Yazı kategorisi: Güncel

Huzurun Adı Yağmur

🌧️ Sonhabar gelir, ardından yağmurun habercisi bulutlar boy gösterir. Yazın sıcaklığını gölgede bırakan bulutlar, rüzgarlarla tatlı sohbetler ederken yağmurlar fısıldar kulaklarımıza. -İşte ben geldim.

🌧️ Sonbaharın vazgeçilmezi yağmurlar kimimiz için huzurun simgesi olsa da kimimizi kasvete sürükler. Kara bulutlar ardından yaza veda edenler, dışarı çıkma planlarını suya düşürür. Oysa yağmur sevenler, toprağın suya muhtacı gibi koşar adım yürürler yağmur altında. Belki yağmur dansıdır bu kimbilir…

🌧️ Toprak suya doyar yağmurla, yağmur sevenler de huzura doyar. Bir kahve kokusuna eşlik eder en heyecanlı kitaplar. Camların ardında göğün incileri şıp şıp düşerken sesine kulak vermemek elde değildir. Ahh o kokusu, toprağa değdiği an çıkan o eşsiz kokusu… Kimileri cennet kokusu der bu kokuya. Öyle güzel gelir demek…

🌧️ Pluviofili bilir misiniz? Yağmura deli gibi sevgi duyanların ismidir o. Yağan yağmurla huzur bulan, güneşten çok, yağmurlu havaları arayanlardır onlar. Belki hiç şemsiyeleri olmamıştır. Yağmur altında koşmayı adet edinenin hem şemsiyesi mi olurmuş? Ağaç misali yağmuruna koşan pluviofiller…

🌧️ Yağmurun sıklıkla görüldüğü Rize’ye bayılır o halde yağmur canavarları. Yemyeşil yaylaların eşsiz yağmurları ne zaman nerede yağacağını bilmez. Her zaman hazırlık ister Rize. Diyebilirim ki pluviofillerin cennetidir burası.

Rize

🌧️ Yağmur adına çok şiir yazılır, çok sözler söylenir. Peki yağmurun o huzuru mu arttırır yazma isteğini, bilinmez.

🌧️ Benim çok sevdiğim yağmur şiirine bakmaya ne dersiniz? Sezai Karakoç’tan Yağmur Duası gelsin o halde…

….
İyi ki bilmiyor kalabalıklar
Yağmura bakmayı cam arkasından
İnsandan insana şükür ki fark var
Birine cennetse birine zindan
İyi ki bilmiyor kalabalıklar


Yağmur duasına çıksaydık dostlar
Bulutlar yarılır gökler açardı
Şimdi ne ihtimal ne imkân var
Göğe hükmetmekten kolay ne vardı
Yağmur duasına çıksaydık dostlar

Ben geldim geleli açmadı gökler
Ya ben bulutları anlamıyorum
Ya bulutlar benden bir şey bekler
Hayat bir ölümdür aşk bir uçurum
Ben geldim geleli açmadı gökler

Yağmurun her daim tadını çıkarmak dileğiyle. Sevgiyle kalın…

Reklam
Yazı kategorisi: Güncel

Vuslat Duaları

Vera fısıldadı;

Zoru eyleyen gidişleri al,

Ayakların geri adımlarını…

Soğuk ellerin vuslat dualarını silkele.

Vakit tamamdır,

Akşamdan kalma buseler dinmiştir

Gidelim…

Ah Vera…

Kaçıncı yüzyılın tablosunu andırır gözlerin?

Kaç bahar eskitmiş taş duvarların, kaç?

Kanadı kırık kuşlar tamircisi

Tik tak öten saatlerin içine

Kondurmuştur

En güzel sesi.

Kon-dur

Muş

En güzel sesi.

Vakit tamamdır,

Beyaz gerdanından gülümser gece,

Beni al

Beni de al dercesine…

Seni saklamak isterim,

Bir bulut aramaktan deliye dönmüştür

İyice saklamak seni…

Olduğun yerden çekip almak,

Kuyuların taş kesildiği kovalara nispet

Göklere çıkarmak seni…

Vakit tamamdır,

Dur-

Duramazsın,

Aşk sarhoşu yalnızlık gecelerini,

Seni bana ayırmak

Yalnız seni…

Yazı kategorisi: Güncel

Modern Çağın Yüzyıllık Yalnızlığı

⏳Toplum tarihine baktığımızda; kırsal kesimlerde boy gösteren işsizlik, ekonomik, sağlık sorunları gibi faktörler köyün itici sebeplerini oluşturmuştur. Bunun aksine, ulaşım, eğitim, sağlık ve en önemlisi istihdam (iş) olanaklarının gelişmiş olması ise kenti çekici hale getirmiştir. Zamanla kırsal alanların nüfusu şehirlere kaymıştır. Şehrin artan nüfusu ile; alt yapı çalışmalarının yetersizliği ve getto denilen gecekondu mahalleleri ortaya çıkmıştır. Bugün hala İstanbul’da bu durumun örneklerini görmek mümkündür.

