Yazı kategorisi: Güncel

Ali, Şevket ve Koyun

Bir gün Şevket ve Ali yolun ortasında başıboş bir koyun bulmuşlar. Koyun güzel güzel meliyormuş, Şevket, Ali’ye demiş ki “Ali, gel biz bu koyunu da bizimle götürelim.” Koyunu almışlar, yola koyulmuşlar. Az gitmişler uz gitmişler, dere tepe düz gitmişler. Sonra koyun Ali’ye demiş ki “Yanlış yoldayız, on metre beriden sola sapacaktık.” Şevket “Sen ne bilirsin bre koyun!” demiş. Sonra bi anda korkudan ödleri patlamış. Koyun konuşuyormuş. Yollarını değiştirip koyunu kiliseye götürmeye karar vermişler. Kiliseye varmadan Ali yolunu değiştirip bunlardan ayrılmış ve köyüne dönmüş. Şevket ve koyun kiliseye varmışlar. Koyunu görünce papazın dili tutulmuş. Kiliseden çıkmışlar, camiye gitmişler. Koyunu görünce imamın dili tutulmuş. Camiden çıkmışlar, sinagoga gitmişler. Koyunu görünce hahamın dili tutulmuş. Böyle böyle derken tüm dinlerin kapısını çalmışlar ama herkes konuşan koyundan korkmuş, kaçmış. En sonunda koyun Şevket’e bakmış, Şevket koyuna bakmış, koyun Şevkete bakmış, Şevket koyuna bakmış; sonra koyun demiş ki “Meeeeeeee!” 

Yazı kategorisi: Güncel

Ölmeyi istemeyi bırakmak

Uzun süre boyunca ölmeyi isteyip herhangi bir anda bu istekten vazgeçmek, -sebepsiz ya da çok mâkul bir sebepten dolayı, fark etmez- insanı çok garip bir pozisyona sokuyor. Çünkü sonunda artık ölmeyi istemiyorsunuz, yapmanız gereken şeyler var. Ölmeyi isteyerek geçirdiğiniz o sürede harcadığınız zamanı telafi etmeniz gerek. Panikliyorsunuz, artık önünüzde duran ve planlarla donattığınız, size vadedilmiş bir yaşam var. Bu yaşam size kısa gelmeye başlıyor. Elli yıl, altmış yıl belki yetmiş yıl; yetersiz geliyor. Endişeleniyorsunuz. Bu da sizi bambaşka bir ruh haline sürüklüyor: Yaşamak ve tamamlamak için kendinizi ikna ettiğiniz ömrünüzün geri kalanının; boşa geçeceği ya da zaten yaşanmış kısmından daha az acınası olmayacağı konusunda ümitsizliğe düşüyorsunuz. Varoluşsal krizlerin başladığı yerlerden biri de burası oluyor. Sonunda yok olmayı istemeyi bırakıp varlığı kabullendiğinizde, her geçen gün daha da bilinç kazandığınızı ve yapmak istediğiniz şeylerin artmakla kalmayıp çoğu zaman başaramadığınız şeyler olduğunu, daha sonra da dünyadan alabileceğiniz ya da dünyaya verebileceğiniz şeylerin yetersizliğini fark ettiğinizde kendi zihninizin içinde geçireceğiniz o süre zarfı gözünüzde küçüldükçe küçülüyor. Şanslıysanız o zamanı zevk alarak geçiriyorsunuz ki bu onu sadece daha da kısaltıyor.

Yazı kategorisi: Güncel, İnsan

LÜKS SEROTONİN

Serotonin , insanda mutluluk, canlılık ve zindelik hissi veren bir nörotransmitterdir . Eksikliğinde depresif, yorgun, sıkılgan bir ruh hali görülür. 1

