Yazı kategorisi: Edebiyat, İnsan

Çocukça Öykü


Genç ruhların kendilerine hükmeden yanlarını seviyorum dedi İlmek. Bunu bir delikanlının enerjisine, yahut yumuşak saçların beyinleri süsleyen yanlarına kanarak mı söylemişti?

Öyle ya da böyle gerçek yalnızca, çocukluğunu yitirmiş kimselere ilgi kırıntılarını vermediğiydi. Havası alınmış top, kanatsız kuş ne ise, ruhunu yaşına teslim etmiş her kim de aynıydı onun için.


Gençlik duygusu bir hayalden ibaret olsa, insan kalan ömrünü hangi hayale sığdırabilirdi? Boş bakışların ardında gizli olanı görmeliyim, dedi İlmek. Bu bazen boş çaba ise ellerinden kayıp giden balonlar gibi saygıyla ardından bakmalıydı.


Tüm bu düşünceler vücudunun en dip noktalarını fethederken ardında kopan gürültüye dönüp baktı.
Boyası silinmiş bir simitçi arabası, yılların eskitilmişliğine boyun eğercesine devrilmişti. Şükür ki içinde tek tük kalan simitler, martılara yem olma şansını yakalamışlardı. Uzaktan bakan işsiz adamlar, o martıların yerinde olmayı yeğledi.

İlmek, kopan gürültünün beton zeminle tepsinin buluşmasından kaynaklı olduğunu anladı. Orada bir şeyler yapmalıydı. Hep yapardı zaten de bu kez Einstein’in zaman teorisine kafa tutarcasına bekledi. Bu bekleyiş, saatlerin ömründen pek çok şey çalabilirdi.


İyiliği kambur gibi sırtında taşıyan bir delikanlı belirdi o sıra. Elleri simitçinin imdadı kadar ürkek ve gözleri havada uçuşan martılar kadar keskin…


Sihirli bir anın gettosunu çiz deseler, sanırım sanatçılar bu anı çizerlerdi. İkilem arasında kaybolmuş bir andı böylesi de…
İlmek, kaldırımlarda bekleşen çocukların neden orada durduklarını bilmeden bakıyordu. Kendisi de çocuklardan özendiği bu bekleyişleri bir kaldırıma sığdırabilirdi şimdi.

Vakit akşamın son hecesiydi. Son harfini alfabeye sığdırmış lügatlar gibi tıka basa dolmuştu gözleri. Yarım yamalak bakarken ellerine uzanan ipek mendili anlamaya çalıştı.

Simitçinin gün sonu yorgunluğunu alan delikanlı karşısında duruyordu.
Bir mendil hep böyle beyaz kalabilir mi, dedi İlmek. Kendinden başka duyan olmadı.

Avuçlarından göz pınarlarına ulaşan mendilin ucu, sonunda görevini yapmanın rahatlığı ile saldı kendini.
Rahatlığın içinde kaybolan yalnız mendil değil, delikanlının bakışlarıydı da.
İlmek, genç bakışların çocuksu huylarını sezdi. Bu çocukluk hep yanı başında kalmalıydı.


Ahh şu çocukluk, dedi mendili sıkarken. Ahh şu çocukluk…

Yazı kategorisi: Güncel

Derin Yalnızlık

Sizlere yazmakta olduğum “Prangalar Ardında Eskitilmiş Yalnızlık” kitabımdan bir bölüm paylaşmanın mutluluğu içerisindeyim. Keyifli okumalar dilerim efenim…

Sevgili dost;
Koca evrende muazzam yaratılan her şey gibi, hepimizin muazzam bir kalbi var. “İçlerinde kötüler de var, öylesi bir kalp muazzam olamaz” dediğini duyar gibiyim.
Şunu unutma ki, her insan doğası gereği iyilik barındırır içinde. Fakat her insan aynı yaşama sahip değildir. Çevre faktörleri, insan ilişkileri, aile yapıları küçük bir çocuğu ileride bir canavara dönüştürmeye yetebilir. Hiç düşündün mü, küçükken her çocuk ne kadar da masum… O masum çocukları evirip çevirip kötü kalplere dönüştüren elbette bir sebep olmalı değil mi?


