Kategori arşivi: Edebiyat

Okuduktan Sonra Hayata Karşı Bakışınızı Değiştirecek Kitaplar // Books That Will Change Your View On Life After Reading

-TR-

İnsan ne ile yaşar?

1984

Saklı Kalanlar Sebastian Barry

Dönüşüm

Çizginin Dışındakiler

Bülbülü Öldürmek

Nietzsche Ağladığında

Nutuk Mustafa Kemal Atatürk

Beyaz Zambaklar Ülkesinde

Tüfek Mikrop ve Çelik

Sofie’nin Dünyası

İlber Ortaylı Seyahatnamesi

Şeker Portakalı

Günlük Yaşamın Psikopatolojisi Freud

Bilinçaltı Freud

Bir İdam Mahkumunun Son Günü V. Hugo

Küçük Prens

Okulsuz Toplum ivan ilich

Bir eğitimci olarak sizlere beğendiğim, okuduğum kitaplar listemi sunuyorum. Burada yer alan kitaplar dünyaya karşı bakış açınızı geliştirecek ve düşünme yetinizi tetikleyecektir. Umarım beğenirsiniz.

-ENG-

As an educator, I present to you my list of books I liked and read. The books here will improve your perspective on the world and will trigger your thinking ability. I hope you will like it.

Şair ve Tanrı

Tanrım, şair ruhunun verdiği bir ıstırap içindeyim. Kalemimin mürekkebi hiçbir zaman bitmez. Gecenin karanlığı acının çığlığı kadar keskindir. Bu keskinliklerde bir anlam ararım.

Şairin şiiri yalnızdır. Dengini bulmayan yollar kadar ıssız… Mutluluk yetim bir hüznün bekçisini anımsatır. Akşamdan kalma acı bir şarap aşk-ı vaveyladır.

Tanrım bahşettiğin bu kutsal emanet, yüreklerin derinlikleri kadar uludur. Şair, kutsallığın acziyetinde şiirlerin esiridir. Sıradan hayatlar içinde, göze çarpan delinin ayakkabıları gibi tekir bekir…

Zamanın yenikliğini üstlenmez şair, çoktan ölmüştür de evrensel geçişleri izler sessizce. Kayıp paltolar biriktirir anılar sandığında. Ceplerinde duyulmamış çığlıklar esirgenmez.

Tanrım, kimilerinin yüreklerini hırsla, kimilerininkini ise aşkla doldurursun. Benim içimde koskoca şiirler yatar. Boşluklar böyle dolar mı Tanrım bilmiyorum.

Bu gece yıldızlara bakıp şiirler yazmak dileğindeyim. Aşkı kenara atmış bir şair gibi hayata tutunma niyetindeyim. Boşluklarımı doldurmaya ant içmişim. Tanrım, ben kafayı şiirle bozmuş bir deliyim. Affetmeler sana, sözcükler bana yaraşır. Bu gece tüm kalbimle seninleyim.

Aydınlanma

Bir akşam serinliğinde, geçmiş güzel günlerimi yad ediyorum. İnsan olmanın en güzel yanını damarlarımda hissediyorum. Bir aşkı taşıyorum yıldızlardan emanet. Dokunamadığım, ama uzaklarda hissettiğim bir aşk… İki insanın hem bedenen hem ruhen birbirine bağlı olması ne büyük nimet. Kaybolmuş ruhlar diyarında birbirine sımsıkı sarılmış iki can, bu dünyayı hep güzel eyler.

Sevmek bu hayatın en çekilen yanıdır. Bana kalsa aşk üzerine milyon tane şiirler yazarım. Ve umudu işlerim dünyaya aşk aşk diye… Umutsuz anlarımız olur, kalbimiz kırıktır ve bu kırıklıkla onun ruhunu da paramparça ederiz. Bir akşam düşünür deriz ki ; istemeden ne çok kırmışım…

Hayat akar, bizler hep pişmanlık içinde yaşarız. Keşke ona daha iyi davransaydım diye… İstemeden yapılan her davranış biraz masumluk barındırır elbet. Fakat iş işten geçmeden farkına varmak da gerek.

Ünlü şarkıcı Fatma Turgut her gittiği konserinde bir çifti barıştırmak ister. Sonunda barışırlar mı bilmem ama yeniden bir olabilmek her şeye inat, mümkün…

Güzel zamanlar, neşeli günler, kalbe dokunulunan hisler ve huzur… Aşk işte bunların toplamıdır. Ne kalpte kelebek, ne ilk günkü heyecan… Hiçbiri değil hiçbiri. Aşk, özlemdir biraz nasıl olsa. Ve gurbette bile olsan ona sımsıkı bağlı kalabilmektir.