Günümüz sosyal medya beğenilerinin ve keyif verici maddelerin sağladığı mutlu hissettiren bağımlılık hali ne kadar benzer ama farklı durumlar değil mi. Bir kişinin dış dünyadan aldığı tüm mutluluk hislerinin temel kaynağının kimyasal bir bileşen olması da oldukça şaşırtıcı. Düşünsenize serotoninsiz bir insan veya az serotonin salgıyan bir insan mutsuz oluyor. Yani mutluluk yapay bir şeymiş. Aslında hepimizin saf halinde mutsuzluk yatıyor. Tek fark beynimizde dolaşan kimyasalın oranıymış. Serotoninin lüksü olur mu? Evet oluyor. Nasıl insan fakirleştikçe dünyada kapladığı yer azalıyorsa, fakir insanın 5 kişilik ailesiyle kaldığı tek göz oda, tek başına bir zengin kişiye yetmiyor, villalar dar geliyorsa bu da böyle paraya göre şekillenebilmekte. Lüks serotoninle normal serotoninin arasında fark yok. Nasıl bir tabloya koli bandıyla muz yapıştırıp milyon dolarlara satılan tablodaki muzla demeti 10 liraya satılan Anamur muzunun arasında fark yoksa bu kimyasalın da zenginle fakiri yok. İnsanlar sanıyor ki ultra lüks hayatın keyfi, hazzı çok yüksek. Serotonin hormonunu en çok çocuklar kullanır. İnsan büyüdükçe keyif aldığı şeyler de değişiyor. Bir çocuk kumandayı halıda sürmekten bile keyif alırken, yetişkin birey altındaki yeni model arabanın bir üst modelini almak için sabırsızlanır ve alınca mutlu olur. Aslında kişinin bakış açısıyla serotonin hormonunun fiyatı doğru orantılı. Minimal yaşama teşvik ediyorum. Şunu bilin ki lüks serotonin diye bir şey yoktur. Aç gözlülük vardır. Bencil bakış açısı vardır, Kibir vardır.

Para nasılda da değersizleşti değil mi…

Masanızda kaktüs ve çiçek gibi canlı bitkiler yetiştirin. Baktıkça içiniz açılsın. Çiçek açtıkça, o çiçeği görüp kokladıkça mutlu olun. Kendinize zaman ayırın. Kahvenizi kendiniz öğütüp kıvamında yaparak için. Kitap okuyun. Her zaman olmasa da doğal tatlılar tüketin. Doğaldan kastım tatlandırılmış çikolataya benzeyen maddeler değil, bahsettiğim baklava ve sütlaç gibi tatlılar.

Yat milyon dolarlar edebilir. Yatta yaşayan birinin aldığı hormonla orta halli bir karavanla ırmak kenarında uyanıp kahvesini içen, ızgarasını yiyen birinin aldığı hormon aynıdır. Evet serotonin. Başarın, çabalayın ve yıpranın. Emek verin ki başarınızın sonucu geçici bir hormon olmasın. Aklınıza kazınan anılar biriktirin. Ucuz veya pahalı değil, iyi ve çok iyi anılar ve mutluluklar…

Kripto parayla hep zengin olanları duymaktan (tüm parasını kaybedip intihar edenleri yazmazlar), döviz zırvalarından ve sürekli umut satan hayal komisyoncularından bıktığınızın farkındayım, ben de bıktım. Kafamızı ağrıtan, kapımızı sıradaki siparişi yetiştirmek için aceleyle çalan kurye gibi virüs salgını da kapımızdan ayrılmıyor. Bu kadar karanlığın içinden sizlere bir nebze ışık tutmayı, ışığı unutturmamayı amaçladım. Tıpkı Ben Efsaneyim filminde Will Smith amcanın da Bob MARLEY’i anlattığı gibi;

“Bir fikri vardı …

Ona göre,

İnsanların hayatına müzik ve sevgi aşılarsan, onları tedavi edebilirsin.

Aynı bilim adamları gibi.

Barış için konsere çıkmaya hazırlanırken bir adam evine girip onu yaralamıştı. iki gün sonra konserde sahneye çıkıp şarkı söyledi.

Biri ona sordu, neden?

“Dünyayı daha kötü hale getirmeye çalışan insanlar bir gün bile tatil yapmıyor, ben nasıl yapayım?

Karanlığa ışık tutun!” dedi.

(Arka fonda Bob Marley- Üç küçük kuş müziğiyle)

Yorumlarınızı esirgemeyin sevgili okurlar. Fikirleriniz ve yazılarınız bizler için pahabiçilemez.

  • Mustafa BAHAR

Kaynak ve Alıntılar

1- https://tr.wikipedia.org/wiki/Serotonin

Yazı kategorisi: Güncel

Maria’ya Mektuplar 3

Eriyen ruhlarımızın ardında ne var Maria? Korkak kaçışlar, düzeni olmayan yollar korkutmuyor beni. Sessizliğin çığlığında kaybolmuş kimselerden de korkmuyorum. Bir cevap bekliyorum evrenin ıssızlığında. Görünenin ardında çok bekledim. Yıllardır kullanılmayan bu yollar, sonunda aydınlığa çıkar mı Maria?

Hayatın içine sığmayan ölümler biliyorum Maria. Ve hiç yakışmayan gidişler… Allah’ın gücüne gider diye mi bu susmalarımız? İnsan acizliğini Tanrı’ya yüklemek saçmalık değil de ne?