Keşke her insan parıltılı yaldızlar içerisinde büyüyebilseydi. Evet bunu isterdim dost. Elbette senin o iyilik dolu yüreğin de isterdi. Hayat gerçekleri yüzümüze vururken, her insanın bambaşka serüvenden geçtiğini görebiliriz. Gördüklerimiz ile isteklerimiz bambaşkadır. Bu yüzden kimsenin hayat hikayesini bilmeden ona kızma derim ben. Zor bir süreçten geçerken her insan asabi davranışlar sergileyebilir. Bu durumu olağan da görmüyorum fakat en azından anlaşılmaya ihtiyaçları var.


Belki de bu satırları okurken aslında o kişi benim diyebilirsin. Geçirdiğin onca süreçten sonra içinde bitmek bilmeyen nefret ve sinir duygusu ile baş başasın. Çevrendekiler ne yaşadığını bilmeden sadece şu anki davranışlarınla seni eleştiriyor olabilir. Sonra dönüp hem o kişilerden hem de onlara bu davranışı sergilemeye sebep olduğun için kendinden nefret etmeye başlayabilirsin. Nefretin öyle büyür ki bir başkasını bırak, kendini dahi sevemezsin. Kendi benliğini sevmeyen insanı ise kimse sevemez dost.


Yaşadıklarından bir ders çıkar diye kestirip atmak istemem. Seni anlamayı seçiyorum dost. Ve senin de kendine anlayışla bakmanı, kendini sevmeni istiyorum. Sevgi her şeyi güzelleştirir…


Evrende güneşin kendini beğenmediği için bir daha doğmak istemediğini görmedim. Uğur böceğinin, diğer böceklerden daha çok sevilmesini kibre dönüştürdüğünü, yıldızların ben olmasam geceleri vasattır dediğini hiç görmedim. Köpekler kadar kedilerin de vefalı olduğunu, üstelik her böceğe, en çirkin dediğimiz böceğe bile evrende ne kadar ihtiyacımız olduğunu gördüm.


İnsan dünyada çirkinlik görmek isterse, en güzel manzaralara bile burun kıvırır. Ve bir güzellik görmek isterse aynaya bakması yeterli… Görmek aslalonı da ortaya çıkarmaz belki, görmenin ötesinde olan şey hissetmektir. İşte bir insan en güzel tabirle, hayatında bir güzellik görmek isterse, kalbini hissetmesi yeterlidir.

Şimdiye kadar hiçbir şekilde güzel hisler barınmadı belki içinde. Yalnızlık duyguların öyle kapladı ki içini, hiçbir dost, hiçbir mekan seni o yalnızlıktan çıkaramadı. Seni bu duruma iten sebepleri düşünmek istesen yaşadığın hangi durumlar seni korkuturdu? Tüm bu sebepleri ve kendine korkunç gelen yaşadıklarını bir kağıda yazabilir misin dost? Yazmak fark etmediğimiz çoğu durumu açığa çıkarır. Yazdığın her maddeyi  tekrar tekrar okuyup aştığın o koca zorluklara bir bak. Hiçbiri seni devirmeye yetmedi. Aksine gülümseyen gücünün farkına var. Tüm bu zorluklar yıkılmana sebep olduysa da ne olmuş? Kimse yan yattı diye ayağa kalkmaktan vazgeçer mi?


Seni huzursuz eden nedir dost? Yalnızlığa mahkum eden ne?
Fazla kilolarınla, yüzündeki kırışıklıklarınla, bedeninin minikliği ile her zaman özelsin. İnsan kendi içini fark ettikten sonra inan bana asla yalnız değildir. Yalnızlık tek başına sinemaya gitmek, tek başına kahve içmek değildir ki… Elbette insan kendine, kendi başına vakit ayırmalıdır, bunu sakın unutma.


Yalnızlık belki de çevrende anlaşabileceğin onca insan varken hepsine yüzünü dönmektir. Belki de hiçbir insana güvenmemektir. Durup dururken bu düşüncelere kapılmadın. Kendini suçlu hissetme. Suçluluk duygusu hiçbir zaman bırakmaz insanın yakasını. Ve mutlu olmaya hep engeldir. Bu duyguları hissetmen, yaşamış olduğun, geçmiş olduğun süreçlerden kaynaklı elbette. Güven duygunun alt üst edilmesinden dolayı bütün insanlığı güvensiz algılayabilirsin.
Çevrende duyduğun onca yalandan sonra sanki herkes sana yalan söyleyecek gibi gelir.
Tüm bunları seninle aşabiliriz dost. Elbette ki hayatın boyunca bu gibi durumlar başına gelecek. Her insanın yaşayabileceği bir durumdan bahsediyoruz. Yalnız kendine davranılmış gibi hissedip neden hep ben diye düşünme.


