Yazı kategorisi: Eğitim, Güncel, İnsan

Öğretmen Manifestosu

Bir öğretmen daha veli şiddetine kurban gitti, bir öğretmen daha teröristlerce şehit edildi, bir öğretmen atanamadığı için intihar etti, bugün bir öğretmen görüldü ve kasiyerdi, diğer öğretmen kağıt topluyordu. Biri ağlıyor diğeri teselli veriyordu fakat ikisi de bugün yarından daha iyiydi.

Onlar da insandı.

Gelişen teknoloji öğretmenin yerini alabilir miydi? Herkes öğretmen miydi? Eğitim fakültesi okumayan da öğretmen miydi? Öğretmen bir meslek miydi? Öğretmen kimdi? Cidden öğretmen kimdi? Yeni nesil öğretmenler, eski öğretmenlerin eğitim veremediği halde eğitim için değil artık para için yerinde saymasını bekliyordu fakat çalışmayan öğretmen de öğretmen miydi?

Onlar da insandı.

Ben yapabilirim, evet ben ders vermek bir şeyler öğretmek istiyorum. Asgari ücretin altında çalışmaya mecbur da olsam öğretmen olarak anılmak istiyorum dedi. Sistem ona, “Ahmak acemi toplum sana öğretmen demiyor.” dedi yine de pes etmedim bir kaç yılımı bir sınav için harcarım yeter ki sabit maaşım ve belli bir geleceğim olsun diye düşünüyordu.

Onlar da insandı.

Ahmak çocuk neden umutlanıyorsun ki yine bak puanın yüksek ama öğretmen olamayacaksın. Nasıl sınırda kaldın? Belki sınırda kalmadın. Sen bir kaç sene ne yaptın ders mi çalıştın? Belki hiç ders almadın. Sorguladım ve o gün bir şey keşfettim, sistem işliyordu. Tanrı belki de başka türlü çalışıyordu, belki ben yanlış yolu seçenim veya bizler yanlış yoldaydık veya yol doğru sistem yanlıştı. Her şey tam istediğim gibiydi okudum fakültem bitti evet umudum da var ben öğretmen olabilirdim. Bir eksiklik varsa, belirli bir kontenjan var ve ben giremiyorsam sistem haklıydı veya sistem yanlıştı ben o sınavdan düşük puan almadım. Belki de sistem yanlıştı? Ya da ben mi az çalışmıştım? Belki eksik referansım yüzündendir. Evet asosyal biriyim kesin ondandı ya da değildi bu bir nepotizmdi. Sistem yanlış yapmazdı, sistem adaletliydi veya sistem yanlış yaptı, sistem adaletsiz. Belki sınava çalışırken işimi de yapabilirim ama açlık sınırının altında maaş veriyorlar olsun yapardım. “Aptal kişi bütün yıl masa başında oturup ders çalıştın” belki benim olmam gereken sınıfta emekliliği geçmiş bir öğretmen mesai dolduruyor veya ben kuruntu yapıyorum sistemde böyle saçmalıklar olmaz.

Onlar da insandı.

Ani durumlar gelişti belki ülkenin seçim vaadleriyle öğretmen olurum veya olamam onca yıl neden çalıştım bilmiyorum ama yine deneyeceğim. Neyi deneyeceğim? Eğitim hayatımda hep umut ettim ben bu mesleğe layığım evet evet ben öğretmenim. Ben öğretmen miyim? Bir bağımlı gibi günümü belirli kısımlara böldüm sabah hangi dersi çalışayım biliyorum artık ben öğretmen olacağım. Ben neyi biliyorum? Ben bir şeyler biliyor muyum?

Onlar da insandı.

Bu ahmak kaç yıldır evde bizim üstümüzden mi geçiniyor veya çabalıyordur belki bir gün büyük adam olur. Büyük adam nasıl olunur? Peki büyük adam olmak mı öğretmen olmak mı istiyorum? Sahi öğretmen büyük adam mı? Hepiniz bir birinizin aynı devam ediyor bu döngüler. Kimi başka mesleğe yöneliyor kimi öğretmen oluyor kimi hiçbir şey. Aslında bizler et yemek istedikçe ağızlarına ot sokulanlardık. Biz etcil miydik? Biz öğretmendik. Sahi ot bile neden tatsız? Yine mi ben otun tadını alamayacak kadar yetersizim? Belki ben yeterliyim ama ot bana yönelik değildir. Biz ruhlarımızı da katarak ruhsuzlara seslendik. Onlar mı bizi duymadı? belki bizim sesimiz fazla çıkmadı. Azınlık bir kesim bizi duymuştu bağırıp el sallıyordu peki onlar nasıl duydu? veya duymadılar bizimle selamlaşıyorlar. Siz oburlar kaynağı bol olan bu sisteme yapışan keneler misiniz? Oburlar neden doymuyorlar? Biz öğretmen miyiz? Biz de mi oburuz? Azınlık bir kısım neden para için çocukların karşısına geçip gazete okuyarak mesai dolduruyor? Ya da verdiği yıllarının hatrına mı dinleniyor. Peki bu dinlenmenin yeri ve zamanı neydi?