Kuşların göğe bakışı, senin ürkekliğini anımsatıyor. Bir çocuk kalbi emanet ediyorum geceye. Sabahın güzelliği mi bu, yoksa her gülüşün bir bahar mı Maria? Sorgulardan, sorulardan, kaçışlardan kurtulmak var. Tekdüzelikten çıkmak karanlığın aydınlığına… Ve düşüşlerim de düşüncelerim de hayat denen bu kavramı anlamakla geçmemeli…

Bir yol çizmeliyiz Maria. Ellerimiz kaleme doymamalı. Öğrenmenin yaşına bakmadan uçmalıyız mesela. Uzak diyarları gözlerinin ışığında görmeliyim. Trenlerde nasıl uyursun bilmeliyim Maria. Afrika’dan başlamalıyız değişime. Kalbimizin kirini akıtıp yokluğa bakışmalıyız.

Ah Maria,

Şairin şiirleri güzelse, aşk güzeldir. Ve sevilen, bu dizelerin ardında gösterir kendini fark etmeden. Kelimeler bitti mi aşık ölür, yar ölür. Sen ölme diye milyon kere kelime ezberledim Maria. Aşık şairin kelimesi bitmemeli… Sen bitmemelisin Maria…

Yazı kategorisi: Güncel

Duyulmayan Okul Zilleri

Merhaba sevgili okurlar; Napolyon’un “para, para, para” dediği gibi ben de “eğitim, eğitim, eğitim” diyorum.

Eğitimin başlangıcının ve ilk okulun aile olduğunu hepimiz biliyoruz. Aile çocuğun ilk gözlem ortamı, kelimeleri, attığı adımların ilk kaynağıdır. Bu sebepledir ki aile tutumları çocuğun gelişimi ve psiko-sosyal yaşantısı için çok çok önemlidir.

Ebeveynler zaman zaman çocuklarının kitap okumamasından şikayetçidir. Peki kitap okumayan anne ve baba, çocuğuna kitap aşkını nasıl aşılayabilir? Gülünç bir durum gibi gözükse de durum oldukça ciddi… Çocuklar ilk olarak aile içerisinde gördüklerini uygularlar. Tıpkı bir bilgisayar gibi beyinlerinde anne ve baba davranışları kodlanmaya başlar. Bu sebeple anne ve babalar öncelikle kendilerine çeki düzen vermelidir. Çocuk zaten onların davranışlarına göre şekil alacaktır.

Aileden sonraki en önemli kurum okuldur. Arkadaş çevresi ve öğretmeni, çocuk için bir zenginliktir. Burada sevgili öğretmenlere de büyük iş düşüyor. Önemli olanın sadece 2×2=4 olmadığını her çocuğa öğretmeleri gerek. Öyle ki günümüzde matematik bilen fakat ahlaki olarak sınıfta kalmış binlerce kişi mevcut.

Okul çocuğun sosyalleştiği bir kurumdur. Günümüzde covid-19 dan dolayı ertelenen okullar, çocukları psiko-sosyal olarak oldukça etkiledi. Uzun zamandır duyulmayan ziller, şimdilerde yeni yeni duyulmaya başladı. Şunu da dile getirmekte fayda var. İçi boş şişirilmiş okullar mı, okulsuz bir toplum mu? Her ikisi de kabul edilmeyecek şeyler olsa gerek öyle değil mi?

Çocuklarımızın öğrenmeye, keşfetmeye ihtiyacı var. Deneyerek, yanılarak, bazen başarısız olmaya bazen de umutsuzluğa kapılmaya ihtiyaçları var. Çünkü biliyorum ki hiçbir insan başarısızlığı tatmadan başarılı olamaz. İmkansızlıklar ardında imkanlar bulmak gerek. Doğayı keşfetmek, bilime ve değerlere sahip çıkmak gerek. Tüm bunları çocuklara aşılamak oldukça kolay. Yeter ki çocuk doğduktan sonra her an pes etmeden onun için çabalayalım. Birlikte öğrenelim. Nice okuma yazma bilmeyen aileler mevcut. Sorun burada okuma yazma bilmemek değil. Çocukla birlikte yeniden öğrenmeye açlık duymak önemli olan.

Çocuğun içinde yeşermiş azmi kurutmaya hiçbirimizin hakkı yok. Sevgiye, elinden tutmaya, anlaşılmaya, birlikte başarmaya ihtiyaçları var hepsi bu!

Bir araştırmaya göre spor ve enstrüman çalmak çocukların psikomotor gelişimini oldukça olumlu etkiliyormuş. Çocuklarımızın spora, müziğe ve sanata dokunmasından korkmayalım. Hayalleri, amaçları ne olursa olsun onları gerçekleştirmesine izin verelim. Çocuklar sizin seçimlerinizi yapmak için gelmedi bu dünyaya. Sevgili baba, çocuğunun mühendis olmasını neden zorla istiyorsun? Evet çok istiyorsan yarım kalan eğitimini devam ettirip sen olabilirsin. Sevgili anne, çocuğunun zengin biriyle evlenmesini neden bu kadar çok istiyorsun? Peki sen neden evlenirken kendi seçimlerini tercih etmedin?