Gettolar

⏳ Şehrin insanı tektipleştiren, koca koca binaların sıralandığı yapısı, köyden kente göç edenleri uyum sürecine zorlasa da birçok aile köye geri dönemeyeceklerini bildiğinden, kente alışmak zorunda kalmıştır. Köylülerin tarlalarda yetiştirmek üzere çok çocuğa sahip olması köy gerçeğini oluşturmaktadır. Şehrin yalnızlığıyla tanışmış toplumlarda, hem kadının hem de erkeğin iş hayatına atılmasıyla çocuk sayısında da azalmalar görülmüştür. Bu sayede modern(çekirdek) aile dediğimiz aile modeli ortaya çıkmıştır. Aile fertlerinin azalmasıyla konut tipleri 1+1 şekline indirgenmiştir.

⏳Köylerde görülen geleneksel (geniş) aile modelinde büyük anneanne/babaanne ve dedeler, torunlar, evlatlar hep bir arada yaşarken, modern aile yapısıyla bu kalabalıklar sona ermiştir. Bu aşamada da huzurevleri ve kreşler yerlerini almıştır. Ne yazık ki toplumlar gelişip büyürken, çocuklar dede masallarından mahrum kalmış, tozlu binalar ardında oyunsuz yaşama hapsolmuşlardır. Teknoloji hayatımızın her alanını sarmışken, muhabbetler azalmış, komşuluklar ölmüş, anlayışlar yok olmuştur.

⏳İnsanımızın teknolojiyle yeni yeni tanıştığı yıllarda, köye gelen ilk televizyona sahip evde bütün köy toplanırmış. Giriş olarak ev hanesine meyve, çerez vb. ikramlar sunulurmuş. O zamanların neşesi, siyah beyaz kovboy filmleri, Türkan Şoraylar, Tarık Akanlar şimdi nerede…

⏳ Modern yüzyılın hastalığı, yalnızlık ve buhran, insanların birbirlerini soyutlamasıyla ortaya çıkmıştır. Her şeyin anında mümkün olduğu, ilişkilerin bile çaba harcanmadan yaşandığı, tek tıkla, bir mesajla ulaşabilme kolaylığı olan bayağı yaşantılar mevcutlaşmıştır.

Sıcak bir hayat

⏳Ben şimdi kalkıp çeşme başında bakışalım, mektup yazalım da demiyorum. Ben şimdi anlaşılmayı, anlamayı diliyorum. Binaların ardında tozlanmayalım, bir şiir okuyalım, bir kedi okşayalım, bir tatlı sohbet edelim diyorum. Sevmenin kolayına kaçmadan sevelim, bazen sadece bakalım diyorum. Anlamlı bakışlarla… Hem ne diyor Cem Mumcu “Yanında susabileceğin biriyle konuşmak ne güzeldir”. Sustuklarımızla konuşma vakti geldi de geçiyor. Çocukluk sevinçleri hala bize uzak değil, eskide kalan ne varsa heyecan gibi, toprak gibi, kahkahalar gibi, işte onları yeniden yaşatma vakti… Sevgiyle kalın efendim, en önemlisi bayağılaşmadan, anlamca, taptaze kalın…

Yazı kategorisi: Güncel

Toplumsal Cinsiyet Eşit(siz)liği

Öncelik olarak kavramların içeriğine göz atalım istiyorum.

Toplumsal Cinsiyet: Erkek ve kadın arasında toplumsal ve kültürel olarak belirlenmiş farklılıkları ifade etmek için kullanılan bir kavramdır. Örneğin roller ve sorumluluklar toplumsal cinsiyet kavramını oluşturur. Rol ve sorumlulukların eşit ve eşitsiz olması buradan gelir. Kadın ve erkeğin rol ve sorumlulukta eşit değil tartışması da…

Toplumsal Cinsiyet Rolleri : Kadın ve erkek için toplumca uygun görülen kişilik özellikleri ve davranışları ifade etmektedir. Toplum kadınları; itaatkar, çocuklarına bakan iyi anne, iyi gelin, evin tüm işlerini yapan kişilik olarak algılar. Erkekleri ise ; dayanıklı, güçlü, cesur, kavgacı, eve ekmek getiren, otoriter bir konuma koyar. Tüm bu ifadelere geleneksel kalıp yargılar denilmektedir.

