Yazı kategorisi: Güncel, İnsan

İnsan Çöplüğü?!

İnsan Çöplüğü

Çevresel faktörlerin giderek hayatı daha çok şekillendirdiği bir sosyal düzen inşa edilmekte. Her zaman diyorum ya her söyleneni fazla ciddiye almamak gerek, insanlar davranışcı teoriyi doğrulamakta. Davranışçılar insanın bilişinden çok davranışının önemini vurgular. Yani söylediğine değil ne yaptığına, nasıl davrandığına bakarım diyorlar. Sokağa çöp atmayın diyen birisi 2 dakika sonra sigara izmaritini yola fırlattığı sürece söylenenlerin, sözlerin giderek değer kaybetmesi kaçınılmaz. İnsandan insana değer atfedilen sözler, insanına göre önemlidir. Misal Atatürk, Fatih Sultan Mehmed gibi tarihi şekillendiren şahsiyetlerin sözleri mi değerlidir, ülkede siyasal teolojiyi yayan, dini siyaset için araç olarak kullanan, enflasyonla mücadele edemeyen vasıfsız, hırsız, liyakatsiz ve Cumhuriyet düşmanı ülke yöneticilerinin kıytırık sözleri mi daha değerlidir?

Söylediklerimize göre hareket etmemeli, hareket edeceğimize göre, id veya süperegoya değil, egomuza göre konuşmalı ve davranmalıyız.

Bir de insan çöplüğünde bizlerin de yaptığı saçmalıklar kötü kokular yaymakta. Örneğin neden telefon gelince aaa bu çok önemli eşimin doğum günüyle alakalı bir parti düzenliyorum diyerek toplantıdan ayrılmak veya şu arıyor bu arıyor diye diğer insanlara açıklama yapmak alışkanlık haline geldi. Siz, biz neden diğerlerine açıklama yapmak zorundayız! Açıklama yapmak diğerleri karşısında kendinizi sorumlu hissetmemize sebep oluyor. Telefon mu çaldı, pardon de ve kalk kısık sesle konuş. Millete özel hayatınızı açmayı bırakın. Özel hayat kavramını artık biraz daha anlamlı kullanın. Bir sosyal medya grubuna giriyoruz hemen telefon numaramızla gruplara katılıp numaramızı binlerce kişiliği belirsiz insanlara sunuyoruz. Dolandırıcı sosyal medya uygulamalarına kişisel bilgilerimizi diğer firmalara el altından sattırarak onların cebine para koyuyoruz.

Bir de güvendiğiniz insanlar var. Önce en iyi dost, eş olarak özel bilgilerinizi sunduğunuz, her şeyi paylaştığınız insanlar. İnsana en büyük zararı en yakınları verir. Özel hayatınızda bu dost, eş gibi kişilere verdiğiniz bilgilerle güvenlik açığı oluşuyor. Tıpkı matrix filmindeki sistem gibi düşünün. Matrix’te neo’nun sürekli fikir danıştığı bir kahin vardı. O kahin aslında sistemin içinde bie programdı. Zamanla insanlardan tarafı seçen bir virüse dönüşen kahin de sistemin güvenini kullanıp güvenlik açığına sebep olmaktaydı…

İnsan çöplüğünden çıkmak için veya bu çöplüğe girmeden bir hayat sürmek için sizce neler yapılmalı?

Yorumlarda tartışalım 🙋🏻‍♂️

Yazı kategorisi: Güncel

Squidgame ne anlatıyor?

Netflix bu aralar kafayı über zenginlerin keyifleriyle bozmuş durumda. 2019 sonunda platform dizisiyle en üst katmandan en alt katmana inen bir yemek masasıyla bizlere açgözlülüğü betimleyen netflix, squidgame dizisinde 2021’de de yine über zenginlerin sapkın zevklerinden bahsediyor.

Filmde devlet ve şirketlerin otoritesi altında zayıf kalmış, hayata tutunamayan fakir hayatları veya kumar yüzünden bilinçsizce harcamalar yapan, sıfırı tüketen insanları o hayattan kurtaracak parayı vaad eden bir sistem. Bu sistem über zenginlerin fonlarıyla kuruluyor ve bir başka eğlence şirketi tarafından yönetiliyor. Temelinde bir ders veya bir çıkarım yok aslında. Tamamen zenginlerin kendi deyimleriyle pistte yarışan atlar gibi izledikleri, öldürdükleri ve bundan zevk aldıkları bir kurgu bulunmakta. Kadından masalar, eşcinsellik ( netflix bunu sevdi) peynir ekmek dağıtır gibi öldürülen insanlar vs.

Filmin başında toplanan bu fakir insanları bu düzene dahil etmek için bir yöntem kullanılmakta, 2 renk mavi ve kırmızı içinde tahta olan zarflarla bir oyun oynanıyor. Çoğu kişinin farkına varmadığı bir detaya dikkat çekmek istiyorum, zarfı seçenler hangi rengi seçerse o rolü almakta. Maviler yarışanlar, kırmızılar ise silahlı denetçiler rolünü almakta. Kısaca insanın amacı olan miktarın üstünde paraya ulaştığı zaman sapkın zevklere yöneldiği ve aslında Freud’un da dediği gibi kötülüğün içeride olduğunu, olgulara göre ortaya çıkabileceğini çıkarabiliriz. Keyifli dizi izleyin.

Önerdiğiniz güzel diziler var mı? Yorumlarda yazabilirsiniz.