Bu bir döngü olmaktan çıksın artık. Eğitimden bahsettiğim her daim zeki, başarılı çocuk olmak değil. Bazen ahlak eğitimi, bazen insanlık eğitimi, bazense beceri eğitimi…

Sevgili anne ve babalar evlerimizde de artık eğitim zilleri çalsın mı? Önce ahlak eğitimi verilsin mi o güzel evlerimizde? Çocuklarımızın sağlığı için, gelişimi için, gelecekte sağlıklı bir birey olması için sevgi verelim mi onlara? Hep dışarıya itmekten, ilgisiz olmaktan ne kazandı çocuklarınız? Yüksek sesinize daha mı çok çalıştılar? Unutmayın siz başarılı olsun diye bağırıp durdunuz, belki sınıf birincisi oldu çocuğunuz ama inanın geleceğini, gelecekteki o sıcacık kalbini paramparça ettiniz. Ellerinizle mutsuz, kalpsiz evlatlar yetiştirdiniz. Ama korkmayın hiçbir şey için geç değil. Sevgi hala her şeyin ilacı… İnanın bana 🙂

Yazı kategorisi: Güncel, İnsan

Bel Fıtığı

Yaşadığım tüm fiziksel acıları düşünüyorum: reflü, gastrit, sinüzit, kronik bilek ağrıları, huzursuz bacak sendromu, kırık kol, vertigo, faranjit… ve bunları üç ile çarpıyorum elime geçen, bel fıtığı oluyor.

Her gece beni avcuna alıp ızdırap verici bir acıya esir eden, ne yazık ki varoluşsal sancılarımdan daha farklı ve güçlü bir şey.

Çoğu gece irade varlığı, irade yokluğu, tanrı, anlam ya da anlamsızlık hakkında düşünürken çoğu zaman bu soyut acılara eşlik eden bir somut acı oluyor yanı başımda ve tüm sancılarımı yazıya dökme isteğiyle yanıp tutuşurken bel fıtığına hak ettiği kelimeleri vermezsem haksızlık etmiş olurum.

Saatler, neredeyse sabah dördü vururken gözlerimi kapattığımda intihar etmem gerektiği ve bu acıya artık katlanmak istemediğim düşünceleri zihnimi işgal ediyor. Gözlerimi açık tutuyorum, sanki birisi omuriliğimi boydan boya yarıp içinden ruhumu çıkarıyor. Gözlerimi kapatıyorum.

Kendi bedenimin en büyük düşmanım olduğunu düşünüyorum, belki de hissetmenin bir bedeli, belki de irademin bir bedeli. Canlı olduğumu hissettiğim tek dakikalar acı çektiğim dakikalar. Belki de bir bedel değil bir ödül, yaşadığımı hissetmem için. Zaten herkes için öyle değil midir? Mesela bir insanın en çok hayatta hissettiği dakikaları ölmeden önceki son dakikaları değil midir?

Yıldızlar ya da tanrı hepsinin önemli olduğu bir dünyada bazı geceler bir insanı en çok meşgul eden şey, bel fıtığı.

Yazı kategorisi: Güncel

Efendiler

Bir ülke çiziyorum.

Karanlık krallardan uzak,

Narenciye turuncusu gökleri…

Bu göklerin altında korkusuzca atan

Binlerce onarılmış etten kemikler…

Bir ülke çiziyorum.

Adaletin terazisi henüz kırılmamış.

İpin çektiği yönler kapatılmış,

Keskin bıçak gözleri konduruyorum.

Uzakların sesine katılan bu gözler

Kimi zaman suskun…

Bir ülke çiziyorum.

Her başın eşitlik bildiği,

Son ekmek bir kadına sunulmuş

Olsa da

Son gözyaşı bir adam için…

Evleri taş,

Yürekler olmasın aman ha!

Yalnız renkten morlar çıkacak sabaha.

Bi ülke çiziyorum.

Dahisi çoğalmış deliliğin,

Akıl için atan binbir başlı yüreklerin

Alacası belli çalışkan gözlerin.

Bu ülke, ütopyalar ardında serili

Üç beş paslanmış kilimleri,

Siler soğuk kötümser iklimleri.

Ve bilmekte meşhur edep çizgisini…

Beş sadece sayıdır

Saymasını bilene…

Görmek, hissetmekle eş değer.