👫 Ataerkil bir toplum olmamız sebebiyle, erkekler kadınlara oranla hep güçlü simgeleri çağrıştırır bizlere. “Kızını dövmeyen dizini döver”, “Saçı uzun aklı kısa”, “erkektir yapar” ifadeleri toplumca kadınları alaşağı eden, kadınları işe yaramaz bir varlık konumuna sokan ifadelerden bazıları günümüzde…

👫 Toplumsal cinsiyet eşitsizliği olarak kadına iş hayatında mobbing uygulaması oldukça sıktır. Kadınlar günümüzde hala doğurganlık özelliğinden dolayı üst mercilere gelmekte zorlanmaktadır. Üstelik kadına yönelik fiziksel (dayak, el kaldırma vb), psikolojik (akıl sağlığını olumsuz etkileme), cinsel (cinsel amaçlarla kötü muamele) ve ekonomik( ekonomik özgürlüğüne müdahale etme, parasını alma) gibi şiddet türleri her geçen gün artış göstermektedir.

👫 Bu gibi durumların artmasında medyanın etkisi büyük oranda etkilidir tabi. TV’de yayınlanan ahlak dışı diziler, medyanın bu gibi kötü durumları iyi bir olay gibi lanse etmesi, toplumun örnek almasına yol açmaktadır.

👫 Sadece kadının değil, mevcut düzende kız çocuklarına bile cinsel obje olarak bakıldığı, ihmal ve istismar edildiği bir dönemdeyiz. Çocuk gelinler, zorla evlendirme bunlardan bazıları… Özel alanında kadına yönelik her türlü şiddet kabul edilemez, edilmemelidir.

👫 Yapılan bir çalışmaya göre kadınlar en çok çocuklarının bakımını aksattıklarında ve kocalarına karşılık verdiklerinde şiddete maruz kalmaktaymış. Peki bunun sebebi sizce nedir?

👫 Hep kadınlardan bahsediyoruz. Erkeklere karşı da yapılan bir eşitsizlik yok mu sizce? Tam da düşündüğünüz gibi elbette var. Erkeğe toplumca yüklenen ağır sorumluluklar, evinin erkeği, aslanı gibi ifadelerle hep güçlü olması, asla düşmemesi gerektiği söylenmekte. Yahu bu adamın hiç mi ağlama hakkı yok? Evet doğru unuttum kadınlar ağlardı değil mi?

👫Bizler toplum olarak evlenme hayaliyle krediler çeken, binbir yüklü borca göğüs geren ve bir süre sonra patlak veren genç erkeğe bir de eve ekmek getir, karına, çocuklarına bak diyoruz. Sonra kalkıp sakın düşme, hep dimdik dur diyoruz. Sonra da mutlu bir evlilik bekliyoruz. Cık, yanlışımız burada işte.

👫 Mutlu evlilikler olsun istiyorsak, kadını da erkeği de düşünmemiz gerek. Kadını seks objesi, ev işini yapan kişi olarak değil, istediğinde iş hayatına atılan, istediğinde evinin hanımı olan bireyler olarak ele almamız gerek. Erkeği eve para getiren, karısını daima koruyan değil, üzülmeyi de korkmayı da bilen, yeri geldiğinde karısından yardım alan bireyler olarak ele almamız gerek. Eşitlik dediğimiz işte bu. Kimse fazla hakka sahip olsun değil…

Saçı uzun aklı uzun kadınlar, aslan gibi kadınlar… Ağlamak için korkmayan adamlar, güçsüz olsa bile kendine değer veren, hislerini korkmadan açığa vuran erkekler… Hepiniz iyi ki varsınız ve değerlisiniz. Hep bunun bilincinde olmanız ve değerinizin bilinmediği yerden uzaklaşmanız dileğimle…

Yazı kategorisi: Güncel

Geçmiş Moda

Camların ardında biriken toz taneleri
Yaşanmışlık hissi veren
Gri duvalara eşdeğer.
Altında turuncu plaklar gizli gri renkler…
Milyon yıllık bir pardesü giymiş boyacılar,
Giyilebilir.
Sarısına siyah, alına mor
Karışabilir…
Geçmiş sözlerin, lügatların,
Abc’si silinmiş alfabelerin,
Hatta yalan ardı saklı kirliliklerin
Önemi yoktur, atılabilir.
Sandıklarda kokar en taze anılar
İçlerinde sonsuz heves,
Sonsuz düş kırıklığı…
Zıt düşünceye gebe ömür,
Birinde çağlayan hayat
Diğerinde inci göz yaşı…
Ve umulur, unutulur da.
Sandıklar bir evden diğerine geçer.
Akıl kalır gri boyalarda.
Turuncular aniden gün ışığına çıkar.
Bu alelade bir bekleyiş değil,
Bir çocuktan bin heves eder.
Ansız tablolar barınır
Alacalı kalbimin hizalarında.
Denk düşer iki el,
Duyulabilir en derin nidalarda.
Milyon yıllık pardesüler,
Kokusu kaçmayan gül suları
Elleri nazik kına merasimleri…
Özlenebilir…
Modası geçmez türküler çalar
Hoş sokakların birinde.
Ansız davulcular belirir ya
Belirebilir…
Bir büyük menekşeyi andırır gözler.
Afrika menekşeleri de dahildir.
Edilebilir…

