that you don’t want. “No” is not your enemy. This is the most essential word for your well-being.

If you say I can’t say no, you should create a “no” day. If you do 7 days a week and 1 day no, believe me, you will be free from many responsibilities in one day. By finishing your tongue, you change the thoughts of the environment in a way that will make you feel authority.

Try it… No matter what you want, you should say no to everything that day. Keep your tongue in your hands. Remember that you are important. Your thoughts are important. You can try and write the results in the comments. You can also write your opinion in the comment, helping me to determine the next topic. If you say no, I am not broken because I know that there is no explanation for what you do not want.

SOURCE

alis.ku.edu.tr/hayir-diyebilmek/

PSK. Beyhan Budak/ Kendine İyi Davran

Uzman Psikolog Rengin Işık/ Hayır Diyebilmek

Sam Horn / Tongue Fu: Sözlü Dövüş Sanatı

Haluk TATAR youtube channel

1 HAFTAYI 8 GÜN YAŞAMAK

1 hafta 7 gün değil mi? Düşüncesiyle geldiğinizi tahmin edebiliyorum. 1 hafta kâğıt üstünde 7 gündür.  Bu yazıda ölene kadar nasıl daha fazla gün yaşarsın onu öğreneceksin. İnsan doğar, büyür, ölür. Bu konuda ergenlikten sonrasını ele alacağım. Konu uyku düşmanlığı içeriyor. Uykuyu seviyorsun ama o seni sevmiyor. Seni öldürüyor. Gereksiz uyku senin yaşamından kırpıyor, okumaya devam et açıklayacağım. Şöyle gece yatmadan bi instagram, youtube, twitter da vakit öldürür, gözünü yorarsın. Beynini, yorulduğu için uyuması gerektiğine inandırırsın. 02:00’da yatarsın 12 civarı kalkarsın. Kalkarsın ama o uyku sana zevk vermez. Yorgun hissedersin. Gün boyu uyku modunda durursun. Üşenirsin oturur, uzanırsın. Uykun gelir. Belki gün içinde 2 saat kadar uyursun. Yapma ölüyorsun!

Elinde sayılı olan jetonlarını çöpe atıyorsun. O jetonlar senin hayatın. Çöp tenekesi de uykun. Öyle diyorsun da uyku da şart arkadaş! diyebilirsin, haklısın şart ama sen 12 saat uyuyorsun. Yarım gün uykuya gidiyor. Kalan 3 gün, 72 saat zaman. Her gün 3 saat oyun, TV… boş vakit geçirsen 51 saatin kalıyor. Ne kadar da kolay ve hızlı azalıyor değil mi? Öncelikle uyku problemini aşmalıyız. Seninle aşamalı olarak uyku süresini sağlıklı şekilde azaltacağız. Vücudu bu süreye 40 gün kuralı sayesinde alıştıracağız. Güzel bir gün geçirmek için güzel bir uyku şarttır. Bakın çok uyku demedim güzel uyku diyorum yani uykuyu enerji içeceği gibi kullanacağız. Tüm vaktimizi ona yedirmeyeceğiz. Kullanıp işimize bakacağız, dolu dolu yaşayacağız.

  • 4/7/8 Tekniğini denemelisin

Önce dilini damağına değdiriyorsun ve teknik süresince damağında tutmalısın. 4 saniye boyunca burnundan nefes al, 7 saniye boyunca nefesini tut, 8 saniye boyunca yavaş şekilde vücudunu gevşeterek aldığın nefesi ver. Bu işlemi 4 kere arka arkaya yapmalısın, farkı göreceksin.  Bu tekniği 3 gün arka arkaya denemelisin. 

  • Yatak rutinini bozma!

Uyuma koşullarının aynı kalması önemli. Yatak odasının ısısının sabit kalması ve uyumadan önce yatak odasının belirli bir süre havalandırılması önemli. Ayrıca rutini bozmamak için aynı saatlerde uyumaya özen göstermelisin. Bunları denedikten sonra benim de denediğim ve faydasını gördüğüm ABD askerlerine öğretilen uykuya hızlı dalma tekniğinde bahsedeceğim.