Uzakların sinesine

Çekilir zaman,

Duyulur bir aman.

Aman ha aman!

Bir ülke çiziyorum efendiler!

Yazı kategorisi: Güncel, İnsan

Büyük Balıkların Kumarı

3 haftada büyük kazanç!

2019 ve 2020 yılları koronavirüs ile çalkalanan ve özellikle 2020 tüm kötü olayların üst üste geldiği talihsiz yıllardı diyebilirim. Fakat görüyorum ki gündem pandemiden ziyade Bitcoin, Ethereum gibi kripto paralar ve hisse al-sat gibi borsa verileri ön plana çıkmakta. Duyuyoruz, okuyoruz… Eln MSK 1,5 milyar dolarlık Bitcoin satın aldı, profiline Bitcoin yazıp almaya teşvik ettirdi falan. Bu konu git gide karışarak umut hırsızlığına dönmeye başladı. Ocak ayı başlarında E. MSK Bitcoin alımıyla 3 haftada 970 milyon dolar kazandı. Yine E. MSK’a ait şirket olan Tesla, geçtiğimiz yıl araba satışlarıyla 721 milyon dolar kazanmıştı Yani Elon abimiz 3 haftada 1 yılda ter akıtarak kazandığı parayı yattığı yerden twitler atarak 3 haftada kazandı. Ne kadar güzel ve zekice dursa da bu hareketlerin yıllar öncesinden planlı olduğunu söyleyebilirim. Bu konuda Wall Street bets gibi büyük toplulukları ufak ufak yemleyerek talep olgusu yaratan Elon, plana sadık kalıp Bitcoin’in düşmesini fırsat bilerek en uygun zamanda 1.5 milyarcık bir bitcoin alımı yaptı ve sonra da Dogecoin aldı. Alım sonrasında twitler yardımıyla bu coinlerin değerini arttırarak coinlerin marjını büyüttü. 1.5 milyarcık ile alınan coinler aynı durmayıp yükseldikçe büyük yatırımdan büyük kazançlar elde etti. Buraya kadar her şey basit ve net.Yemi at, balıkkları ucuzken tut, pahalıyken sat… Peki balıklar kim? Kripto paralar kara para aklama ve yasadışı işler için birebirdir. Bulunmaz ve takip edilemez. Mesela Elon’a kimse ” Yuh! 3 haftada nasıl 1 milyara yakın dolar kazandın sen?” diye soramaz çünkü kripto para kaynaklarıyla kendi ekonomi sistemindeki tüm parazitleri temizledi ve iyi bir çocuk oldu.

Bu tutulan balıklar kimler?

Büyük balıkları besleyen bu küçük balıklar, ilgili kişinin sosyal medyada verdiği saçma yatırım tavsiyelerine kulak asan, bir umut diye bekleyen ufak yatırımcılardır. Unutmayın ki bu bir çark sistemidir ve dişlilerin dönmesi için bazı kaynaklara ihtiyaç vardır. Bu kaynaklar eksilere düşen küçük yatırımcılardır. Onlar büyük balıkları takip eder. Sonra büyük balığın yemi olurlar.

Oyun üstüne oyun…

Muhterem bay Elon nedense bir gece yine twit atası geliyor ve twitinde Bitcoin’in gereksiz derecede değerinin üstünde olduğunu ifade ediyor. Bu twit bir gecede Bitcoin’i yere çakıyor. Küçük balıkları da büyük balıkları da telef ediyor.Sahibi ve CEO’su olduğu Tesla 15 milyar dolar zarar ederek zenginlik sıralamasında ve güçler dengesinde MUSK’ı, Amazon kurucusu Bezos’un arkasına 2. sıraya düşürüyor. Bu bir anlık boşluk da olabilir, bilinçli bir hareket de… Bunu bizlere zaman gösterecek. Konudan haberi olan ve yapılanlar hakkında öngörüşleri olan diğer milyarderler bu işleri iyi bildikleri için küçük balıkları sadece izliyor. Küçük balıkların ölüşüne dayanamayan ve “ELN MSK KADAR PARANIZ YOKSA DİKKATLİ OLUN” diyen Bill GATS kısaca konuyu özetleyerek mağdur kalanları uyarıyor. (23.02.2021).