Yazı kategorisi: Güncel

Maria’ya Mektuplar

Bu yazımı, aşağıda bıraktığım müzikle okumanızı isterim…

//////////////

Sevgili Maria;

Sende farkettiğim bu farklı yanı, artık açıklamanın vakti geldi…

21.yy’a ait hiçbir şey dikkatimi çekmiyor. Modern zamanların trajikomik yanından sıyrılıp, senin o maziye uzanan yanını izliyorum. İnan böylesi daha keyifli…

İki ucu bir araya gelmeyen siyah paltonu, narin ellerinle bir etmen, tıpkı kavuşmayı bekleyen aşıklar sanki… Yüksek ökçelerinle sokaklarda yankılanan “tak tak” ların, zamanın ötesinde geçmesini istemediğim saatler gibi…

Her daim çantanda okumayı bekleyen kitapların, yazmaya hevesli kalemlerin…

Ahh; yeni yetme gençlerin iğreti yanları çekmiyor beni,

Beni geçtiğin yollar, altını çizdiğin cümleler çekiyor yalnız…

Sen ki; hafif bir rüzgar esintisinde uçacak izlenimi veren bu narin bedeninle, koca koca zorluğa meydan okuyorsun! Hiçbir güç böylesini tarif etmeye yetmiyor.

Attığın adımların, seni sonsuz cennete sürüklüyor adeta…

21.yy’da sahafın en guzide kitabı gibisin Maria… Yalnızca değer bilenin sahip olmak isteyeceği o eşsiz kitap…

Ve sahafçı merakla bekler kitabın sahibini. Onun sahibi ben olmak istiyorum Maria…

Hiç kimse bu nostaljinin rengini görmesin. Büyüsüne kapıldığım bu rüyaya yalnız ben inanayım istiyorum!

Maria;

Şimdi yürüdüğün sokaklar bu denli şanslı olduklarının farkında değil… Ellerinin değdiği hiçbir çiçek bir daha suya muhtaç olmayacağını bilmeyecek…

Senin farklı yanını yalnız ben bileceğim.

Geçmişin izlenimini anımsatan bu farklı yanından öpüyorum /öpmek istiyorum!!

Ben; 21 yy’da kaybolmuş benlik

Yazı kategorisi: Güncel

Maria’ya Mektuplar 2

Sevgili Maria;

Anın tadını çıkaran çocuk olmayı, şimdi öyle isterdim ki… Bir patırtı, bir dalavere olmadan zirvelere uçan kuşlar var mıdır bilmem ama ben o kuşlar kadar da özgür olmayı yeğlerdim.

19.yy şairleriyle bir masada otururduk örneğin, sen de hep böyle olsun istersin bilirim. Sonra, sonra masanın topallayan ayağına bir parça kağıt sıkıştırıverirsin. Dünyanın en muazzam, en önemli maddesine dönüşüverir bir parça kağıt.

Radyonun cızırtılı sesine aldırmadan kalbimize dokunan o parçayı bekler dururuz. Şansımıza, çıkan şarkıda cızırtılar kesilir, tebessüme kapılırız. Senin gülüşlerin hep güzeldir Maria… Ama hiç ağladığını görmedim, belki gizledin. Muhtemel öyle olacak…

Maria, ben senin azalmış çamların siluetine bakıp, yeni yılı kutlayan ellere ah çekmene üzülürüm. Bir dağ yamacına binlerce çam dikesim gelir.

Dedim ya, dikkatimi pahalı hediyelere göz dikmişler çekmez asla… Küçük bir gülü narince izleyen gözlerine vurulurum. Avuç içi bekleyen aminler gibi beklerim bir yol çıkışını. Ben senin çıkmaz yollarda kaybolmana üzülürüm Maria…

Kıvrımlı saçların hiçbir bebeğin kokmadığı kadar güzeldir. Aynı şehirde, ayrı atan bir kalp ışığı kadar keskince hissederim. Ben seninle aynı mahallede çocuk olmayı isterdim… Ve bir sahafta en anlamlı şiir kitabını üflemek tozlu yanlarından… Tıpkı ruhuma üflediğin gül kokulu rüzgarların gibi…

Ah Maria, bu çağ seni yalnızlaştırır. Adını bir şiire çok görür. Lakin vazifem olsun ki adın geçmeyen hiçbir kitaba elimi sürmeyeceğim. Bunu böyle bil!!