Yazı kategorisi: Güncel, OKU, İnsan

ÇIRPINIŞ

Gözlerimin nemlenmesine alıştımda,

Şu yüreğimin çırpınışına bir türlü alışamadım.

Hiçbir zaman olmayacak belki.

Bir hayal,

Bir rüya,

Yada bir efsun olarak kalacak şu yalan ömrümde.

Sonu tatlı biten masallar gibi umut edişimde mutlu biter mi?

Bilmiyorum.

Kıymetimi çok sık tartıyorum.

Kimsenin hayatında bir izim bile yok.

Sadece biriktirdiğim gözyaşlarına sahip ömrüm.

Tek bir gün özlenmek,

Tek bir gün gerçekten sevilmek.

O sevgiyi sonuna kadar hissetmeyi,

O kadar çok istiyorum ki.

Bunun tarifi yok.

Doya doya, sımsıkı sarılmak sevdiğime.

Çok istiyorum.

Ömrüm masamdaki mumlar misali,

Bir gün tükenip gidecek.

Kimsesizliğimin yarası ve ben,

Yitip gideceğiz bu dünyadan.

Lal olan dilim,

Korlarda çevrilircesine söyleyemediklerine yanacak.

Kavuşmak mahşere,

Söylenmeyenler kara toprağa nasip olacak.

Yangınımızı yağan yağmurlar dindirecek.

Umudumuzu seher vakitleri yaşatacak.

Gönül bedende ağırlaştıkça,

🌍 denen mezar bize dar gelecek.

Sağlıçakla kalın, varolun ey ehl-i dünya !

Sağlıcakla…

Selam olsun Cemal Süreya’nın öperken koklayan, özlerken burnunun direği sızlayanlarına… Selam olsun Ahmed Arif’in umutları yok olan, kalbi kırılan çiçek gibi insanlarına… Selam olsun Neşet Ertaş’ın bağlamasındaki ayrılığa, yoksuzluğa… Hakkımız helal olsun bu yalan dünyaya…

Yazı kategorisi: Güncel, Kişisel Gelişim, İnsan

Millet ne der ?

Konularda fikirlerini kendin mi alırsın? Fikirlerine ne kadar sadıksın?

İnsanlar başarılı olmak, güzel konumlara gelip itibar görmek ister. Bazı hayatlar ilham vericidir. Bill Gates gibi zengin ve okula ilk bilgisayarı ailesi hediye eden hayatlardan bahsetmiyorum, Fatih Sultan Mehmed Han, Atatürk, Warren Buffet, McDonalds’ın hikayesi, Muhammed Ali, John D. Rockefeller, Stephen King … gibi hikayelerden bahsediyorum. Bu hayat hikayelerinde sıfırdan başlayıp yükselen anılar bulunmakta. Örneğin Fatih Sultan Mehmed İstanbul’u 20’li yaşlarında feth etti. Atatürk, yıkılışta olan 600 yıllık bir imparatorluğu hayatını adayıp Cumhuriyet ile canlandırdı. Warren BUFFET fakir ailede biriktirdiği 1 sentlerden dünyanın enleri listesine, bugünlere geldi.

Sizce hangisi millet ne der diye düşündü? milletten banane ben ideallerim doğrultusunda yaşar, savaşır ve ölürüm diyenlerin hikayelerinden bahsediyorum.

Aile, komşunun çocuğu pek iyi almış sen niye iyi aldın gibi kıyaslamalar yapıyorsa millet ne der zehrini küçük yaşlarda tatmaya başladınız demektir. Bir insanın yetişmesi zordur. Hani atalarımız demiş ya insan eti ağırdır diye, insan göründüğü kadar hafif değildir. Okuması, gelişmesi, psikolojisi… her insan kendi içinde birer evrendir.

Millet ne der? Düşünsene Atatürk cumhuriyeti ilan edecekken duruyor ve düşünüyor, millet ne der? ne kadar gereksiz bir soru ve insanı çeldirebilecek bir düşünce değil mi. Atatürk millet ne der demedi. Biz zaten halkız, cumhuriyeti birlikte kuracağız dedi. Atatürk’ün hayatını okuyun, bir ömrün nasıl vatana adandığını göreceksiniz. Fatih Sultan Mehmed’in hayatını okuyun, çocuk yaşta devletini sevmek, devlet derdine düşüp yaşının 2 katı kararlar almak nedir göreceksiniz. Düşünsenize ortaçağı kapatıyorsunuz, yeni çağı açıyorsunuz… Vay be ulu padişahım Fatih.

Keyfine kim karışıyorsa sanane demeyi öğren. Sen de millete karışırken banane demeyi bil. Çevresel çeldiriciler umut kırıcıdır. A kişisi bilgisayarda uzmandır, belki bilgisayarı seviyordur fakat millet bunu bilmez. Millet tıp okuyup niye doktor olamadın der. Bazı sözler ve kırılan umutlar bir jiletten 10 kat keskin olabilmekte. SANANE benim mesleğimden, hobimden, arzularımdan? 2022, çok bilmişlere, işinize burnunu sokanlara, negatiflik yayan toksik bireyleri püskürtüp, silip, safdışı edip kendinize efsanelerin rotası gibi özgün bir rota çizeceğiniz bir yıl olacak.

Millet ne der? = Saçmalık

Fikirler ve deneyimler paylaşıldıkça anlam kazanır. Yorumlar kısmından istediğinizi belirtebilirsiniz.