İpin ucu,

Nakit şuanlık kullanılan en güvenilir para biçimidir. Kripto para ile bir patates satamazsın. 1 TL, 1USD’ye sattığın ürünü 1 BTC’ye koyamazsın. Ürün 1 saat içinde yere de çakılabilir, tavana da çıkabilir. Kısaca yatırım tabvsiyelerine kulak asmayın. Bu konular ilimle olur. Okuyun öğrenin ve kendi portföyünüze göre yatırım oluşturun. Diğerlerinin yatırım tavsiyeleriyle yola çıkarsanız her şeyinizi kaybedebilirsiniz. Umutlu talihsizler gibi intihar psikolojisine girersiniz. Bence bu gündem aşırı gereksiz şekilde lanse ediliyor ve popüler sanılıyor. Küçük paralarla büyük paralar kazanamazsınız. Kim size bunu vadediyorsa muhtemelen sizin kaybettiklerinizle kendi kazanacaktır. İlerleyen günlerde yatırım araçları ve para değerlendirme hakkında bilgilendirci, doğru ve güzel videolar bulup makale halinde yine LiveTerra üzerinden sizlere sunacağım.

LiveTerra’yı e-posta vs. iletişim kanallarıyla diğer dostlarınıza paylaşarak LiveTerra’nın büyümesine ve insanlığa daha çok katkı sağlamasına yardımcı olabilirsiniz.

  • Mustafa BAHAR

Yazı kategorisi: Güncel, Tarih, İnsan

DYATLOV FACİASI’NIN GERÇEKLERİ

Dyatlov Geçidi adıyla filmi (Devil’s Pass) bile çıkan esrarengiz olayın tüm gizli kalan, akıl kurcalayan detaylarını interneti alt üst ederek bu makalede sizlere sunacağım.

Her şey 9 kişinin kış mevsiminde heyecan arayışıyına girmesiyle başlamıştı.

dyatlov 9 kişi ile ilgili görsel sonucu
Dyatlov geçidinde ölen 9 kişinin anıtı

Ural Dağları kışın yükseltisinin fazla olmasından dolayı yoğun kar yağışı almaktadır. Böyle bir kar yağışı ve yükselti kayakçılar cazibe merkezi olabilmektedir. 1959 yılının Şubat ayında gizemli şekilde kaybolan ve cesetleri değişik yerlerde, zarar görmüş şekilde bulunan 9 kayakçı arkadaşın hazin sonlarını hazırlayan Ural Dağları’nın hırçın yamaçları oldukça dik ve rüzgara açıktır. Bu fiziki şartlar kayak yapılmasını oldukça güçleştiren sert rüzgar ve çığlara da sebep olabilmektedir. Fakat 9 arkadaş macera arayışına girerek bu dağa gitmek için yola çıkarlar.

Uraş mountain winter ile ilgili görsel sonucu

Dyatlov geçidi daha önce Rusya’da bulunan adı olmayan  Holat Syahl isimli dağın doğu yamacındaki bir akarsu yoludur. 9 arkadaşın ölü bulunmasından sonra grup yöneticisi olan İgor Alekseyeviç Dyatlov’un soyadı verilmiştir. Olay -30 °C ve -50 °C arası değişen keskin soğukta bir akşam içinde soba yanan yamaca karşı izole özel çadırlarının içinde uyumaya çalışan kayakçılar çadırlarını keserek çıkmış ve yarı çıplak kar ve tipide koşmaya başlamışlar.

dyatlov geçidi ile ilgili görsel sonucu
 © Gaume/Alexander M.PUZRİN – Dyatlov Olayı Çadır Konumu

10 kişiden oluşan 2 kadın 8 erkeğin bulunduğu geneli Ural Üniversitesini bitirmiş arkadaş ve kayakçı grubunu oluşturan üyeler;

1

  1. İgor Alekseyeviç Dyatlov (Игорь Алексеевич Дятлов), grup lideri, d. 13 Ocak 1936
  2. Zinaida Alekseyevna Kolmogorova (Зинаида Алексеевна Колмогорова), d. 12 Ocak 1937
  3. Lyudmila Aleksandrovna Dubinina (Людмила Александровна Дубинина), d. 12 Mayıs 1938
  4. Aleksandr Sergeyeviç Kolevatov (Александр Сергеевич Колеватов), d. 16 Kasım 1934
  5. Rüstem Vladimiroviç Slobodin (Рустем Владимирович Слободин), d. 11 Ocak 1936
  6. Yuri (Georgiy) Alekseyeviç Krivonişenko (Юрий (Георгий) Алексеевич Кривонищенко), d. 7 Şubat 1935
  7. Yuri Nikolayeviç Doroşenko (Юрий Николаевич Дорошенко), d. 29 Ocak 1938
  8. Nicolai (Nikolay) Vladimiroviç Thibeaux-Brignolles (Tibo-Brinyol) (Николай Владимирович Тибо-Бриньоль), d. 5 Temmuz 1935
  9. Semyon (Aleksandr) Aleksandroviç Zolotarev (Семен (Александр) Александрович Золотарёв), d. 2 Şubat 1921
  10. Yuri Yefimoviç Yudin (Юрий Ефимович Юдин), d. 19 Temmuz 1937 ö. 27 Nisan 2013 1
dyatlov geçidi ile ilgili görsel sonucu

Trenle başladıkları yolculuklarını Vizhey’de inerek kamyonetle devam eden 10 arkadaş Lozviya Nehri yakınlarında inerek yaya şekilde Lezviya Nehtri boyunca ilerleyip Auspiya Nehrini de geçerek Oterten Dağı eteklerinden tekrar Vizhey’de bitirip trenle evlerine dönmeyi planlamışlardı.