Yazı kategorisi: Güncel

Bağlar

Bir akşam serinliğinde cılız kelimeler fısıldar ya kulaklara… Öylesi tiz seslere hazin geceler eşlik edermiş. Ötesi görünmeyen köyler kılavuz istemez ya… Öylesi yollara kalbin yarinliği eşlik edermiş. Bir saklı giz içinde açılıverir dünya. Açılmaz ruhun sancısı. Elde edemeyişler vardır bilirsin. Çabalamanın kıyısında yaşadığın, yaşamaya itildiğin kıyılar…

Şimdi seninle bir yazgımız olsun desem, gitmeleri meşhur edersin. Yazgılar bile çirkinleşir harikalar diyarında. Şimdi bir umut çizsem, kurşunlara zam gelir. Ayrık otlar biter gönül tarlasında. Koparılmayan bağların aksine güçlüdürler. Çünkü bağlar elbet bir gün koparlar…

Yazı kategorisi: Güncel

Derin Yalnızlık

Sizlere yazmakta olduğum “Prangalar Ardında Eskitilmiş Yalnızlık” kitabımdan bir bölüm paylaşmanın mutluluğu içerisindeyim. Keyifli okumalar dilerim efenim…

Sevgili dost;
Koca evrende muazzam yaratılan her şey gibi, hepimizin muazzam bir kalbi var. “İçlerinde kötüler de var, öylesi bir kalp muazzam olamaz” dediğini duyar gibiyim.
Şunu unutma ki, her insan doğası gereği iyilik barındırır içinde. Fakat her insan aynı yaşama sahip değildir. Çevre faktörleri, insan ilişkileri, aile yapıları küçük bir çocuğu ileride bir canavara dönüştürmeye yetebilir. Hiç düşündün mü, küçükken her çocuk ne kadar da masum… O masum çocukları evirip çevirip kötü kalplere dönüştüren elbette bir sebep olmalı değil mi?


Keşke her insan parıltılı yaldızlar içerisinde büyüyebilseydi. Evet bunu isterdim dost. Elbette senin o iyilik dolu yüreğin de isterdi. Hayat gerçekleri yüzümüze vururken, her insanın bambaşka serüvenden geçtiğini görebiliriz. Gördüklerimiz ile isteklerimiz bambaşkadır. Bu yüzden kimsenin hayat hikayesini bilmeden ona kızma derim ben. Zor bir süreçten geçerken her insan asabi davranışlar sergileyebilir. Bu durumu olağan da görmüyorum fakat en azından anlaşılmaya ihtiyaçları var.


Belki de bu satırları okurken aslında o kişi benim diyebilirsin. Geçirdiğin onca süreçten sonra içinde bitmek bilmeyen nefret ve sinir duygusu ile baş başasın. Çevrendekiler ne yaşadığını bilmeden sadece şu anki davranışlarınla seni eleştiriyor olabilir. Sonra dönüp hem o kişilerden hem de onlara bu davranışı sergilemeye sebep olduğun için kendinden nefret etmeye başlayabilirsin. Nefretin öyle büyür ki bir başkasını bırak, kendini dahi sevemezsin. Kendi benliğini sevmeyen insanı ise kimse sevemez dost.


Yaşadıklarından bir ders çıkar diye kestirip atmak istemem. Seni anlamayı seçiyorum dost. Ve senin de kendine anlayışla bakmanı, kendini sevmeni istiyorum. Sevgi her şeyi güzelleştirir…


Evrende güneşin kendini beğenmediği için bir daha doğmak istemediğini görmedim. Uğur böceğinin, diğer böceklerden daha çok sevilmesini kibre dönüştürdüğünü, yıldızların ben olmasam geceleri vasattır dediğini hiç görmedim. Köpekler kadar kedilerin de vefalı olduğunu, üstelik her böceğe, en çirkin dediğimiz böceğe bile evrende ne kadar ihtiyacımız olduğunu gördüm.


İnsan dünyada çirkinlik görmek isterse, en güzel manzaralara bile burun kıvırır. Ve bir güzellik görmek isterse aynaya bakması yeterli… Görmek aslalonı da ortaya çıkarmaz belki, görmenin ötesinde olan şey hissetmektir. İşte bir insan en güzel tabirle, hayatında bir güzellik görmek isterse, kalbini hissetmesi yeterlidir.

Şimdiye kadar hiçbir şekilde güzel hisler barınmadı belki içinde. Yalnızlık duyguların öyle kapladı ki içini, hiçbir dost, hiçbir mekan seni o yalnızlıktan çıkaramadı. Seni bu duruma iten sebepleri düşünmek istesen yaşadığın hangi durumlar seni korkuturdu? Tüm bu sebepleri ve kendine korkunç gelen yaşadıklarını bir kağıda yazabilir misin dost? Yazmak fark etmediğimiz çoğu durumu açığa çıkarır. Yazdığın her maddeyi  tekrar tekrar okuyup aştığın o koca zorluklara bir bak. Hiçbiri seni devirmeye yetmedi. Aksine gülümseyen gücünün farkına var. Tüm bu zorluklar yıkılmana sebep olduysa da ne olmuş? Kimse yan yattı diye ayağa kalkmaktan vazgeçer mi?


