Yazı kategorisi: Güncel, İnsan

Bel Fıtığı

Yaşadığım tüm fiziksel acıları düşünüyorum: reflü, gastrit, sinüzit, kronik bilek ağrıları, huzursuz bacak sendromu, kırık kol, vertigo, faranjit… ve bunları üç ile çarpıyorum elime geçen, bel fıtığı oluyor.

Her gece beni avcuna alıp ızdırap verici bir acıya esir eden, ne yazık ki varoluşsal sancılarımdan daha farklı ve güçlü bir şey.

Çoğu gece irade varlığı, irade yokluğu, tanrı, anlam ya da anlamsızlık hakkında düşünürken çoğu zaman bu soyut acılara eşlik eden bir somut acı oluyor yanı başımda ve tüm sancılarımı yazıya dökme isteğiyle yanıp tutuşurken bel fıtığına hak ettiği kelimeleri vermezsem haksızlık etmiş olurum.

Saatler, neredeyse sabah dördü vururken gözlerimi kapattığımda intihar etmem gerektiği ve bu acıya artık katlanmak istemediğim düşünceleri zihnimi işgal ediyor. Gözlerimi açık tutuyorum, sanki birisi omuriliğimi boydan boya yarıp içinden ruhumu çıkarıyor. Gözlerimi kapatıyorum.

Kendi bedenimin en büyük düşmanım olduğunu düşünüyorum, belki de hissetmenin bir bedeli, belki de irademin bir bedeli. Canlı olduğumu hissettiğim tek dakikalar acı çektiğim dakikalar. Belki de bir bedel değil bir ödül, yaşadığımı hissetmem için. Zaten herkes için öyle değil midir? Mesela bir insanın en çok hayatta hissettiği dakikaları ölmeden önceki son dakikaları değil midir?

Yıldızlar ya da tanrı hepsinin önemli olduğu bir dünyada bazı geceler bir insanı en çok meşgul eden şey, bel fıtığı.