Gurbette aşk ile dolmuş gönüllere… Hasret kadar vuslat da yakındır. Sabır ile…

Hayat Hikayesi

İnsanları incelediğimiz zaman hepsinin mutlu bir yaşam istediğine ulaşırız. Mutluluk evrenseldir. Peki nasıl bir hayat hikayesi istiyoruz? Bahçeli bir ev, tavuklar, keçilerle geçen gamsız bir hayat mı yoksa lüks şatafat içinde geçen yorucu bir hayat mı? Bu sorunun cevabı görecelidir tabi. Mesela ben insanlardan uzak yeşil bir ovada kendime ait müstakil arsamda yaşamak isterim. İki süt keçim, on tavuğum olsa yeter. Bir de yoldaş köpek. Aileyle zaman geçirmek gibisi yoktur. En kaliteli geçen zaman ailenle geçen zamandır. Gün geçtikçe yaşamdan soyutlanıp sosyal medyalardan hayalimizdeki hayatları yaşayıp çeken, paylaşanları izler hale gelmişiz. Seni bağlayan şey ne? İşin mi? İşinden memnun musun? değilsen ve giderek çöküntü yaratan bir dönemden geçiyorsan en iyi ilaç hayat detoksu olabilir. Yani benim için aile hekiminin yazdığı saçma kapsül ve tabletlerden daha etkili bir ilaç. YAŞAMAK gerçek anlamda yaşamaktan bahsediyorum. Hayat hikayen çok fazla enter veya space tuşlarıyla geçiştirilmiş olmasın. Elinde 80 sayfalık kitap olmayı bekleyen dosya olduğunu düşün, bu dosyadan para kazanmayacaksın, bu dosyayı satma gayen yok. Bu dosyanın tek amacı var o da yaşadıklarını yazmak. Dosyayı nasıl doldurmayı tercih edersin? Rousseou’nun Emilie’si gibi ufak puntolarla dolu dolu mu? yoksa saçma bi watpd masalı gibi bol boşluklu klişelerle mi? Boş bıraktığın her satır sana bahşedilmiş bir yaşamdı. İnsan kendi kitabının yazarıdır. Kendi hayat hikayesinin yazarı. İnsandan insana değişen sayfa kalınlığını yaş ve kader belirlese de ustaca doldurulmuş 50 sayfa, boş doldurulan 120 sayfadan kat kat iyidir. 80 yaşına kadar yaşayacaksın ve elinde kalan 50 yılın (sayfan) olduğu bir kitap düşün. Ne duruyorsun zararın neresinden dönsen kar değil mi? Belki senin hikayen de sonradan bağlayacak okurları hikayeye… Hayat hikayeniz kitabından, en küçük punto ve en az satır aralığıyla dopdolu kitaplar çıkarmanız dileğiyle.

Aitlik

Bu şehre ait değilsin,
Kanadının altına sığınan hiçbir anı,
Ruhunu özgür etmeye yetmez.
Geçmişin tehlikesi, esir etmeye and içmiş.
Kaçmaya münhasır gözler de yok artık.
Bu hüzne ait değilsin,
Eteklerinde kurulmuş acı şehir.
Zindanların beynini gasp ettiği yalanlar,
Varoluş sancısı çeken bebekler kadar
Gerçekçi ruhun var.
Bu şiire ait değilsin,
Kadın isimlerinde sakladığım bir giz,
Nedenini mühim kılan kalabalıklar,
İstisnasız her kelimeyi attığımda
Kalan yine kadınlar…
Binlerce ölü bedene anıt şiirleri,
Geride kalan başların kor kalpleri
Birebir aynıyı anımsatır…
Durdur zamanın tutsak edişini,
Ansız gelen gece rüzgarlarına kapılma!
Bir kalbi vatan eyleyen sözlerini sakla.
Bu kalbe ait değilsin,
Bu kalbe ben bile ait değilim.
Aitlik başıboş rıhtımları andırır şiirlerimde.
Bir gelir, bir gider…
Yoklukta varlık aramak, bendir ben…
Yine de kayboluş hikayesi barınır da
Hiçbir himaye kabul etmem.
Hiçbir bağ himayesi,
Bir bakıma alçakça…

UKDE

İnsanın acısını yine insan alırmış. İnsan yaş aldıkça anlarmış içinde kalan ukdeyi. Bir hıçkırık gibi geçmek bilmeyen anılar içinde saklanırmış kederi silinmeyenler… Ben bilirim ki doğuştan kalbi mühürlü olanlar vardır. İçinden geçenlerin hayırlı olmadığını yıllar geçtikçe anlarlar. Lakin o yıllar çok şey öğretir. Kalpleri o yıllarda yara alır en çok. Ve kabuk bağlamaz.

Merhamet kuşları öterken gönülde, keşkeler biriksin istemez kimse. Bu sebeptir ki içinden geçene kulak verenler daha az pişman olur. Beklemek çok şey anlatır. Her bekleyiş biraz korkunç gelir kulağa. Sözlerin gizi ardına sığınanlar en çok acıyı çekenlerdir.

Hoş bahçeler içinde koşmak en istenilenle… Bir hayalden öteye geçmeyecek. Ve aslolan, hiçbir zaman anlamayacak.