Seni huzursuz eden nedir dost? Yalnızlığa mahkum eden ne?
Fazla kilolarınla, yüzündeki kırışıklıklarınla, bedeninin minikliği ile her zaman özelsin. İnsan kendi içini fark ettikten sonra inan bana asla yalnız değildir. Yalnızlık tek başına sinemaya gitmek, tek başına kahve içmek değildir ki… Elbette insan kendine, kendi başına vakit ayırmalıdır, bunu sakın unutma.


Yalnızlık belki de çevrende anlaşabileceğin onca insan varken hepsine yüzünü dönmektir. Belki de hiçbir insana güvenmemektir. Durup dururken bu düşüncelere kapılmadın. Kendini suçlu hissetme. Suçluluk duygusu hiçbir zaman bırakmaz insanın yakasını. Ve mutlu olmaya hep engeldir. Bu duyguları hissetmen, yaşamış olduğun, geçmiş olduğun süreçlerden kaynaklı elbette. Güven duygunun alt üst edilmesinden dolayı bütün insanlığı güvensiz algılayabilirsin.
Çevrende duyduğun onca yalandan sonra sanki herkes sana yalan söyleyecek gibi gelir.
Tüm bunları seninle aşabiliriz dost. Elbette ki hayatın boyunca bu gibi durumlar başına gelecek. Her insanın yaşayabileceği bir durumdan bahsediyoruz. Yalnız kendine davranılmış gibi hissedip neden hep ben diye düşünme.


Yalnızlığa alışmış olman, yeniden hayatına güzel insanlar almayacağın anlamına gelmez. Hem çevrende eminim seninle anlaşabilecek güzel insanlar hala var.
Bunun için sosyal çevre edinebilirsin. Merak duyduğun aktiviteleri deneyimleyip bu arada kendine göre arkadaşlıklar edinebilirsin. Yeni hayatlar keşfetmek, yeni ufuklara yelken açmak gibidir. Kötü de olsa her insandan öğrendiğimiz bir şey vardır. Kötüler sayesinde, iyi insanların kıymetini anlarız. Ve çabucak tanıyabiliriz artık bu insanları…


Sevgili dost, şimdi sevmediğin yalnızlığın karanlık yanına mı sığınacaksın? Dışarıda akan bir dünyada, sen hep mutsuzluğu, hüznü mü yakıştıracaksın kendine?
Mevsimler ardı ardına değişirken, tüm güzellikleri doğa önüne sunarken, sen tüm bunlara burun mu bükeceksin?
Her şey kendiyken güzeldir dost, sense özgürlüğüne aitsin. Haydi git ve özgürlüğüne dokun!!!