Ha bir de şuraya rahatlama şarkıları ekliyorum. Dinleyince tüm stresiniz uçuyor:)

-Mustafa BAHAR

Müzik önerileriniz var mı?

Yazı kategorisi: Eğitim, Güncel

Üniversite Taktikleri

Lisans veya ön lisans okuyacaklara yararlı taktikler sunacağım. Bu taktikler devret kadrosuna atanabilmeniz, kariyerinizde yükselmeniz ve etkin üniversite eğitimi alabilmeniz adına yararlı olacak.

Eğitim Yönünden:

  • Üniversitenizin kütüphane imkanlarını öğrenin ve özellikle web sitesinde ücretsiz erişime açılan iyi kaynakları kullanın. Kütüphanede yer alan çalışma odalarını kiralamayı öğrenin.
  • Başlamadan hangi bölümü okuyacaksanız o bölümün alan sınavı için hazırlanan konu anlatım kitaplarını kesin alın, bu kitaplar hocalarınızın önereceği akademik kitaplardan daha öz ve akılda kalıcı bilgiler verecektir.
  • Devlet memurluğu sınavına ilk seneden çalışmaya başlayın.
  • Bölümünüzle ilgili proje ve bilimsel etkinliklere katılın. Üniversite öğrencilerine yönelik destekli bilimsel projeleri takip edin.
  • İlk yıldan itibaren kendi kendinize makaleler yazmaya başlayın, bu makaleleri hocalarınıza göstererek yanlış ve eksiklerini giderin.
  • Akademik kariyer düşünüyorsanız matematik ve dil (İngilizce) çalışın.
  • Okul kurs ve kulüplerinin hepsine katılın. Zamanınız oldukça gidersiniz.
  • Halk eğitim kurslarına katılın. Eğitim sürecinizde üniversite eğitiminiz bitince, akşam düzenlenen ve hafta sonu düzenlenen halk eğitim kurslarına katılın. Belgeler edinin.
  • Online veya ilgili kurum kuruluşların düzenlediği eğitimlere katılarak sertifikalar edinin, özel sektörde işinize yarayacak.
  • Çift dal, Yan dal gibi ekstraları kaçırmayın okuyun okuyabildiğiniz kadar bölüm.
  • Yurtdışına öğrenci gönderme programlarına katılın ve yurtdışına çıkın.
  • Kesinlikle not tutun ve kimseye vermeyin çünkü başınız ağrır.
  • Özellikle ilk sene genel not ortalamanız yüksek olsun. Sınavlara iyi çalışın sonra yatay geçişle daha iyi bir üniversiteye geçersiniz.
  • Hocalarınızın odasına girin, onlarla sohbet edin.
  • Özellikle office uygulamalarında uzmanlaşın. Bilgisayarı iyice öğrenin.
  • Kendinize bir wordpress.com hesabı açın ve orada düşünceleriniz paylaşın.
  • Kampüsün düzenlediği etkinlik ve sempozyumlarda görev almaya çalışın.
  • Ders aralarında kitap okuyun, 4 veya 2 yılın sonunda gözle görülür bir ilerleme kat edersiniz.
  • Mümkünse iyi bir dizüstü bilgisayarınız olsun. Bilgisayar alma durumunuz yoksa kütüphanelerin bilgisayarlarını kullanın. İnternet cafe, ekonomik ve güvenli olmaz.

Çevre Yönünden:

  • Üniversiteye yakın evde oturun.
  • Öğrenci olduğunuzu çevrenizle pek paylaşmayın, resmi kurumlardan indirim almak için paylaşabilirsiniz.
  • Çevrede yer alan cafeler yerine kahvehaneleri, yerel kütüphane ve yerel esnafları tanıyın.
  • Tüm minibüslerin saatlerini ve ücretlerini öğrenin.
  • Orada tanışacağınız insanlara karşı samimiyetinizi belirli seviyede tutun, sonra size karşı koz kullanamasınlar.
  • Kimseye mecbur kalmadıkça muhtaç olmayın.
  • Sürekli dışarıdan yeme içmeyi kesin. Hafta sonları veya 2 haftada bir arkadaşlarınızla dışarda buluşsanız yeter.
  • Gereksiz samimiyet kurmayın ve arkadaş çevrenizde gruplaşmayın. Mümkünse herkese eşit yaklaşın.
  • Yerel esnaftan her zaman kılık kıyafet alışverişi yapmak doğru ve ekonomik olmayabilir, her şeyi internetten karşılaştırın.
  • Fazla dikkat çekmek sizi cool yapmaz aksine kin ve kıskanç düşmanlar üretir. Konulara haddiniz olmadıkça katılım sağlamayın.
  • Derste kimseyle iletişim kurmayın, ders derste dinlenir.
  • Yakın ilçeleri ve illeri gezin.
  • Anı biriktirin.

Sizlerin de eklemek istedikleri varsa yorumlarda görmek isteriz.