Garip büyüyen ruhların yanında, gönül bilmez, incelik yoksunu olanlar vardır bir de. Onlar hiçbir zaman gerçek olanı göremezler. “Gözler kördür insan ancak yüreğiyle görebilir” diyen Küçük Prens’i alaya alırlar.

Yazının ardına sığınmış şairler, çoktan ölmüştür. Kalpleri gün ışığında açar da has olanı gören nadirdir. Has olanlardan olmak dileğiyle…

DİANA

Bir acı bir resme nasıl fısıldar?
Siyahın sonsuz gecesi, bir elbiseyi karalar.
İyilik matemine bürünmüş cesetler kadar
Özgür yolun yolcusu elleri
Kendinden kurtar.
Çocuk şekerleri kraliyete yabancıdır
Ve gözyaşları hep sana akacak.
Saraylardan, sancısı bitmeyen
Alçak rozetlerden
Gözlerinde, kan notaları çalacak.
Kurtuluş şarabı, kaldırılan hayale uzak,
Ve bilir misin,
Sosyete adını lekeleyen keskin bir bıçak…
İntikam yemini eden gözlerin hala sıcak
Kalbi uzaklara çarpan kadınlar gibi ırak…
Diana,
Derdin kölesini ezen başkaldırı,
Unvanın kibrinden uzak güzelliğin,
Küte çalan iyimser sarılıklar,
Bir yonca şansından uzak gerçeklik…
Hepsi senin için yaratılmış.
Ahh Diana,
Ölümler süslerken bedeni
Yalnız iki gerçeklik kalır,
Hayal ve kırıklığı…
Sen hayalsin, gerisi hayal kırıklığı…

Dön İçine

Merhaba sevgili okur ve yazarlar, hayatta neşesini hala kaybetmeyenlere merhaba… Geçen gün rast geldiğim bir sözü sizinle paylaşmak istedim. Kime ait olduğunu bilmesem de bu cümlenin tesirine kapıldığımı belirtmek isterim.

Galibiyet yabancılaştırıcı bir yolculuktur. İnsan evine kaybedince döner”

Öncelikle bu cümleyi derinden hissetmenizi istiyorum. Evden kasıt ne olabilir sizce? Ev dediği, içimizde bir yerlerde bize ait olan bir sığınak olabilir mi? Hep hata üstüne hata yapsak da bizi orada bekleyen benliğimiz olabilir mi?

Ahh biz insanlar, öyle benciliz ki kendimize karşı. Bir anda kendimizi yalnız bırakıp terk edecek kadar gözü hayale kapılanlarız. Nerede mutlu isek orada açarız gözlerimizi. Ve hissettiğimiz pembe panjurlar, bir sonsuzluk denizine açılır zannederiz. Oysa denizler lağım çukurlarına dönüştüğünde, kapılar bir bir suratımıza kapandığında tıpış tıpış geri döneriz. Nereye mi? Tabi ki yalnızlığa mahkum ettiğimiz kendimize.

Galibiyete alışmış yüreklerimiz, içimizdeki eksik yanları görmek istemez. Çünkü en iyisi olduğumuzu zannettiğimizde eksiklerimiz gözümüze batmaya başlar. Umursamaz tavırlar benliğimizden uzak eyler bizleri. Güçlü hegomanyalara sığınmış küçük bedenlerimiz, yaralı kalbimizi bir kenara iter. Her şey biter, herkes gider. Başarılar bazen son bulur ikilem dünyasında. Zaten her şeyin bir sonu olmaz mı? Olur yahu olur!

Alışılmışın dışına çıkan bedenlerimiz, doğru yola istemeden sürükler kendini. Bu bir nevi doğanın muazzam dengesi gibi olağandır ,yapılabilir. Yollar çakıllı taşlardan geçirirken ayaklarımızı, yolun sonunda yaralı bir benlik göz kırpar. Tut ellerimi hala buradayım dercesine…

Yıllardır sahafta bekleyen tozlu bir kitap gibi yorgundur içimiz. Oysa bu yorgunluk emindir ki, sahibi bir gün dönecek. Benliğimiz ve ruhumuz bize karşı hep merhametlidir. Ona karşı sonsuz hatalarımız olsa da bizi bekler, bizi sarar ve bizi en iyi o anlar. Cümlede de söylendiği gibi insan kaybedince evine döner. Kendine döner.Evi onu bekler…

Bizler çevremize karşı hep hoşgörülü birer melekleriz. Hatalara hep boyun eğeriz. Oysa kendimize karşı sabrımız hiç yoktur. En küçük hatamızda kendimize bir tokat atmak için pusuda bekleriz. Oysa benliğimiz bizi hep olduğu gibi kabul eder. Bizler de onun bu merhametine sığınıp onu sımsıkı kucaklamalıyız.

Kendinin değerini, ruhunun sesini kaybetme sevgili dost. Senin ona, onun sana ihtiyacı var… Sevgiyle kal…

https://youtu.be/6-2UsnGIPPA Bu şarkıyla kendimize “bana sen lazım” diyelim mi? 💕