Önce yüzünü rahatlatman gerekiyor. Yüzüne dairesel masajlar yapabilirsin. Kaşlarını çatmayı ya da dudaklarını sıkmayı bırakmalısın. Yüzündeki bütün kasları serbest bırakana kadar yavaşça nefes alıp vermeye devam etmen gerek. Omuzlarını mümkün olduğunca serbest bırak ve gevşe uykunun şefkatli kollarına sal arkadaşım kendini. Bırak omzun elin düşsün. Ardından kollara geç. Kollarını kucağına al sallanmasın. Kol kaslarını serbest bırak ve hissizleştiğini hisset. Bacaklar için Kasıklarından başlayıp parmak uçlarına kadar serbest bırakmaya çalış. Kollar gibi bacakların da yokmuş gibi hissettirmeli. Aklında hiçbir şey kurma. Boş siyah bir görüntü hayal etmelisin. Düşünmeyi bırak ve o siyah ortamda rahatla.

Sana deliksiz bir uyku için birkaç öneri buldum;

  • Öncelikle uyku için yatak odası tercih edilmelidir. Televizyon karşısında keyifli olduğu zannedilen kısa kestirmeler gece uykusunu bozabilmektedir.
  • İdeal oda sıcaklığı olan 21-22 derece sağlanmalıdır.
  • Televizyon, cep telefonu, bilgisayar gibi elektronik eşyalar yatak odasında bulunmamalıdır. Hatta yatakta bu cihazlarla zaman geçirmek bile uyku kalitesini bozabilmektedir.
  • Yatak odasının ışık ve ses izolasyonuna dikkat edilmelidir.
  • Uyurken gece lambası kullanılmamalıdır. Uyku da salgılanan melatonin hormonu sadece karanlıkta aktive olmaktadır.
  • 20:30- 23:00 arasında en üst seviyeye ulaşan melatonin hormonundan faydalanmak için bu saat dilimleri arasında uykuya dalmak uyku kalitesini artırmaktadır.
  • Akşam 19.00’dan sonra herhangi bir besin tüketilmemelidir. Özellikle çay kahve gibi uyarıcılardan uzak durmak önemlidir. Uykuyu getirmesi için tüketilen süt diğer yiyecek ve içecekler reflüyü tetikleyebilmektedir.
  • Haftada en az 3 gün spor yapılmalıdır. Uykusuzluk sorunu yaşayan kişilerin akşam sporu yapması faydalı olabilmektedir. Akşam yemeğinden önce kardiyo tarzı yapılan hafif sporlar uykusuzluk sorununu çözebilmektedir. Ağır sporlar sanılanın aksine uykusuzluk sorunu yaratabilmektedir.
  • Hafta sonu dahil aynı saatte yatılıp aynı saatte kalkılmasına dikkat edilmelidir. 12.00-14.00 arası yaşanan melatonin salgılamasından faydalanmak için hafta sonları 45 dakikayı geçmeyecek bir öğlen uykusu tercih edilebilir.
  • Yatağa yatılmasına rağmen yarım saat 45 dakika uyunamadığı takdirde yataktan çıkılmalıdır. Farklı bir odada kitap okunarak tekrar yatılması olumlu sonuçlar vermektedir.

Bunları okudun artık konuyu kavramış olmalısın. Dikkat edilmesi gereken noktalar;

Yetişkinler için sağlıklı uyku süresi 5-8 saat arasıdır. Uzmanların önerisi 6 saattir. Akşam 8:30-11:00 arası ve gece 1:00-3:00 arası melatonin salgılanması arttığı için uyku dilimlerini bu yönde böleceğiz. Yazının devamında seninle 40 gün boyunca haftayı nasıl 8 gün yaşayacağımızı belirleyeceğiz.

 20 yaşından küçükler 8 saat uyumak zorundadır. 20 yaş altıysan akşam 9’da vur kafayı uyu sabah 5 de uyanman sana yeter. Kalk ders çalış, kitap oku. Zaten 5’te uyanırsan elinde bir sürü vaktin olacak.