Yazı kategorisi: Güncel

Türkiye

Güzel ülkemin turizm cenneti Antalya’sı alevler içinde yanmakta. Manavgat ilçesinde başlayan yangın hızla esen rüzgarın da etkisiyle kısa zamanda çok büyük alanlara sıçradı. Besi hayvanlarımız yanarak can verdi, insanlarımız yanarak veya dumandan zehirlenerek can verdi, binlerce yaban hayvanı kül oldu. Antalya’nın ciğerleri yandı. Türkiye genelinde çıkan 85 yangının 74’ü kontrol altında; dört can kaybı bildirildi. Orman Bakanı Bekir Pakdemirli; Antalya, Adana, Muğla, Mersin, İzmir ve Osmaniye başta olmak üzere 26 ilde çıkan 85 yangının 74’ünün kontrol altına alındığı ve 11 yangının ise devam ettiğini açıkladı. Bu yangınlardan en büyüğü olan Antalya’da çıkan yangını kontrol altına alma çalışmaları sürmekte. Özellikle tarihi mirasların bulunduğu Side bölgesinin yanma ihtimali çok endişe verici. Serik ilçesi başta olmak üzere bütün ilçelerden Manavgat’a su, ilaç ve gıda yardımları sürüyor. Muğla’da da yangının büyüdüğü görülmekte. Diğer illerde de yangınlar eşzamanlı kontrol altına alınmaya çalışılıyor.

Yangının neden çıktığı bilinmiyor fakat aynı anda çıkan yangınlar kundaklama riskini akıllara getiriyor. İlerleyen zamanlarda içişleri bakanlığınca yapılacak olan tatkikatlar bizlere olayın gerçek sorumlusunu gösterecektir.

LiveTerra olarak sizden hiçbir maddi beklenti ummadık. Sizleri hep manevi yönden tanıdık, sevdik fakat bu sefer kendimiz veya sitemiz için değil, bu içerikleri size ulaştırdığımız, ekmeğinden yiyip, suyundan içtiğimiz ülkemiz Türkiye içindir bu yazı. Sizlerden ricam Türkiye’yi tekrar ormanlarına kavuşturmak için Türk Kızılay’ı veya TEMA’ya fidan bağışı yapmanız. Maddi olarak bir yardım istemiyoruz. Biz bize gıda ve barınma anlamında yetiyoruz. Tek eksiğimiz yanan ağaçlarımızın yerine dikilecek fidanlar…. Türk Kızılay ve TEMA kanallarından fidan bağışı yaparak yanan ağaçların yerini doldurmuş olacaksınız.

Geçmiş olsun TÜRKİYE’m, geçmiş olsun güzel memleketim Antalya’m…

Bağış yapan sevgili okurlarım bana bağış sertifikanızı veya dekontunuzu “liveterraa@gmail.com” adresinden gönderin burada teşekkür mesajımla paylaşayım. Hepinize teşekkür ederim.

TEMA Fidan Bağışı = https://www.tema.org.tr/bagislar

Türk Kızılay Fidan Bağışı = https://www.kizilay.org.tr/bagis

Bir diğer bağış kuruluşu, ünlü şarkıcı Haluk Levent’in derneği= https://ahbap.org/

Yazı kategorisi: Eğitim, Güncel, sosyal bilgiler, Tarih, İnsan

Sosyal Bilgiler Eğitimi Üzerine

Türkiye Cumhuriyeti Milli Eğitim Bakanlığı Sosyal Bilgiler dersi için diyor ki;

21. Yüzyılda çağdaş, Atatürk ilkeleri ve inkılâplarını benimsemiş, Türk tarihini ve kültürünü kavramış, temel demokratik değerlerle donanmış ve insan haklarına saygılı, yaşadığı çevreye duyarlı, bilgiyi deneyimlerine göre yorumlayıp sosyal ve kültürel bağlam içinde oluşturan, kullanan ve düzenleyen, sosyal katılım becerisi gelişmiş, sosyal bilimcilerin bilimsel bilgiyi üretirken kullandıkları yöntemleri kazanmış, sosyal hayatta etkin, üretken, haklarını ve sorumluluklarını bilen, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları yetiştirmektir.(MEB, 2005, 50) .

Sosyal Bilgiler’in temeli aslında ilk uygarlıklarla atılmıştır. Başlangıcı medeniyete dayanır. Felsefeyle uğraşan Antik Yunan, piramitlerin konumu belirlemek için, Coğrafyanın elverişli olduğunu anlamak için iklimleri ve yer şekilleri izleyerek karar veren Antik Mısır, ilk kanunları Babil’de yazan Hamurabi Sosyal Bilimlerin ortaya çıkışının ayak sesleri sayılabilir. Sosyal Bilgiler denince akıllara ders olarak verilen bir çok disiplinli bilim dalı gelse de aslında yaşamın taşlarını bir araya toplayan bir sepetten bahsediyoruz. İnsanlar birleşir ve topluluk oluştururlar bu toplum yöneticiye veya bir düzenleyene ihtiyaç duyar. Burada uyum içerisinde huzurlu bir toplum oluşturulması için yöneticinin ve yönetilenlerin sorumlulukları vardır. Düzenleyenin adaleti veya toplumdaki bireyin ödevleri bunlara örnektir. İşte geçmişten bugüne bu durumla uğraşan yönetim organları Sosyal Bilgilerin canlanmasına öncül olmuştur. Amerika, Sosyal Bilgilerin sanılanın aksine daha önemli olduğunu fark ederek Sosyal Bilgilerin ders müfredatlarına girmesini savunmuş ve bu konuda John DEWEY gibi isimleri parlatmıştır. Bugünlere gelene kadar gerçekleşen seferler, göçler, coğrafi keşifler de Sosyal Bilgilerin sepetindedir. Coğrafya, Hukuk ve Vatandaşlık, Antropoloji, devletlerin ve insanlığın tarihi (Osmanlı, Bizans…) Sanat ve Bilim Tarihi, Arkeoloji, Nümizmatik, Paleografi, Jeoloji, Kronoloji, Filoloji, Etnografya, Etimoloji, Uluslararası İlişkiler, Siyaset, İşletme, Ekonomi, Coğrafya (beşeri, ekonomik, sosyal, siyasi, kültürel)Demografi, Dilbilim Sentaks (söz dizimi), Fonetik (ses bilgisi), Fonoloji (Ses bilimi), morfoloji (biçimbilim), pragmatik (edim bilim)Hukuk, Psikoloji, Sosyoloji, Antropoloji (sosyal ve kültürel), Teoloji (Evet Din), İletişim bilimleri, Eğitim bilimleri, Sosyal hizmet, Müzikoloji, Kriminoloji (Suç Bilimi), Etnoloji…

