ÖKSE OTU

“Zaman zaman nankör çıktı büyütüp okuttuğum,
Gölge vermedi çok kere diktiğim ağaç…”

Yavuz Bülent Bakiler-Anadolu

Ökse Otunu bilir misiniz ? Birçoğumuz aslında isim olarak bilmesekte, gördüğümüzde tanıyoruz onu. Ağaçların dalları üzerine yerleşen, yerleştiği ağaçtan su ve mineralleri emen ve bu sayede yaşamını sürdüren yarı parazit bir bitkidir Ökse Otu. Konağına zarar veren, kendine yarar sağlayan fırsatçı ve çıkarcı bir misafir.

Yaşamımız boyunca hayatımıza hep iyi insanlar çıkmaz. Bazen kötüleriylede kesişir yolumuz. Hayatımıza giren her insan bir emek, bir fırsattır bizim için. Bu uzun yolda bize birer yoldaş. Abdurrahim Karakoç’un da dediği gibi; “Zaman kısa, ben yorgunum, yol uzun.” Kimimiz için yol çok uzun, kimimiz içinse yol çok kısa. Kimimiz yorgun, kimimiz kırgın, kimimiz yenik. Ve hepimiz için tek bir ortak nokta var: Her şey için zaman çok kısa . Rahmetli Başkan Muhsin Yazıcıoğlu Dostla Güzel şiirinde; “Bir konaklık zaman dünya insana” derken sanki zamanın kısalığını anlatır bizlere.

Ve devam eder Başkan Muhsin Yazıcoğlu şiirinde;

“Dem o demdir ki laflarla güzeldir,

Menzil uzak olmaz insana,

Yolculuk yanında dostla güzeldir.” der.

Kırgınlıklarımız, kızgınlıklarımız çok büyük değil şu küçücük dünyada. Çölde bir kum, deryada bir su damlası değil. Hal vaziyet böyle iken bizler ise ihtiraslarımızda boğulup kaldık. Onca yalana aldandık. Özümüzü unuttuk, hayale daldık. Acılarla hemdem olduk. Her şeye akıl sır erdirmeye çalıştık. Ne mi olduk?

YORULDUK.

Ne diyordu şarkıda “ İnsan eli bilirsin zalimdir nasıl hırpalar.”

Yanımızdakinden, yöremizden sille yedik durduk. Bir tatlı selama, hoş sedaya hasret kaldık. Bir insanın ölmesi sayılı nefesinin tükenmesi değil. Hatırlanmaması. Biz ne kendimizi özümüzü hatırlar olduk, ne yakınımızdakini. Hepimiz ölüyüz. Kıyametini bekleyen dünya artık gezen ruhlara, boş bedenlere mezar.

Ama genede inadına insanın, Nemrud’un ateşine su taşıyan karınca misali bildiği yolda yürüyesi geliyor. Varsın hayatınız bir zindan olsun. Bildiğinizden, doğrunuzdan vazgeçmeyin. İsteyin, korkmayın. Teslim olmayın. Yüreğinizdeki sancıya kulak vermeyin. Yaralarınıza tuz basıp yola devam edin. “Sel gider, kum kalır.” diyor ya Rahmetli Başkan Muhsin Yazıcıoğlu. Bugün için umudunuz diri, yarın için gücünüz, yüzünüzü kızartacak ayıbınız olmasın. Gerisi Allah kerim, Hak bâki. Düştüğünüz topraktan, yemyeşil bir dal fidan olur doğrulursunuz. Ümidiniz, neşeniz suyunuz olur. Nefesiniz aşınız olur. Dertlenmeyin. Üzülmeyin. Sabredin.

Unutmayız ki vakti geldiğinde gönlümüzdeki bize verilir, ve gönlümüz hoşnut kılınır. Sağlıcakla kalın, varolun ey ehl-i dünya. Sağlıcakla…

Çanakkale GEÇİLMEZ! 🇹🇷

🇹🇷Korkma,

sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;
O benimdir, o benim milletimindir ancak.


Çatma, kurban olayım çehreni ey nazlı hilâl!
Kahraman ırkıma bir gül… ne bu şiddet bu celâl? Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helâl, Hakkıdır, Hakk’a tapan, milletimin istiklâl.


Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
Kükremiş sel gibiyim; bendimi çiğner, aşarım;
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.


Garb’ın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar;
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir îmânı boğar,
“Medeniyet!” dediğin tek dişi kalmış canavar?


Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma sakın;
Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın.
Doğacaktır sana va’dettiği günler Hakk’ın…
Kim bilir, belki yarın… belki yarından da yakın.