Araştırmalar ne diyor, “8:30-11:00 arası ve gece 1:00-3:00 arası melatonin salgılanması artıyor.” diyor. Buna göre senle bir uyku düzeni oluşturup bu haftayı 8 gün yaşamışçasına uzun yaşayacağız. Yeteri kadar uyuyarak tüm işlerimizi mükemmel şekilde yapabilecek zamanımız olacak.

Akşam yemeğini 18:00 de yemen lazım. Yedin toksun değil mi, hemen yatma reflü olursun. Miden patates gibi olur. 21:00’a kadar oturarak gün boyu ne yaptığını ve yarın ne yapacağını düşün. Kitap oku. Arkadaş benim akşam 9-11 arası Kuruluş Osman’ı izlemem lazım. Canım Osmanlıdan değerli mi diyebilirsin. Aynı günün sabahı uyanıp 50 sayfa kitap okuyup internet üzerinden izleyebilirsin ya da akşam yemeğinden sonra uyku zamanına kadar otur izle. Yarım yarım izle daha çok zevk alacaksın. 10 dakika TV reklamları izleyerek zaman öldürmektense bu yöntem sana vakit kazandıracak. 21:00’da önce oturur şekilde gözünü hafif yormak için kitap okuman lazım. Sürekli kitap kitap profesör mü yapacaksın bizi? diyebilirsin. Aklın kadar yaşarsın güzel insan. Zeki olmak kapıysa anahtarı kitaplar. Fazla dozda kitap okumak seni öldürmez. Akşam 21:00’da alarmı 23:00’a kurdun vurdun kafayı uyudun. Uyuyamazsan endişe yapma 40 gün boyunca deneyeceğiz. Alışacaksın. Uyku tutmazsa kalk yatma. Hayata devam et. Uyku, ölümün ikiz kardeşidir. Sadece parmak izleri farklıdır. Saat 01:00’da yine saati 3:00’e kurup uyuyoruz ve gecenin köründe uyanıp spor yaparak, dünden seçilmiş güzel bir film izleyerek saat 8’ e kadar vaktini kullanabilirsin. Eğer uyuyor olsaydın gün içinde vaktinin daha değerli kısımlarını harcayıp bunları yapıyor olacaktın. Kazanıyoruz, devam…

Halsizlik ve uyku hali hissedersen gün içi 45 dakika uyku serbest. Şarj olmalısın. Sönük durmaman gerekiyor. Canlısın sen, canlı kal. Bu kadar. Artık gece 1’de uyuyup öğlen kalkma devri bitti. 12 saat uyuyordun. 8’de kalksan 7 saat oluyor. Uykunun tadını almamış olacaktın çünkü melatoninleri kaçırdın. Hala uykun var hissi bitmemiş olacaktı. Yeni sen, günde 6 saat uyuyorsun. Önceden haftada 51 saat yaşıyordun. Artık 126 saat ayaktasın, hayattasın. Nefesini kesen anlarla doldurabileceğin 5 tam 1 de çeyrek günün var. Bir haftayı 2,5 hafta yaşıyor olacaksın. Kendini sev. Hayat kısa ama dolması gereken boş sayfalar var. Boş bırakma. Dolu bir kitap bırak.

Beğendiyseniz beğen butonundan veya yorumlardan bunu bana belirtebilirsiniz. Eklemek istediğiniz şeyler için yorumlar kısmı sizi bekliyor.