Benim yazarken zorlandığım bu disiplinleri tek çatı altında toplayan Sosyal Bilgiler dünya ve insanlık adına çok önemlidir. Korunmalı ve geliştirilmelidir. Yanlış politikalarla bu disiplinler arası bilim dalı yıpratılmamalıdır. Sosyal Bilgiler eğitimcileri değerlidir, bu kadar konuyu eğitim olarak veren ve konulara hakim olan iyi bir Sosyal Bilgiler öğretmeni en değerli madenden bile önemlidir. Bilgi diker, insan yetiştirir. Ülkem olan Türkiye’de Sosyal Bilgiler öğretmenleri maalesef 155 kişilik kontenjanlarla atanmakta, görevlerine yerleştirilmekte. Sosyal Bilgilere verilen değerin artması, geleceğe verilen değerin artmasıyla eşdeğer sayılabilir. Eğitim, insanlığı geliştirecek olan yegane etmendir. Güncel dünya kültürlerinin çoğunda Sosyal Bilgiler kıyıdan köşeden kullanılmaktadır. Sosyal Bilgilere temas etmemiş toplum yoktur. Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu ve ilk cumhurbaşkanı Mustafa Kemal ATATÜRK gibi liderlerin bu bilime yaptığı katkıları görmek, Sosyal Bilgileri geliştirdiğini görmek insanlık için sevindirici… Atatürk ne yaptı?

Dil Tarih Coğrafya Fakültesini, Türk Tarih Kurumu ve Türk Dil Kurumunu açtı.

Sosyal Bilgiler alanında eğitim görmeleri için yurtdışına öğrenciler gönderdi ve ülkesine uzman kişilerden aktarılan Sosyal Bilgileri getirdi.

Arkeolojik kazılar yaptırdı ve Arkeolojinin gelişmesi için uğraştı.

Yabancı, uzman sosyal bilimcileri Türkiye’ye getirdi.

Türk Tarih Kurumunu kurdu.

Türk Dil Kurumunu kurdu.

Halk Evleri açarak Sosyal Bilgilerin gelişmesini ve yayılmasını sağladı.

Atatürk’ün ülkesi için yaptıkları yeniliklere, müdafaalara ve hayatını Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne adamasına tüm Türk halkı minnettardır.

Sosyal Bilgilerin geliştiği toplumlar, gelişmiş toplumlardır. Dünya üzerinde nereye baksanız fen yada sosyal bilim göreceksiniz. Bizler eğitimle yeşereceğiz.

Dünyada her şey için, medeniyet için, hayat için, başarı için, en hakiki mürşit bilimdir, fendir. Benden sonra beni benimsemek isteyenler, bu temel mihver üzerinde akıl ve ilmin rehberliğini kabul ederlerse manevî mirasçılarım olurlar. Eğer bir gün benim sözlerim bilimle ters düşerse bilimi seçin.” /// Mustafa Kemal ATATÜRK

Sosyal Bilgiler hakkında düşünceleriniz yorumlarda belirterek bizlerle sohbet edebilirsiniz.

  • Sos. Bil. Öğrt. Mustafa BAHAR

Yazı kategorisi: Güncel, OKU, İnsan

DAMGALA-MA

Yitirdiğimiz dinleyebilme yetimizi, kaybettiğimiz empati duygumuzu, sabit ve saplantılı kötü fikirlerimizi, önyargılarımızı konu alan, belki de birçoğumuzun izlediği, izlemeyenlerin ise –kanaatimce- mutlaka izlemesini tavsiye ettiğim filmdir ‘’12 Angry Man’’. 12 Angry Man, 1957 ABD yapımı dram-suç dalında siyah-beyaz çekilmiş bir filmdir. Film dönemin şartları elvermesine karşın, dram unsurunu iyi yansıttığını düşündükleri için siyah-beyaz çekilmiştir. Özet olarak filmi ele alırsak; işlenen bir cinayet, cinayetin zanlısı olduğu düşünülen maktulun oğlu ve 12 jüri üyesi üzerinden şekillenir film.