Yazı kategorisi: Güncel

Hoş Seçimler


Garipsenir bir yaşamın ortasında, artık her durumu kabullenir, her vakayı normalleştirir oldu insanoğlu. Vefa, yerini sırtından bıçaklamaya; sevgi, yerini kıskançlığa kaptırdı. Hiç mi güzel giden şeyler olmadı peki?
Elbette oldu. Birileri sabahları erken uyanıp insanlık için ekmek pişirmeye devam etti. Bir kedinin başını okşadı kimi, bir diğeri bir yetim sevindirdi. Bu iyi insanlar hatrına mı döndü dünya, yoksa zaten dönesi mi vardı? Yediğimiz çikolata çöpünü yere attık, yılmadan süpürdü çöpçüler. Belki de dünya Küresel Isınma’dan bir miktar böyle korundu. Bir tarafta ağaçlar, bile isteye kesildi, yakıldı da… Yerine milyon liralık oteller layık görüldü insana. Oysaki doğanın içinde bir anlam ifade ederdi tüm canlılar. İşte birileri yakıp yıkarken, birisi küçük bahçesine bir fidan ekti. Sabırla bekledi. Sırf faydacılık olsun diye meyve ağacı da değil. Upuzun salınan söğütlerden ekti. Kuşlar uçtu, arılar bal yaptı. Anlayacağınız hep kötü şeyler olmadı dünyada. Çoğu canlı dünya için çabaladı durdu. Vakit gelene kadar huzuru aradılar. Ama her insan aynı yolu seçmedi. Aydınlık yolları seçen kadar, o yolu bertaraf edenler çoktu. Üstelik o yoldan geçtiği halde ardındaki geçemesin diye yola dikenler savuranlar da…
Bir ışık belirse ıssız bir ormanda, korkardık. Kalbimizde beliren kara lekelerden korkmadık bu denli…
Kendimize yapılan onca haksızlığa karşı çıkar, yükselirdi göğe seslerimiz. Oysa bir başkasındaki haksızlığa üç maymunu oynadık biz…
En güzel hevesleri edindik, en güzel hayalleri gerçek etmek istedik. Hayallerimizi başkasında görünce yıkıldık bittik biz…
Kendimizi bazen güçlü görmek isterken, bizi alaşağı çekenlere kanıp karalar bağladık… Kimimiz iyilikten yana koşarken, kimimiz kötülüğü kutsadı içinde.
Aynı zihinler, aynı beyinler ve farklı tercihler…
Ardınıza sakladığınız içsel düşünceleri dökme vakti! Ya kötülüğün zerresine kadar inanıp bu yolda can çekişirsiniz ya da iyilik dolu hisler saran bedeniniz son nefesinde bile huzurla dolar. Seçim sizin…
Buradan sonrasını iyilikten yana olanlarla devam edeceğim!
Öncelikle kendimizi sevmeyi bileceğiz. Kendini sevmeyenin evreni sevdiği hem nerede görülmüş?
Yıldızlara, parlak ışıklarıyla gülümseyen aya, gökyüzünde Küçük Ayı’yı bulmaya vakit harcayacağız.
Ağaçların kesilmesine dur diyeceğiz, yaşamak için dur!
Bir çocuk sevincini hissetmek insanı iyi eder, sevindireceğiz. Bazen tatlı tebessümle, bazen minik bir çikolata ile…
Hani derler ya sana taş atana sen gül at diye. Bağıran, çağıran kim varsa tek bir kelime sarfetmeye bile değmez. Öyle güzel sus ve uzaklaş ki ondan, bu ağır uzaklaşma ile ezilsin.
Hayallerin, umutların var! Bir başkası hoşlanmadı diye, sırf o istemiyor diye hayallerinden vaz mı geçeceksin? Fikirlerine saygı duyan insanlar olsun hayatında ki, saygı duydukça saygı duyulmanın huzuruna varabilesin…
Bu bir iyilik savaşı ise hep iyi olmaya çaba sarf etmeli. Kötülüğe karşı bir savaş… Ama öncelik olarak içsel huzuru bulmak önemli. İçsel huzurlarımız ise ağaçların esintisiyle, hoş duygularla, samimiyetle, kedi bakışları ile olur.
Kalbimize iyi bakmalı, ona iyi davrananlara gülümsemeliyiz. Farkımıza varabilsek ne güzellikler var içimizde… Sıcacık, umutlu…
Kalbimizin kara lekelerden hep uzak kalması dileğimle… Ay ışıklı lambalarınız bol olsun efenim.

Yazı kategorisi: Güncel

İnsanlığın Yolu

Güzel bir şeyler söylemek isterim bugün yine. Lakin insanlık yorgun, kalplerimiz yorgun…

Umudumuzun tam bittiği, hayallerin, geleceğin kaygısına kapıldığımız anda İzmir depreminden sağ çıkanlar umut oldu bizlere. Şikayet ettiğimiz, usandığımız hayatlara bin şükürler ettik. Utandık pişmanlığımıza.

Beğenmediğimiz yemekler, israf ettiğimiz sular, elektriğimiz, en çok da gün ışığı ah ne değerliymiş meğer, bilemedik…

Bizlere düşen insanlık yasımızı tutup yine de umudu kaybetmemek! İnsanlık yası diyorum, insana olan empati…

Gördüğümüz göze, işittiğimiz kulaklara bin teşekkür etme vakti. İnsanı insan olarak sevip hoşgörme vakti… Kırdığımız her kalbi düşünüp iki günlük ömre değmeyeceğini öğrenme vakti… Din, inanış, dil vs. ne olursa olsun kardeşçe yaşama vakti… Unutulmamalıdır ki bir cana değen gam, tüm insanlığa değmelidir. Bir inanca atılan taş, tüm insanlığa atılır. Bir bakışa duyan nefret, tüm cana duyulan nefrettir. Dünyanın düzeni olan doğal afetleri insanlara, fikirlere, inançlara bağlamak kesinlikle yanlıştır, yapılmamalıdır.

Kardeş tohumlarının filizlendiği bu coğrafyada peki düşmanca vuruşmak niye? Gelin bir olalım, insan olalım ve acıyı hep birlikte hissedelim. Umutları hep birlikte paylaşalım. Hayat kısa, ömür tükeniyor. Bizler dünyaya bir iz bırakmak istiyorsak, iyilikle iz bırakabiliriz ancak, fedakarlıkla…

Yaşamın amacı geride bir tebessüm bırakabilmektir belki de. Umudu son nefese kadar elden bırakmamak… Sanki yarın ölecekmiş gibi kalbi, niyeti iyi tutmak ve hiç ölmeyecekmiş gibi dünyanın güzelliklerini, insanlığı sevmek… Tam ortada tutmak kalbi, işte en güzeli!