Yuri Yefimoviç Yudin kamyonet kasasında maruz kaldığı soğuk rüzgardan dolayı sırtında soğuk ısırması kaynaklı iltihaplar oluştuğu için yol üzerindeki 41. bölgeden ilerlese de yol üstünde terkedilmiş bir eve sığındıklarında kötüleşerek geri dönmek zorunda kalarak kayak macerasına gidememiştir.

dyatlov animasyon ile ilgili görsel sonucu
41. Bölge

Atlarla Nehir boylarından 24 km yol gitmek zorundalardı. 9 saat hareket ettikten sonra yol üzerinde terk edilmiş bir ev bularak akşamı geçirmişler. Yudin’i uğurladıktan sonra tekrar yürüyerek yine hava kararmaya başladığı için çadırları kurup sobayı yakarak dağdan izole bir yamaca konuşlanmışlar.

dyatlov ile ilgili görsel sonucu

Sabah, Auspia Nehri boyunca ilerlemeye devam etmişler. Akşam olunca Auspia Nehri ortalarında bir daha çadırları kurarak geceyi geçirmişler. Tekrar sabah kalkıp sisli bir havada zor görerek yürümeye devam etmişler. Sadece 2 km ilerleyebilen grup zorlu hava koşullarında açık bir sırtta çadır kurmuşlar. Son çadırı kurdukları Ölü Dağ eteğinde yolları son bulmaktadır.

dyatlov ile ilgili görsel sonucu
Dyatlov Geçidi Yakınındaki Çadır

2 ay sonra arama ekibi bedenleri farklı tarihlerde farklı yerlerde buldu. Çadırdan kaçarak farklı yerlerde oluşan bu ölümlerinin soruşturma sonucu değişik şekillerde olduğu ortaya çıkmıştır. Bazılarının vücudunda çeşitli kırıklar varken bazılarının da yumuşak uzuvlarının (göz, burun…) eksik olduğu belirlenmiştir.

Olay bu noktada kaldığı için 1959-1960 yıllarında dünya üzerinde Dyatlov grubunun esrarengiz ölümleri giderek ilgi çekmiştir.

Çadır bulunduğunda içerisinde olduğu gibi duran kalın kıyafetler ve yorganları neden almadıkları büyük bir soru işaretiyken incelemeler sonrası, aylar sonra konu aydınlanmaya başlamıştır. Aramalar devam ederken ilk arama çalışmasında Doroşenko ve Krivonişenko‘nun yanyana, biraz ötesinde Dyatlov‘un iç çamaşırlarıyla cesetleri bulunur. Aynı aramada kadın üye Zinaida çadıra biraz daha yakın yerde bulundu. Bir yerlinin köpeği 1. aramadan aylar sonra kar eriyince diğer 4 cesedi ırmak yatağında bulmuştur. (Nicolai, Semyon, Kolevatov, Lyudmila).

Yerlilerin, test füzelerinin veya ajanların öldürdüğü söylentileri vardı fakat bunlar söylentiden öte gidemedi. Kesiklerin çadırın içinden olması nedeniyle tehlikenin içerden geldiği düşünülmeye başlandı. Sonrasında ortaya çıkan, çadırın üstündeki yamaçta plak şeklindeki kaymaların olduğu çığ bulguları olayı aydınlatır cinstendi. Çadır içinde sıcak yatağında yarı çıplak yatan arkadaşlar çığ sesini ve sarsıntıları duyunca telaşla çadırı delip kaçmış olabilirlerdi. Cesetlerin yönüne bakılırsa ormanlık alana inmeleri de çığdan kaçtıklarını doğrular nitelikteydi. Hava yaşanamayacak seviyede rüzgarlı ve soğuktu. Nemden dolayı ateş yakamadılar. 5 kişi bir ağacın altında kalırken biraz daha kalın giyinimli diğerleri odun getirmeye dağıldı. Kuru yakacaklar bulduklarında yaktıkları ateş kendi dibini ısıttığı ve eriyen karlarla söndüğü için gruptaki ince giyimliler çok dayanamayıp donarak ölmüş olabilirler. Kalın giyimli olduğu için keşfe çıkan diğer grup geri geldiğinde ölenlerin kıyafetlerini de giyerek yola devam etmişlerdir fakat sert rüzgara daha çok dayanamayıp bir akarsu yatağında rüzgardan korunmak için beklemeye başlamışlardır. Soğuk son grubun da donarak ölmesine sebep olmuştur. Kısaca açık yamaç üzerinde yanlış konuma kurulan çadır, çığ korkusu ve aceleyle eşya almadan kaçmanın bedeli çok ağır olmuştu.