Onlar da insandı.

Biz çalıştık çabaladık. Olana aferin olmayana berbatsın dediniz veya demediniz bizlere imalı bakışlar, irite sorular yönelterek psikolojik baskı uyguladınız. Bizler toplum içinde öğretmen olarak yetiştirilen mesleği olan işsizleriz sıfatı öğretmen olan mesleksizler ordusu ve siz bize suçlu dediniz. Evet suçu bize attınız çünkü sistem sizsiniz. Hangi sistem kendini suçlar ki? Belki biz suçluyduk sistemin umutlarına bel bağladık. Evet, ben suçluyum. Suçum öğretmen olmak, ders çalışsam da o kontenjana girememek. O kontenjana girsem de kadro sınavını geçmemek, kadro sınavını geçsem de… Ben insanları ne düşündüğü için yargıladım ve kendimi öğretmen sanıyor olduğum için öğretmen gibi davrandım. Benim suçum bana verilen sıfatın üstüme oturmamasının sebebini kendime atmak. Suçum bu sisteme bilgi öğretenin de ben olmam ki bu yüzden beni hiç affetmeyeceksiniz. Ben ve biz bir öğretmeniz ve bu bizim manifestomuz. Evrensel çapta bir öğretmen topluluğunun küçük parçalarıyız. Dünyaya yazıyı ve bilimi getiren bir mesleğin üyeleriyiz. Öğretmen olmak isteyen bir bireyi durdurabilirsiniz ama dünyadaki tüm öğretmenleri nasıl durduracaksınız? Eğitimsiz bir toplum nasıl yaratacaksınız? Her şeyden öte bu sistem biziz. Ve biz de bu sistemin kurucularındanız. Biz de buradayız biz insanız. Sistem biziz.

Yazı kategorisi: Kişisel Gelişim, İnsan

Yalnız olmayan Yalnızlık

Toplum içinde, belirli bir grup içindeki yalnızlıktan bahsediyorum. İnsanın kendi düşüncelerine benzer düşünceler bulamadığı, diğerlerinin dışladığı yalnızlık. Sizi anlayan bir kişi dahi yoksa yalnızsınız. Duygularda platonik aşklar buna örnektir. Tek taraflı olarak aşka kapılmış kişi bu aşkını karşıdakine söylediğinde karşılık bulamazsa bir boşluğa düşer. Bu boşluk işte hem yalnızlıktır hemde hayal kırıklığı.

Varoluşsal sancılar geçiren tüm filozoflar ilk başlarda yalnız kalmıştır. Bu yalınlıkta kendilerine bir düşünme alanı oluşturarak düşüncelerini geliştirmişler. Sizlere kendimin de uyguladığı bir kaç yalnızlığı absorbe eden yöntem ve tekniklerden bahsedeceğim,

İçe dönük konuşma – bir günlüğüne veya bir anlığına dahi olsa kendinizi sorulara boğun. Bu dünyaya geliş amacınız gibi çeşitli mühim soruları kendinize sorun ve benliğinizle istişare kurun.

Etkili İletişim – burada geri dönütü olan iletişimden bahsediyorum. Sevdiğiniz kişilerle dönüt alarak iletişim kurmak sizleri rahatlatacaktır.

Problem Bulma – hayatınızdaki önünüze çıkan engelleri bulun ve onları ortadan kaldırın.

Olumsuzluklarla savaş – kilo alman lazımsa almaya, vermen lazımsa vermeye başla.

Uğraş bul – olumlu sonuçları olan boş olmayan uğraşlar edin. Mesela hobin olsun.

Sorumluluk edin – bir hayvan besle veya bir görevi üstlen.

Kendini geliştir – spor yaparak vücudunu, kitap okuyarak beynini geliştir.

Doğa yürüyüşü – Belki bir taş toplama veya yaprak, ağaç parçası keşfine çıkabilirsin.

Gez – Cebindeki paraya göre bir rota belirleyebilir veya rotasız seyyah gibi kafanın estiği yere de gidebilirsin.

Güzel yemekler yap – kendi damak tadına layık yemekler dene. Yemek yapmak kanıtlanmış bir psikolojik rahatlama tekniğidir.