İnsan kalabilmek umuduyla… Acımız bir, umudumuz evrensel, hoşgörümüz sımsıcak olsun dilerim…

#ebrucahisler

Yazı kategorisi: Güncel

2-8 Kasım Lösemili Çocuklar Haftası

Ana hücrelerin anormal hücreye dönüşmesi ile Lösemi hastalığı ortaya çıkar. Lösemi bir kan hastalığıdır ve en çok 1-5 yaşlarında görülmektedir. Bu yüzden erken teşhis çok önemlidir.

Hastalığın belirtileri, vücutta morluk, ateş, halsizlik, iştahsızlık, eklem ve kemik ağrılarıdır.

Hastalığa sebep olacak faktörler arasında ise, travmalar, bazı ilaçlar (yan etkileri), kimyasallar, radyasyon ve bazı sağlıksız gıdalar yer almaktadır. Bu sebeple yediğimiz içtiğimiz her gıdaya dikkat etmek çok önemlidir. Hazır gıdalarda yer alan koruyucu ve katkı maddeleri, zararlı içerikler sağlığımızı olumsuz şekilde etkilemektedir.

Hastalık belirtileri ile ilgili doktora giden kişi yapılan tetkiklerden sonra lösemi teşhisi konulmuşsa ilaç tedavisine başlanır. İlaç tedavisi 3 yıl sürmektedir. Bazı hastalarda ise vericiden kök hücreler alınarak hastaya nakledilmektedir. Buna kemik iliği nakli denilmektedir. Lösev bu tedavilerin %92 oranda başarı gösterdiğini bildirmektedir.

Vericiden alınan kemik iliği kulağa ilk geldiğinde zor ve korkutucu bir süreç gibi gelse de aslında hiç de zor değil. Özel iğneler kullanılarak kemik içinden ilik, enjektörlere çekilir. Ana(kök) hücrenin çok çok az bir kısmı alındığı için verici için hiçbir sağlık sorunu yaratmaz. Küçücük bir işlemin aslında bir hastanın kurtuluş yolunu görmekteyiz. İlik nakli bu sebeple hastalar için bir umut kaynağıdır, bizler de destek olmalıyız…

Lösemiden korunmak için sağlıklı ve düzenli beslenmeli, hazır gıdalardan uzak durmalıyız. Radyasyona sebep olan televizyon, bilgisayar ve telefonları hayatımızın az bir kısmına yerleştirmeliyiz. Düzenli uyku çok önemlidir. Çoğumuz bunu hep aksatırız. Spor yapmayı da ihmal etmemeliyiz. En önemli nokta belki de gereksiz ilaç kullanımı… Kendimizi hafif kırgın hissetsek hemen ilaçlara sarılıyoruz. Gereksiz yere vücudumuza aldığımız kimyasallar, vücudumuzun dengesini bozuyor. Lütfen doktora danışmadan hiçbir ilacı kullanmayın. Çevremizde yapılan sık hatalardan biri, komşuya vs iyi gelen ilacı alıp denemek oluyor. Sağlıklı olmak istiyorsak bu gibi durumlardan kaçınalım.

Lösemili hastalar dışarıdan kendilerine karşı herhangi bir virüs, mikrop gelmemeleri adına maske takmaktadır. Maske onları dış çevreden korumaktadır. Fakat toplum tarafından düşünülen en büyük yanlış, lösemili hastaların kendilerine de hastalık bulaştıracağına inanmalarıdır. Altını çizerek söylüyorum ki Lösemi bulaşıcı değildir. Aksine bizler lösemili hastalar adına bir risk faktörü oluşturuyoruz. Bu sebeple onları yadırgamak, onlardan korkmak kesinlikle bilgisiz bir davranıştır.

Lösemili hastanın kaldığı oda, bulunduğu ortam çok temiz olmalıdır. Çevremizde lösemili hastalar var ise çevreyi temiz tutarak yardımcı olabiliriz. Ve tabi ki yüksek motivasyon ile, güçlendirme sağlayarak… Onları unutmayalım, yalnız olmadıklarını hissettirelim. Onlar yaşamayı, gülüp koşmayı, sağlıklı bir birey olmayı çok hak ediyorlar. Bizler de destek olalım.

Son olarak lösemi; tedavisi maliyetli olan bir hastalıktır. Lösev’e yapacağınız her maddi bağış, her ilik bağışı onlar adına kurtuluş yolu olacaktır. Lösev’den hariç lösemili hastalar adına dergi vs satan, bağış toplayan hiçbir kimseye itibar etmeyiniz ve bağışta bulunmayınız. Çünkü Lösev bağış adı altında dergi satmamaktadır. Bu sebeple tek durağınız Lösev Vakfı olsun.

Buradan linke tıklayarak Lösev’in sayfasına ulaşabilirsiniz. Destekleriniz için şimdiden şahsım adına teşekkür ederim. Sağlıklı kalmanız dileğiyle…Hayatta mutlu ol sen her zaman, unutma her çocuk bir kahraman!

https://www.losev.org.tr/v6

#ebrucahisler