KAYNAKhttps://www.hurriyet.com.tr/https://www.memorial.com.tr/saglik-rehberleri/deliksiz-bir-uyku-icin-11-oneri/https://www.e-psikiyatri.com/https://psycnet.apa.org/record/2006-10343-008https://journals.sagepub.com/doi/abs/10.1177/074873099129000894https://www.youtube.com/watch?v=1vYBK8NgZBA Haluk TATAR https://www.youtube.com/watch?v=NbTnx_VDN1w Klinik Psikolog Beyhan Budak

Nefes Alamıyorum

Düşünsene siyahi bir kişi olarak doğuyorsun. Doğduğun andan itibaren seni rengine göre ayırıp beyazlardan farklı yere koyuyorlar. Büyüyorsun. Okula başlıyorsun ve serviste sen ve seninle aynı renk çocuklar oturuyor. Önlerde beyazlar. Kafana işliyorlar. Beyazlar öndedir, önceliklidir, üstündür diye.. Tüm eğitim hayatında siyahsın diye arka sıralarda oturdun. Hep serseri gibi baktılar. Seni, siyahsın diye etiketlediler. Büyüdün evlendin. Çocukların oldu. Bir markete geliyorsun. Cebinde sadece 20 doların var. O 20 doları da başka Bi marketten para üstü olarak aldın. Gittiğin markette para sahte çıkıyor. Son paran olduğunu ve sigarayı geri vermemek istediğini söylüyorsun. Polis çağırılacağını duyunca haklı olduğun için tamam diyor ve marketin önünde aracının içinde bekliyorsun. Polis geldi . Yanlış anlaşılma olduğunu güzel bir dille söyledin ama unutma sen siyahsın ömrün boyunca sen siyahtın seni beyazlar hiç dinlemedi ki… Polis silah çekti, ters kelepçe vurdu. Seni hırpalamaya başladı. Sen de buna kayıtsız kalmayıp sesini çıkardın. Arabaya bindirilip hırpalamadan götürmelerini istedin. Polisler sinirlendi ve ABD Polis departmanlarında normalde yasak,” olağan üstü durumlarda yapılır” diye kural konulan hareketi yaptılar sırt üstü yatırıp, boğazına tek dizini basıp, diğer dizini de kaldırarak, eliyle de aşağı bastırarak seni boğmaya başladılar. Her şey normal bir yanlış anlaşılmaydı ama sen siyahtın polis beyaz… Yüzüstü yatırıldın. Boğazına dizini koydu bastırdı. Elleriyle dizini destekledi. Bastırdı. Sesin zor çıkıyordu. Nefesin yetmiyordu ama bağırıyordun. Son nefesinle anne, nefes alamıyorum dedin ve gözlerini açtığında sana doğru gözünün içine bakan biri seni sırf renginden dolayı boğuyor ve bundan zevk alıyordu. Artık öleceğini anlamıştın. Yalvarmayı bıraktın. Gözlerin kapandı. Öldün ama o kişi senin ruhunu bile rahat bırakmadı boğazından kalkmadı. Bastırmaya devam etti. Öldün. 9 dakika nefessiz kalarak boğuldun. 2 dakika daha nefessiz kalan cesedine bastırarak ruhunu da öldürmek istediler ama yapamadılar… Onlar cahildi, caniydi, güçlüydü, legaldi. Sen ise sadece siyahtın. Otopsi raporunu “sağlıksız beslenme ve sağlık sorunları kaynaklı polis arbedesi sonrası şok geçirerek nefessiz kalmak” şeklinde yalan yanlış doldurup cesedini ailene verdiler. Sen öldün çocuğun benim babam öldü ama dünyayı değiştirdi dedi. Sen ölmedin dostum. Ruhun diğerleri için yükseldi. Sen artık siyahın sadece ten rengi olduğunu, herkesin eşit olabileceği dersini dünyaya bir daha hatırlattın.

Charles BUKOWSKİ’nin de dediği gibi; Hangi çiçek diğerini sarı açtı diye ayıplar? Hangi kuş farklı ötünce diğerine yasak koyar? Derisinden, dilinden ötürü öldürülüyor insanlar. Ah insanlar! Her şeyi bulup, kendini bulamayanlar…

devlet yapan içindeki insanlardır. İnsanın siyahı beyazı olmaz. İnsanın rengi, dili, dini, ırkı olmaz. Atam Osmanlı imparatorluğunu kuran Osman Gazi’ye Şeyh Edebali’nin de dediği gibi. “insanı yaşat ki devlet yaşasın.”

Sokak ortasında yaşama hakkı elinden alınan George Floyd ve Eric Garner anısına…