Bastığın yerleri “toprak!” diyerek geçme, tanı!
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehîd oğlusun, incitme, yazıktır atanı;
Verme, dünyâları alsan da, bu cennet vatanı.


Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki fedâ?
Şühedâ fışkıracak, toprağı sıksan şühedâ!
Cânı, cânânı, bütün varımı alsın da Hudâ,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyâda cüdâ.


Ruhumun senden, İlâhî, şudur ancak emeli:
Değmesin ma’bedimin göğsüne nâ-mahrem eli!
Bu ezanlar-ki şehâdetleri dînin temeli-
Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli


O zaman vecd ile bin secde eder –varsa- taşım;
Her cerîhamdan, İlâhî, boşanıp kanlı yaşım,
Fışkırır rûh-i mücerred gibi yerden na’şım;
O zaman yükselerek Arş’a değer, belki başım.


Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl;
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl.
Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl:
Hakkıdır, hür yaşamış bayrağımın hürriyet;
Hakkıdır, Hakk’a tapan milletimin istiklâl!🇹🇷

Kahraman Türk ordusunun, işgalci kuvvetlere karşı verdiği inanılmaz mücadelenin sonucunda Çanakkale cephesi müdafaa edildi. Kahraman Türk ordusunun ulu şehitlerinin ruhu şad olsun.

Bir ölür, bin diriliriz! Bu vatan ilelebet payidar kalacaktır. İlelebet Türkiye Cumhuriyeti Devleti kalacaktır!

As a result of the incredible struggle of the heroic Turkish army against the invading forces, the Çanakkale front was defended. May the souls of the great martyrs of the heroic Turkish army rest in peace.

Çeşm-i Siyah

İşte gidiyorum çeşm-i siyahım diyen Mahzuni Şerif gibi bu yazıda yüce dağlarda dolaşacağız.

Gelecek kaygıları ve güncel olaylardan etkilenen insanlar arasında birbirlerine karşı yoğun bir öfke ve nefret artarak devam etmekte. Bu öfkenin sebebi haberlerde de yükselen siyasetin nabzı ve bozulan üslubu, geçim derdi gibi sıralanabilir. Her insan bir yolcudur. Yaşam denen bu sonu ve başlangıcı belli yolun yolcularıyız. Tıpkı bitmekte olan kum saatinin kum taneleri gibi… Bu kadar kısa zamanda kendimize nasıl bir yol çiziyoruz? Standart asfalt yol üzerinde mi, asfalt yolun kenarındaki patika yollarda mı? Şansınızın size verdiği araç içersinde mi hayatınızda yol alıyorsunuz?

Hayatına anlam kat. Kısalan süreleri maksimum seviyede doldur. Diyor ya Einstein, izafiyet teorisinde mutlak zaman ve algıladığımız zaman arasındaki fark, sevgilinizle geçen 5 saniye ve elinizi yanan ateşe tuttuğunuz 5 saniye arasındaki fark gibidir. Birinde zaman su gibi akar gider, diğerinde acı ve istemsizlikle 5 saniye 5 dakika gibi gelir. Bu ikisi arasındaki farkı ayırt edebilmek önemlidir. Bu farkı ayırt edebilenler, asıl zamanı yönetebilenlerdir. İşte gidiyorum çeşm-i siyahım, önümüze dağlar sıralansa da… diyen Aşık Mahzuni, yaşadığı belki bir kaç saniyelik duyguları türkülerinde anarak yıllara sığdırmıştır. Günümüzde hatta belki daha uzun yıllar boyunca o bir kaç saniyelik duyguların zamandan çaldığı seneleri dinleyenler hissedebilecek.

İnsan yaşar, duyguları vardır sever, sevinir ve üzülür. Bazıları karşı cinse karşı gösterdiği kimyasal tepkinin elinde sürüklenir gider, bazıları mantığı takip eder, bazıları dolu dolu yaşar, bazıları ise sadece yaşar. Nefes alır verir ve iki ezan arası ömürle toprak olur. Bizlere ayırt etme gücünü veren yaratıcının bizlerden düşünmemizi, araştırmamızı istediği diğer canlılarla olan benzerliklerimiz değildir. Benzerlik ayırt etmez, farklılıklar önemlidir. Farklılıklar insanı insan yapar. Maymun ile insanın fizyolojisinin benzemesi maymunu insan yapmaz veya insanı maymun. İnsanı insan yapan ruhtur. Bu ruh iradedir. Karar verme değil, irade verilen kararların sonuçlarını tayin edebilme gücüdür. Bir maymun muzu soyabilir veya bir delikten çubuk geçirebilir. Önemli olan bu değil, o çubuğun nasıl oluştuğunu ve muzun içindeki oluşumun farkına varabilmektir.