  • Mustafa BAHAR

Alıntılar ve Kaynaklar

1 https://tr.wikipedia.org/wiki/Dyatlov

Yazı kategorisi: Güncel, İnsan

BEYAZ BİR WORDPRESS SAYFASI

Günümüz sosyal medyalarında yaşanan güven problemleri için alternatif bir sosyal medya örneği olarak Worpress’i gönül rahatlığıyla verebilirz. WordPress, kişisel verilerinizi satmaz. Sizden absürt izinler isteyerek cihazının depolamasına erişmek istemez. Ortam eklerken bile sizlere Tenor ve Google Fotoğraflar seçeneğini sunarak güven sağlar. Bu kadar kişinin kişisel bilgilerini açıkça satan dev sosyal medya şirketleri insanların yeterince kamerasına, mikrofonuna hatta rehberine erişerek bigdata dedikleri büyük verileri tek havuzda topladı.

Burada bazı insanlar wHqTzapp gibi uygulamaları sildi Signal, BİP vs. daha az izin isteyen uygulamalara geçti. İşin ilginci bu şirketler sıra kendi bilgilerine geldiği zaman oldukça titiz davranmasıdır. Mesela M.ZCKRBRK bu konuda kullanıcıların açtığı birçok gizlilik ihlali davasının birinde savcının; gittiğiniz yeri, yiyeceğiniz yemeği, şifrelerinizi veya galerinizdeki fotoğrafları başkalarının görmesini ister misin? sorusuna pişkince hayır diyerek sırıtması diğer insanları ne kadar az önemsediğinin büyük bir kanıtıdır ki ilgili kişinin seçimlere müdahale ettiği ve müdahale etmek için kişisel profillerin ihtiyaç analizine göre önlerine reklam çıkardığı kanıtlanmışken daha nasıl güvenebiliriz ki… Neden güvenelim ki?

Wordpress

Bu konuda bir alternatif olarak daha entelektüel kitlenin toplandığı, okuma odaklı bir sosyal medya olan WordPress‘ i inceleyelim…

WordPress.com sadece e-posta onayıyla ücretsiz üye olabileceğiniz bir blog sitesidir. Şimdi diğer sosyal medya araçlarıyla (İnsta, Twit vs.) sitelerle kıyaslayalım.

  • WordPress’de İnsta blog gibi fotoğraflarınızı altına veya yanına, üstüne istediğinizi yazarak paylaşabilirsiniz.
  • WordPress’de diğer arkadaşlarınızı ekleyebilir, onların paylaşımlarını alıntılayabilir, beğenebilir, yorum yapabilirsiniz.
  • WordPress diğer sosyal medyalar gibi dm kutusu içermez. Blog iletişim kısmınızdan isteyen sizinle iletişime geçebilir ve istemediğiniz spam mesajlar sizi rahatsız etmez.
  • WordPress mobil uygulaması vardır. Google Play’den ücretsiz indirip sosyal medya olarak kullanabilir hatta haber kaynağı kısmından tüm WordPress üyelerinin paylaşımlarını okuyabilir, her konuda farklı bakış açılarına ulaşabilirsiniz.
  • WordPress sizden sizi görmek için kamera izini istemez, duymak için mikrofon izni istemez, rehberinizdeki kişileri çalmaz, sizin bilgilerinizi oy için satmaz veya para için paylaşmaz. Auttomatic şirketinin hayata geçirdiği .com, daha çok büyük sitelerin ve kodlama bilenlerin kullandığı kurumsal Worddpress .org un kişisel bloglar için kolaylaştırılmış ve otomatikleştirilmiş halidir. WordPress alt yapısı ve köklü geçmişiyle göze çarpar.
https://liveterra.wordpress.com/

Bu yazı için herhangi bir sponsorluk almadım. Tamamen kendi deneyimlerim ve araştırmalarımdır. WordPress ailesi olarak sizleri de WordPress.com’da görmek isteriz.

Aklınıza takılan soruları ve eklemek istediğiniz bilgileri yorumlar kısmından ekleyebilir siz de bu yazıya katkıda bulunabilirsiniz.

-Mustafa BAHAR