Yalnızlığa alışmış olman, yeniden hayatına güzel insanlar almayacağın anlamına gelmez. Hem çevrende eminim seninle anlaşabilecek güzel insanlar hala var.
Bunun için sosyal çevre edinebilirsin. Merak duyduğun aktiviteleri deneyimleyip bu arada kendine göre arkadaşlıklar edinebilirsin. Yeni hayatlar keşfetmek, yeni ufuklara yelken açmak gibidir. Kötü de olsa her insandan öğrendiğimiz bir şey vardır. Kötüler sayesinde, iyi insanların kıymetini anlarız. Ve çabucak tanıyabiliriz artık bu insanları…


Sevgili dost, şimdi sevmediğin yalnızlığın karanlık yanına mı sığınacaksın? Dışarıda akan bir dünyada, sen hep mutsuzluğu, hüznü mü yakıştıracaksın kendine?
Mevsimler ardı ardına değişirken, tüm güzellikleri doğa önüne sunarken, sen tüm bunlara burun mu bükeceksin?
Her şey kendiyken güzeldir dost, sense özgürlüğüne aitsin. Haydi git ve özgürlüğüne dokun!!!

Yazı kategorisi: Güncel

Bağlar

Bir akşam serinliğinde cılız kelimeler fısıldar ya kulaklara… Öylesi tiz seslere hazin geceler eşlik edermiş. Ötesi görünmeyen köyler kılavuz istemez ya… Öylesi yollara kalbin yarinliği eşlik edermiş. Bir saklı giz içinde açılıverir dünya. Açılmaz ruhun sancısı. Elde edemeyişler vardır bilirsin. Çabalamanın kıyısında yaşadığın, yaşamaya itildiğin kıyılar…

Şimdi seninle bir yazgımız olsun desem, gitmeleri meşhur edersin. Yazgılar bile çirkinleşir harikalar diyarında. Şimdi bir umut çizsem, kurşunlara zam gelir. Ayrık otlar biter gönül tarlasında. Koparılmayan bağların aksine güçlüdürler. Çünkü bağlar elbet bir gün koparlar…

Yazı kategorisi: Güncel

Maria’ya Mektuplar 3

Eriyen ruhlarımızın ardında ne var Maria? Korkak kaçışlar, düzeni olmayan yollar korkutmuyor beni. Sessizliğin çığlığında kaybolmuş kimselerden de korkmuyorum. Bir cevap bekliyorum evrenin ıssızlığında. Görünenin ardında çok bekledim. Yıllardır kullanılmayan bu yollar, sonunda aydınlığa çıkar mı Maria?

Hayatın içine sığmayan ölümler biliyorum Maria. Ve hiç yakışmayan gidişler… Allah’ın gücüne gider diye mi bu susmalarımız? İnsan acizliğini Tanrı’ya yüklemek saçmalık değil de ne?

Kuşların göğe bakışı, senin ürkekliğini anımsatıyor. Bir çocuk kalbi emanet ediyorum geceye. Sabahın güzelliği mi bu, yoksa her gülüşün bir bahar mı Maria? Sorgulardan, sorulardan, kaçışlardan kurtulmak var. Tekdüzelikten çıkmak karanlığın aydınlığına… Ve düşüşlerim de düşüncelerim de hayat denen bu kavramı anlamakla geçmemeli…

Bir yol çizmeliyiz Maria. Ellerimiz kaleme doymamalı. Öğrenmenin yaşına bakmadan uçmalıyız mesela. Uzak diyarları gözlerinin ışığında görmeliyim. Trenlerde nasıl uyursun bilmeliyim Maria. Afrika’dan başlamalıyız değişime. Kalbimizin kirini akıtıp yokluğa bakışmalıyız.

Ah Maria,

Şairin şiirleri güzelse, aşk güzeldir. Ve sevilen, bu dizelerin ardında gösterir kendini fark etmeden. Kelimeler bitti mi aşık ölür, yar ölür. Sen ölme diye milyon kere kelime ezberledim Maria. Aşık şairin kelimesi bitmemeli… Sen bitmemelisin Maria…

Yazı kategorisi: Güncel

Duyulmayan Okul Zilleri

Merhaba sevgili okurlar; Napolyon’un “para, para, para” dediği gibi ben de “eğitim, eğitim, eğitim” diyorum.