Bilim insanları Evrim veya Adem-Hava’dan insanların geldiğini tartışırken tıpkı ereksiyon ve bir şeyleri büyütme, şişirme için yıllar ver kaynaklar tüketen diğer bilim insanları gibi zaman tüketmekte. Evrim gözlenen bir gerçektir fakat gerçekleri bilmemiz şuan için imkansız. Anı güzelleştirmek en büyük mesai oranımız olmalı. Nasılsa biz de insan embriyosundan geldik. Uzaydan ışınlanmadık 🙂 Kısa bir giriştir bu yazı. Yazısız geçen günler rutinini bozmak için kısa bir propagandadır bu yazı 🙂

Kitap okumaya ayrılan vakitler değerli vakitlerdir. Fakat bu aralar Rusya’nın izlediği ayı politikası yüzünden ona ayrılacak vakitlerimi gündeme ayırmaya başladım. Yakında Rusya- Ukrayna hakkında yazı gelecek orada bu konuyu tartışacağız.

Yazıların devamı için bizlerin de motiveye ihtiyacı var. Bize yapacağınız yorumlar ve beğeniler en büyük motive kaynağımızdır.

  • Mustafa BAHAR

SANCI

“Gör ki neler geldi o garip başa.”

Burası dünya. Daha önce konuşmuştuk ya Yolum Uzun yazımda. Burası dünya. Ve her şey zottı ile anlam buluyor burada. İnsanız. Beşeriz. Aciziz. Şaşarız. Hastalık gelmeden sağlığın kıymetini anlamayız. Yaşlılık gelmeden gençliğin, vakit gelmeden zamanın. Her şeyi ziyan ederiz. Çünkü biz beşeriz. Çünkü insanız. Yaşamımız boyunca derin bir sancıdayız. Anlam sancısında. Her şeye bir anlam bulmanın kaygısında. Halbuki ne gerek var bu arayışa? Bu yorumalarımız niye? Doğum olduğunda seviniriz, ölüm olduğunda ağlarız. Neden? Emaneti teslim alan emanetçi, neden emanetini teslim edince üzülür insan? Kaygısı nedendir?

Niye midir? Çünkü bir şeyleri hakkı ile yapmamışızdır. Beyhude işlerle yorulmuştur gönlünüz. Kalp kırmış, ah almışızdır. Yanılmışızdır. Motiflermiz birbirine aykırı düşmüştürhayat defterinin yaprağında. Yapmam dediklerimizi yapmış, yutmam dediklerimizi yutmuş, dönmem dediğimiz sözden dönmüşüzdür. Gölgemiz boyumuzu, haddimiz hududu aşmış; heybemiz hatalarla dolmuş taşmıştır. Ömür elden gitmiş, geriye pişmanlık kalmıştır. Söylenmeyenler, yaşanmayanlar boğazımızda bir yumru olarak oturmuş kalmıştır.

Hepimizin muhayyilesi on numara bol yıldızlı çok güzel bir hayat. Hayat güzel olacakta, insanlr çabasız kör gönülleri ile mi kalacak bu dünyada. Bu akşam bir cümleye rastladım. Şöyle diyordu: “ insan ya acılarını unutmasını ya da kendi mezarını kazmasını bilmeli.” Eskilerin sözü ile de denk düşüyordu. Ya bu deveyi güdecektik, ya da bu diyardan gidecektik. Tercih tamamen bizimdi. Doğru mu olacaktık, eğri mi ?

Doğru mu olur einsan eğri mi bilemem ama, tek bildiğim bu yolu yürümesini bilmeli insan. Yürüdüğü yoldaki taşı bilmeli. Düştüğünde doğrulmalı. Umut etmeli nefesi var oldukça. Kırıp dökmemeli. Kırdığında tamir etmeli. Adım ettığı eşiği iyi seçmeli. Suçunuda sorumluluk yükünü de sahiplenmeli. Yara sarıp, yarasını sarmalayabilmeli. Kaseti başa sarmalı. Geçmiş olsun demekle yetinmemeli. Sabrını taşırmadan düğümlerini çözmeli. Çöp değil, tatlı hatıralar biriktirmeli takvim yapraklarında. Başı dimdik yürüdüğü yolda özüne sadık kalmalı.

Velhasılıkelam, özü olan toprak gibi olmalı insan. Bu dünyada ahı kalmadan, ömür aynasına kem bakıp kırmadan; zor günlerde susuz kalan toprak gibi kuruyup, taş gibi dirayetli olmalı. Güzellikle kavuşunca, suyla buluşan toprağın bereketinden feyz almalı. Sağlıcakla kalın, varolun ey ehl-i dünya. Sağlıcakla…🌿