Filme şöyle bir bakacak olursak; babasını öldürmekle suçlanan 18 yaşındaki bu gencin hayatı 12 jüri üyesinin iki dudağı arasındadır. Genç adam suçlu mu? Suçsuz mu? Gencin suçluluğunun ya da suçsuzluğunun kabul edilmesi için 12 jüri üyesinin fikir birliği sağlaması ise önemli. Oylar 12-0 olmalı. Filmin seyri de bu şekilde başlıyor. Mahkemece sunulan delilleri dinleyen jüri üyeleri dinlenmek ve karar vermek için bir odada bir araya geliyor. Dinledikleri deliller, gencin yaşadığı çevre ve yaşantısı sonucunda jüri üyelerinin aklında genel bir yargı var. Genç suçlu. Oylama yapılır ve sonuç 11-1. 11 oy suçlu. 1 oy suçsuz. Suçsuz oyunu kullanan 8. Jüri üyesi Davis. Beyaz takım elbisesi, çoğunluğa uymaması ve başkaldırma cesareti göstermesi ile sanki filmin içindeki adil yanımız. Aslında bir gerekçesi yoktur Davis’in suçsuz derken. Ama peşin hükümdense, içindeki şüphe kıvılcımı onu bu süreçte, bir gencin hayatı söz konusu iken düşünmeye sevk eder. Aynı zamanda diğer Jüri üyelerinin de düşünmesini ister.

Film de örneğini gördüğümüz ön yargı kavramı; aslında hayatımızda çok sık rastladığımız, birçok kez bizlerin de yaşadığı bir durumdur. Olumsuz deneyimlerimiz, geçmişten bu yana izini taşıdığımız üzüntülerimiz karşımızdaki insana karşı peşin hükümlü olmamıza neden olur. İnandığımız doğrularımız, bizi ön yargılı olmaya iter. İnanmasak, karar veremeyiz çünkü. Sonuç olarak, kötü inanışlarımız ve geçmişimiz ile o insanı etiketlemiş oluruz. Ama o insan o muameleyi, o etiketi gerçekten hak ediyor mu? Karşılaştığımız bu gibi durumlarda ön yargımız bir elma kurdunun, elmayı kemirmesi gibi; yavaş yavaş içten içe kemirir durur bizi. Ve film de geçen o güzel cümle: ‘’Böyle bir durumda ön yargıyı bir tarafa atmak çok zordur. Ne zaman ön yargınızı kullansanız, gerçekleri göz ardı edersiniz.’’

Bahane bulmak, suç aramak, hatta suçlu bulmak, daha öncede konuştuğumuz gibi günah keçisi ilan etmek biz insanoğluna çok basit gelir. Egolarımız, ihtiraslarımız karşımızdaki insanı anlamamıza engel olur. Bir başkasının yerine kendimizi koyup düşünmek biz küçük canlılara hem kompleks gelir, hem de zaman alıcı. Zaman alıcı olduğuna inandığımız da empati yeteneğinin yerini ön yargı alır. Filmin can alıcı sahnelerinden bir tanesi daha: ‘’ Varsayalım yargılanan sendin, sen ne yapardın?’’ Sahi biz ne yapardık? Muhtemelen karşılaştığımız muameleye isyan eder, insanları anlayışsızlık ile suçlardık. Yaptıklarının yanlış olduğunu dillendirir durur küplere binerdik. Küplere binerdik, çünkü işin ucu bize dokundu diye. Bizim canımız yandı diye.

Zihnimizin zincirlerini kırdığımız, farklı dünyalara açıldığımız geniş pencerelerden baktıdığımız bir ömür dileğiyle. Sağlıcakla kalın.

Yazı kategorisi: Eğitim, Güncel, İnsan

Çocuklar Ne ÇizMEZ ?

Bir yazı önce çocukların neler çizebileceğinden bahsetmiştim. Şimdi ne çizemeyeceklerinden bahsedeceğim.

Çocuklar dönemlere göre çizim yetileri kazanır. Bu yazıda 7 ve 12 yaş arası yani yaşadığını anlamlı bir şekilde resme aktarabilen çocukluk dönemini ele alacağım. Günümüzde yaşanan çocuk istismarı olaylarında çocuklardan delil veya ifade olarak istenen çizimler, çocukların yaşadıklarını olduğu gibi aktaran canlı bir video gibidir. Bu çizimler bilinçli insanlarca okunmalıdır. Çizim nasıl okunur? resmin anlattığı her zaman anladığınız gibi olmayabilir. Resmi tüm yönleriyle ve çizen çocuğun tavırlarıyla yorumlamalıyız. Örneğin suskun ve ürkek bir çocuğun çizdiği babasının ellerinin başından büyük olduğu veya parmaklarının aşırı belirgin olduğu resim gördüğümüzde aklımızda baba tarafından çocuğa uygulanan bir şiddet var mı? sorusu takılmalıdır. Çocuklar genelde korktukları veya akılda kalıcı hisler yaşadığı obje, uzuv veya kişileri resimlerinde daha büyük ve ürkütücü resmeder. Diğer bir örnekte bir çocuk elinde sopa tutan annesiyle kendisini çizer, burada çelişkili bir durum vardır. Bu çelişki çocuğun ve annenin resimde yüzünün gülmesidir. Bu resim okunurken çocuğun ruh hali dikkate alınmalıdır. Çocuk burada oynadığı bir oyunu resmetmiş olabilir veya çocuk annesinden gördüğü şiddeti ve aklına kazınan korkunç, kızgın yüzleri, ağlamaları hayalindeki mutlulukla resmedebilir. Yani, aslında kızgın olarak çizmesi gerektiği şiddet gösteren anneyi hayallerindeki mutlu anne imajıyla çizebilir. Burada çocuğun tavırları önemlidir. Çocuk suskun ve tedirginse burada bir sıkıntı aranabilir. Hiç bir bulgunun olmadığı durumlarda uzmanlarca önceden planlanarak kısa süreliğine çocuk ile anne bir koridorda karşılaştırılabilir. Bu karşılaşmada çocuğun mikro ifadeleri her şeyi ortaya koyar. Çocuk uzmana yaklaşırsa veya gördüğünde farklı bir kişiliğe bürünürse gördüğü kişiden şiddet görmüş olabilir. Çocuk anne diye bağırıp annesine sığınmak isterse yine mikro ifadeler gözetilmelidir. Çünkü bazı istismarlarda çocuk bunun bir oyun olduğunu, ailesinin onu sevme şeklinin bu olduğunu sanabilir. Ters ve çocuğun aklını karıştıracak sorulardan sonra çocuğa dünya görüşü sorulabilir. Nasıl sorulur, maket oyuncaklardan bir gününün nasıl geçtiğini canlandırabilir misin? Gel seninle oyun oynayalım beni sevsene? Acıktın mı ne yemek istersin? ( bayat ekmek veya zeytin gibi çocukların isteme oranı düşük şeyler istemesi de istismar belirtisidir.) gibi sorularla çocuğun görüşlerine ulaşılabilir.