Eğitimin başlangıcının ve ilk okulun aile olduğunu hepimiz biliyoruz. Aile çocuğun ilk gözlem ortamı, kelimeleri, attığı adımların ilk kaynağıdır. Bu sebepledir ki aile tutumları çocuğun gelişimi ve psiko-sosyal yaşantısı için çok çok önemlidir.

Ebeveynler zaman zaman çocuklarının kitap okumamasından şikayetçidir. Peki kitap okumayan anne ve baba, çocuğuna kitap aşkını nasıl aşılayabilir? Gülünç bir durum gibi gözükse de durum oldukça ciddi… Çocuklar ilk olarak aile içerisinde gördüklerini uygularlar. Tıpkı bir bilgisayar gibi beyinlerinde anne ve baba davranışları kodlanmaya başlar. Bu sebeple anne ve babalar öncelikle kendilerine çeki düzen vermelidir. Çocuk zaten onların davranışlarına göre şekil alacaktır.

Aileden sonraki en önemli kurum okuldur. Arkadaş çevresi ve öğretmeni, çocuk için bir zenginliktir. Burada sevgili öğretmenlere de büyük iş düşüyor. Önemli olanın sadece 2×2=4 olmadığını her çocuğa öğretmeleri gerek. Öyle ki günümüzde matematik bilen fakat ahlaki olarak sınıfta kalmış binlerce kişi mevcut.

Okul çocuğun sosyalleştiği bir kurumdur. Günümüzde covid-19 dan dolayı ertelenen okullar, çocukları psiko-sosyal olarak oldukça etkiledi. Uzun zamandır duyulmayan ziller, şimdilerde yeni yeni duyulmaya başladı. Şunu da dile getirmekte fayda var. İçi boş şişirilmiş okullar mı, okulsuz bir toplum mu? Her ikisi de kabul edilmeyecek şeyler olsa gerek öyle değil mi?

Çocuklarımızın öğrenmeye, keşfetmeye ihtiyacı var. Deneyerek, yanılarak, bazen başarısız olmaya bazen de umutsuzluğa kapılmaya ihtiyaçları var. Çünkü biliyorum ki hiçbir insan başarısızlığı tatmadan başarılı olamaz. İmkansızlıklar ardında imkanlar bulmak gerek. Doğayı keşfetmek, bilime ve değerlere sahip çıkmak gerek. Tüm bunları çocuklara aşılamak oldukça kolay. Yeter ki çocuk doğduktan sonra her an pes etmeden onun için çabalayalım. Birlikte öğrenelim. Nice okuma yazma bilmeyen aileler mevcut. Sorun burada okuma yazma bilmemek değil. Çocukla birlikte yeniden öğrenmeye açlık duymak önemli olan.

Çocuğun içinde yeşermiş azmi kurutmaya hiçbirimizin hakkı yok. Sevgiye, elinden tutmaya, anlaşılmaya, birlikte başarmaya ihtiyaçları var hepsi bu!

Bir araştırmaya göre spor ve enstrüman çalmak çocukların psikomotor gelişimini oldukça olumlu etkiliyormuş. Çocuklarımızın spora, müziğe ve sanata dokunmasından korkmayalım. Hayalleri, amaçları ne olursa olsun onları gerçekleştirmesine izin verelim. Çocuklar sizin seçimlerinizi yapmak için gelmedi bu dünyaya. Sevgili baba, çocuğunun mühendis olmasını neden zorla istiyorsun? Evet çok istiyorsan yarım kalan eğitimini devam ettirip sen olabilirsin. Sevgili anne, çocuğunun zengin biriyle evlenmesini neden bu kadar çok istiyorsun? Peki sen neden evlenirken kendi seçimlerini tercih etmedin?

Bu bir döngü olmaktan çıksın artık. Eğitimden bahsettiğim her daim zeki, başarılı çocuk olmak değil. Bazen ahlak eğitimi, bazen insanlık eğitimi, bazense beceri eğitimi…

Sevgili anne ve babalar evlerimizde de artık eğitim zilleri çalsın mı? Önce ahlak eğitimi verilsin mi o güzel evlerimizde? Çocuklarımızın sağlığı için, gelişimi için, gelecekte sağlıklı bir birey olması için sevgi verelim mi onlara? Hep dışarıya itmekten, ilgisiz olmaktan ne kazandı çocuklarınız? Yüksek sesinize daha mı çok çalıştılar? Unutmayın siz başarılı olsun diye bağırıp durdunuz, belki sınıf birincisi oldu çocuğunuz ama inanın geleceğini, gelecekteki o sıcacık kalbini paramparça ettiniz. Ellerinizle mutsuz, kalpsiz evlatlar yetiştirdiniz. Ama korkmayın hiçbir şey için geç değil. Sevgi hala her şeyin ilacı… İnanın bana 🙂

Yazı kategorisi: Güncel

Efendiler

Bir ülke çiziyorum.

Karanlık krallardan uzak,

Narenciye turuncusu gökleri…

Bu göklerin altında korkusuzca atan

Binlerce onarılmış etten kemikler…

Bir ülke çiziyorum.

Adaletin terazisi henüz kırılmamış.

İpin çektiği yönler kapatılmış,

Keskin bıçak gözleri konduruyorum.

Uzakların sesine katılan bu gözler

Kimi zaman suskun…

Bir ülke çiziyorum.

Her başın eşitlik bildiği,

Son ekmek bir kadına sunulmuş

Olsa da

Son gözyaşı bir adam için…

Evleri taş,

Yürekler olmasın aman ha!

Yalnız renkten morlar çıkacak sabaha.

Bi ülke çiziyorum.

Dahisi çoğalmış deliliğin,

Akıl için atan binbir başlı yüreklerin

Alacası belli çalışkan gözlerin.

Bu ülke, ütopyalar ardında serili

Üç beş paslanmış kilimleri,

Siler soğuk kötümser iklimleri.

Ve bilmekte meşhur edep çizgisini…

Beş sadece sayıdır

Saymasını bilene…

Görmek, hissetmekle eş değer.

Uzakların sinesine

Çekilir zaman,

Duyulur bir aman.

Aman ha aman!

Bir ülke çiziyorum efendiler!

Yazı kategorisi: Edebiyat

Üstat Nazım’a

Ah Nazım…
Nasıl koydular seni
Dört duvar arasına,
Çevirmiş
Bir düşünce yığınına
Altında kalan tozdan şiirlerin,
Eksilmeyen palton
Bir tahta askıda…
Bekleyiş bir çınara sığar.
Ve Piraye’ninkine denk düşen gözyaşları…
Ah Nazım ;
Nasıl sürdüler seni Malta’ya?
Memleket özlemi derin,
Gözlerin nicesi mavi derinlikler.
Kaybolmak sayfalar dolusu
Memleket şiirlerinde.
Ve aşkın ayıplığını örtmek seninle…
Kalemine sağlık
heyhaat dev adam,
Tükenmeyen kurşunları sana dizeyim.
Çilesi bitmemiş bu dava
Yazının kandan üstünlüğü,
Ve gözlerin
hakikat sandığından çekilmesi
Miller boyunca…
Ah Nazım ;
Sana nasıl kıydılar??

Yazı kategorisi: Edebiyat, Güncel

Maria’ya Mektuplar 2

Sevgili Maria;

Anın tadını çıkaran çocuk olmayı, şimdi öyle isterdim ki… Bir patırtı, bir dalavere olmadan zirvelere uçan kuşlar var mıdır bilmem ama ben o kuşlar kadar da özgür olmayı yeğlerdim.

19.yy şairleriyle bir masada otururduk örneğin, sen de hep böyle olsun istersin bilirim. Sonra, sonra masanın topallayan ayağına bir parça kağıt sıkıştırıverirsin. Dünyanın en muazzam, en önemli maddesine dönüşüverir bir parça kağıt.

Radyonun cızırtılı sesine aldırmadan kalbimize dokunan o parçayı bekler dururuz. Şansımıza, çıkan şarkıda cızırtılar kesilir, tebessüme kapılırız. Senin gülüşlerin hep güzeldir Maria… Ama hiç ağladığını görmedim, belki gizledin. Muhtemel öyle olacak…

Maria, ben senin azalmış çamların siluetine bakıp, yeni yılı kutlayan ellere ah çekmene üzülürüm. Bir dağ yamacına binlerce çam dikesim gelir.

Dedim ya, dikkatimi pahalı hediyelere göz dikmişler çekmez asla… Küçük bir gülü narince izleyen gözlerine vurulurum. Avuç içi bekleyen aminler gibi beklerim bir yol çıkışını. Ben senin çıkmaz yollarda kaybolmana üzülürüm Maria…

Kıvrımlı saçların hiçbir bebeğin kokmadığı kadar güzeldir. Aynı şehirde, ayrı atan bir kalp ışığı kadar keskince hissederim. Ben seninle aynı mahallede çocuk olmayı isterdim… Ve bir sahafta en anlamlı şiir kitabını üflemek tozlu yanlarından… Tıpkı ruhuma üflediğin gül kokulu rüzgarların gibi…

Ah Maria, bu çağ seni yalnızlaştırır. Adını bir şiire çok görür. Lakin vazifem olsun ki adın geçmeyen hiçbir kitaba elimi sürmeyeceğim. Bunu böyle bil!!