Genel bir çocuk, normal bir aile yapısında yetişiyor ve istismara maruz kalmıyorsa çizimlerinde her zaman diğer genel çocukların çizdiği nesneler yer alabilir. Örneğin bir genel çocuk bir ağaç, ev çizebilir belki sopa da çizebilir. Sopa belki dedesiyle çıktığı bir orman yürüyüşünde elinde tuttuğu değnek veya büyü oyununda kullandığı asa olabilir. Ama o sopayı çivili bir şekilde veya kendini hedef alırcasına çizen çocuklarda istismar aranmalıdır. Bir çocuk kendini bir yerde zincirlenmiş, karanlık bir odada üzgün, veya ekmek tarzında kolay ulaşılabilir besinleri sıklıkla çiziyorsa bir istismar aranabilir. Çocukların asla çizmeyeceği, istismar vakalarında asıl ve önemli delil sayılması gereken çizimler vardır. Bir çocuk yetişkin kişilerin bana bir resim çiz demesi üzerinde cinsel organ ÇİZMEZ. Bir çocuk cinsel birleşmeyi çizmez. Bir çocuk ilişkiye girmekle ilgili çizimler yapmaz. Bir çocuk karşı cinsin cinsel organını asla bilemez. Bilmemelidir, çizmemelidir. Bir istismar aramasında çocuk karşı cinsi, babasını, amcasını, arkadaşını, bakkal amcasını cinsel organıyla çiziyorsa o çocuk cinsel istismara uğramıştır. Bir çocuk cinsel birleşmeyi resmetmişse o çocuk cinsel istismara uğramıştır. Bu konuda yargı kesin olmalıdır. Bu bulguları gösteren çocuklar kesinlikle bir istismara uğramıştır. Birilerinin akıl vermesiyle veya göstermesiyle çizemez. Bir çocuk bunları sadece yaşamışsa çizer. Çocuklar geleceğimizdir, onları koruyalım. Onların korunmadığı, istismar edildiği her dakika bizlerin insanlığından götürür.

Cinsel istismara uğramış olması muhtemel çocukların çizim örnekleri;

Kaynak: https://cdn-acikogretim.istanbul.edu.tr/auzefcontent/20_21_guz/cocuk_resimlerinin_analizi/12/index.html
çocuk istismarı • Bigumigu
ÇOCUKLARIMIZIN VE HEKİMLERİMİZİN HAKLARINI BİLİYOR MUYUZ?

Son olarak sizce bu yazının altındaki en son resim bize ne anlatıyor? istismar belirtisi var mı? varsa nelerdir yorumlarda belirtebilirsiniz. Resmin analizini 1 gün sonra yorumlarda yapacağım(Resim??).

Not: resmi çizen çocuk kız.

Resim??
  • Mustafa BAHAR

Fikir ve yorumlarınızı yorumlar kısmına yazarak sohbet edebilirsiniz. Bizler sohbet kısımlarında okurlarımızla yazışmaktan sevinç duyarız.

Yazı kategorisi: Eğitim, Güncel, İnsan

Çocuk Ne Çizer ?

Çocukların çizimle ilişkisi 2 yaşından sonra başlamaktadır. 2 yaş öncesi çocuklara kalem ve silgi gibi yutabileceği, kendini yaralayabileceği materyallerin verilmesi güvenlik açısından uygun değildir. Çocuklar önce kalemi kağıda vurmayı öğrenir. Aile bireylerinin yardımıyla kağıtta kalemi sürüklediği zaman kalemin kağıtta iz bıraktığını yani kağıdı çizdiğini fark eder. Bu deney gözlem aşaması çok erken yaşlar için geçerlidir. Çocuklar 4 yaşları civarında yuvarlak karalamalar yapabilir, bir şeyleri karalama gibi de olsa çizebilir hale gelir. 5 yaşlarında bu yuvarlakları ve çizgileri kapalı şekillere çevirebilme yetisi kazanır. 4-6 yaşları çocuklar için anasınıfı çağıdır. Çocuklar 6 yaşından sonra gördüklerini kağıda aktarabilir hale gelir. Ev, insanlar, kuşlar ve gökyüzü gibi ne görürse kağıda aktarmaya çalışır. 7 yaşına gelen bir çocuk hayallerini çizebilir. Bu hayaller öyle uçuk kaçık olmaz. Kendi çapında çizgi filmlerde gördüğü gibi veya çevresinde gördüklerini birleştirerek bir şeyler ortaya çıkarır. Bu gözlüklü bir güneş, sakallı bir dolunay veya gözleri olan ağaçlar olabilir. 7 yaş sonrası çizimler giderek genel çocukluk yeteneklerinden çıkıp özel yeteneklere döner. Yani 10 -12 aralığında çocukların çizdiği resimlerde sanatsal bir yetenek aranabilir. Kısaca erken çocukluk döneminde çocuklar ne yaşarsa onu resmeder, ne görürse onu aktarır. Karalamalar yapar.