Yazı kategorisi: Edebiyat

Maria’ya Mektuplar

Bu yazımı, aşağıda bıraktığım müzikle okumanızı isterim…

//////////////

Sevgili Maria;

Sende farkettiğim bu farklı yanı, artık açıklamanın vakti geldi…

21.yy’a ait hiçbir şey dikkatimi çekmiyor. Modern zamanların trajikomik yanından sıyrılıp, senin o maziye uzanan yanını izliyorum. İnan böylesi daha keyifli…

İki ucu bir araya gelmeyen siyah paltonu, narin ellerinle bir etmen, tıpkı kavuşmayı bekleyen aşıklar sanki… Yüksek ökçelerinle sokaklarda yankılanan “tak tak” ların, zamanın ötesinde geçmesini istemediğim saatler gibi…

Her daim çantanda okumayı bekleyen kitapların, yazmaya hevesli kalemlerin…

Ahh; yeni yetme gençlerin iğreti yanları çekmiyor beni,

Beni geçtiğin yollar, altını çizdiğin cümleler çekiyor yalnız…

Sen ki; hafif bir rüzgar esintisinde uçacak izlenimi veren bu narin bedeninle, koca koca zorluğa meydan okuyorsun! Hiçbir güç böylesini tarif etmeye yetmiyor.

Attığın adımların, seni sonsuz cennete sürüklüyor adeta…

21.yy’da sahafın en guzide kitabı gibisin Maria… Yalnızca değer bilenin sahip olmak isteyeceği o eşsiz kitap…

Ve sahafçı merakla bekler kitabın sahibini. Onun sahibi ben olmak istiyorum Maria…

Hiç kimse bu nostaljinin rengini görmesin. Büyüsüne kapıldığım bu rüyaya yalnız ben inanayım istiyorum!

Maria;

Şimdi yürüdüğün sokaklar bu denli şanslı olduklarının farkında değil… Ellerinin değdiği hiçbir çiçek bir daha suya muhtaç olmayacağını bilmeyecek…

Senin farklı yanını yalnız ben bileceğim.

Geçmişin izlenimini anımsatan bu farklı yanından öpüyorum /öpmek istiyorum!!

Ben; 21 yy’da kaybolmuş benlik

Yazı kategorisi: Edebiyat

Özgür Yıldız

Gözlerini kapatıp gecenin sesini dinler küçük kız. Yıldızlar; gece gündüz hep aynı yerde midir, yoksa bulutlar kadar özgürler mi? Düşünür durur.

Ayaza kesmiş topraklar kurudukları anları da anımsar. Her şey değişir ya, hüzünler yerini tebessüme de bırakır elbet.

Özlenir daima neşeli sokakların taş kaldırımları…

Kalbin içinde biriken anıları silemez yaşı geçkin olanlar. Uzaklara dalmak bundandır. Bir şarkı mırıldanır sesine yandığım. Tozu silinir yalnızların…

Uzaklarda arama, içindekidir yakındığın. Ve yanmak çare olur kimi zaman karanlığına. Gerekirse yan, kül olmadan mührün sahibini hatırla.

Serçe parmağın küçüklüğüne aldanıp üstten bakan ortancaya rast gelmedim henüz. İnsanın insana olan kini niyedir bilmem. Ayakkabılarım sıkar ara sıra, bu yaşımda büyüyen ayaklarımı. Ayaklar mı isyan eder en çok, canına yandığımın dünyasında, yoksa insan mı bilemem.

Bacaları tüten evlerde umut hala vardır. Yaşanılan, yaşanılacak bin yığın duygu, düşünce ve daha nicesi… Kırmızı pabuçlu bebekler giydirilir güneşli günlere… Özgürlüğe düşkün bulutlar, akışına kapılıp dağı taşı delen köpük sular… Hepsinin amacı, gidilmeyen ırak yolları keşfetmekse ey insan, son cümleni bitir. Yapacağın her ne varsa bugün tamamla. Keşifler boyu uzaklara…

Sen hiç özgür yıldız olmayı denedin mi??