Bu anlattıklarımı bir şemada göstereyim;

  • Karalama Dönemi (2-4 yaş)
KAYNAK: Kasım 2017 Cilt:25 No:6 Kastamonu Eğitim Dergisi 2215-2228 Okul Öncesi Resim Eğitiminde Çocuğun Çizgisel Gelişimi (2-7 Yaş), Ulviye ÖZÖNDER AYDIN
Kastamonu Üniversitesi, Eğitim Fakültesi, Temel Eğitim Bölümü, Sınıf Eğitimi
Anabilim Dalı, Kastamonu

3.5 yaşındaki bir çocuğun çizim örneği:

KAYNAK: Kasım 2017 Cilt:25 No:6 Kastamonu Eğitim Dergisi 2215-2228 Okul Öncesi Resim Eğitiminde Çocuğun Çizgisel Gelişimi (2-7 Yaş), Ulviye ÖZÖNDER AYDIN
Kastamonu Üniversitesi, Eğitim Fakültesi, Temel Eğitim Bölümü, Sınıf Eğitimi
Anabilim Dalı, Kastamonu
  • Değişen Simgeler / Şema Öncesi Dönem (4-7 yaş)
KAYNAK: Kasım 2017 Cilt:25 No:6 Kastamonu Eğitim Dergisi 2215-2228 Okul Öncesi Resim Eğitiminde Çocuğun Çizgisel Gelişimi (2-7 Yaş), Ulviye ÖZÖNDER AYDIN
Kastamonu Üniversitesi, Eğitim Fakültesi, Temel Eğitim Bölümü, Sınıf Eğitimi
Anabilim Dalı, Kastamonu
KAYNAK: Kasım 2017 Cilt:25 No:6 Kastamonu Eğitim Dergisi 2215-2228 Okul Öncesi Resim Eğitiminde Çocuğun Çizgisel Gelişimi (2-7 Yaş), Ulviye ÖZÖNDER AYDIN
Kastamonu Üniversitesi, Eğitim Fakültesi, Temel Eğitim Bölümü, Sınıf Eğitimi
Anabilim Dalı, Kastamonu
  • Şematik Dönem (7-9 yaş)

İnsan ve şekil çizimleri derinleşir, gerçekliğe yakındır.

şematik dönem çizim özellikleri
Şematik Çizimler
  • Gerçekçilik (Gruplaşma) Dönemi (9-12 yaş)
Dezavantajlı Çocukların Sanatsal Gelişimleri Üzerine Bir Araştırma  Dezavantajlı Çocukların Sanatsal Gelişimi Üzerine
Görsel Sanatlar - ODTÜ Geliştirme Vakfı Özel Kocaeli Okulları
Kaynak: https://www.odtugvkocaeli.k12.tr/ilkokul/dersler/gorsel-sanatlar/
  • Mantık (Görünürde Doğalcılık) Dönemi (12-14 yaş)

Resimler bir olayı veya hikayeyi canlandırabilir. Gerçeklik olgusu yüksektir ve çizimlerde mantık aranabilir.

18 MART RESİM YARIŞMASI Çanakkale Zaferi Resmi Çizim Sayfası 2019 - Resimci  Abi
Kaynak: https://www.resimciabi.com/18-mart-resmi-cizim-18-mart-canakkale-zaferi-resmi-cizim-2019/
Kaynak: https://www.resimciabi.com/18-mart-resmi-cizim-18-mart-canakkale-zaferi-resmi-cizim-2019/

Bu şekilde çocukların çizimlerine bakılarak yaşları ve evreleri fark edilebilirken, resimlerin şekli ve anlam yapısına göre de çocukların iç dünyası gözlemlenebilir. Resimler çocukları anlamanın en güzel yollarındandır. Çocuklar ya istediklerini ya da yaşadıklarını çizerler. Çocukların çizimi, bir çocuk istismarını ortaya çıkarmakta en önemli delildir. Çocuk çizimleri küçümsenmemelidir, öğretmenler, aileler ve bir vakada uzmanlar çocuklara yaşadıklarını çizmelerini isteyerek bilgi edinmeye çalışmalıdır. Çocuk çizerken rahatlar. Çocuk çizerken daha özgürdür. Konuşarak anlatamayacağı veya anlatmasını bilmediği olayları çizimlerle anlatabilirler.

-Mustafa BAHAR

Kaynaklarını vererek faydalandığım tüm görsellerin sahiplerine teşekkür ederim. Herhangi bir gönülsüzlük olursa iletişim kısmından bizlere ulaşmalarını rica ederim.

Siz de yorumlarda çocukların çizimleri hakkında düşünce ve anılarınızı paylaşabilir, sohbet edebilirsiniz.