Peki sizin eklemek istedikleriniz var mı? Yorumlara bekliyorum…

Yazı kategorisi: Kişisel Gelişim, İnsan

Kurşun Kalem ✏️

Ufak bir motivasyon.

Tembellik gereklidir çünkü tekerleğin icadı bile birilerinin bir şeyleri taşımaktan üşenmesiyle düşünülmüştür. İhtiyaç veya kolaylık tembellikten doğar. Tembellik bu bağlamda bilim için gerekli fakat her zaman insanı olumlu etkilemiyor. Tarihe bakıldığı zaman çoğu büyük insanın, büyük insan olmak için tembellikten çıktığını ve dorukları aşarak bünyesini zorlayıp o konuma geldiğini görüyoruz. Fatih Sultan Mehmed Konstantiniye’yi kuşattığı zaman zincirlenmiş Marmara denizinden geçiremediği gemileri kuşatmayı güçleştirmişti. Fatih tam kuşatmayı kaldırıp orduyu ve devleti yıpratmamak için geri dönecekken hocası Akşemseddin ve Zağanos Paşa gibi vezirlerinin manevi desteği ve kendi azmiyle tarihte ilk olarak gemileri madem denizden geçiremiyoruz biz de karadan yürütürüz düşüncesiyle gemileri dağlardan kütükler üstünde sığırlara ve atlara çektirerek yürütmüştür. Diyor ya Fatih, İmkanın sınırını görmek için imkansızı denemek lazım.

Azmin zaferi tatlıdır. Kendine pes etmediğin için teşekkür edersin. Tarih herkes gibi yaşayıp herkes gibi ölenleri yazmaz. Bir şeyleri başaranlar tarihe işlenir. Bir şeyler yapabilmek için maddiyata ve en çok maneviyata ihtiyacın var. Fakat şunu da unutmamalı insan, tüm milyarderler hayat hedeflerinde para en son sıralara düştüğü için asıl hedefleri olan iyi yaşamayı ilk sıralara yerleştirir. Kimse zengin olmak istemiyor. Herkes istedikleri şeyleri almak, istediklerinin gerçekleşmesi ve rahatlık istiyor. Yani zengin olmak değil, özgür olmak istiyorsun.

İşler iyiye gitmeden önce kötüye gider. Her başarısızlık başarı yolunda birer eğitimdir. Sen düne göre farklı birisin ve dün senin bir bakıma rakibin. Her gün daha iyi olmalısın. Başarı tesadüf değildir. Kararlarında gönülden istiyorum diyorsan tereddüt etme. Karar verdiysen uygula, tereddüt etme, tereddüt ettiğinde kaybedersin. Sadece kendine inandığında durdurulamaz olursun. İlk Türk devletlerinin bir Şad’ı (Türklerde uç valisi veya hükümdar soyundan kişi ünvanı) nasıl Çin baskısı altında Türk esir olmaz diyerek dostlarıyla ayaklanmış ve şehit olmasına rağmen o dönem şartlarında yıpranan Türkmenlere karşı Türk direnişini canlandıran Kürşad Ayaklanması, inancın durdurulamaz olduğunun kanıtıdır.

Sen bir kurşun kalemsin ve yazı yazman için, işlevsel olabilmen için, hayatta iz bırakabilmen için tıraşlanman ve olumsuz kısımlarının, fazlalıklarının yontulması gerek. İnanıyorsan ve istiyorum diyorsan önündeki engelleri aşmaya başla. Seni engelleyen ne varsa onları önünden kaldır, kaldıramıyorsan üstünden atla. Çünkü sen bundan fazlasısın…

Yazı kategorisi: Edebiyat, İnsan

DİANA

Bir acı bir resme nasıl fısıldar?
Siyahın sonsuz gecesi, bir elbiseyi karalar.
İyilik matemine bürünmüş cesetler kadar
Özgür yolun yolcusu elleri
Kendinden kurtar.
Çocuk şekerleri kraliyete yabancıdır
Ve gözyaşları hep sana akacak.
Saraylardan, sancısı bitmeyen
Alçak rozetlerden
Gözlerinde, kan notaları çalacak.
Kurtuluş şarabı, kaldırılan hayale uzak,
Ve bilir misin,
Sosyete adını lekeleyen keskin bir bıçak…
İntikam yemini eden gözlerin hala sıcak
Kalbi uzaklara çarpan kadınlar gibi ırak…
Diana,
Derdin kölesini ezen başkaldırı,
Unvanın kibrinden uzak güzelliğin,
Küte çalan iyimser sarılıklar,
Bir yonca şansından uzak gerçeklik…
Hepsi senin için yaratılmış.
Ahh Diana,
Ölümler süslerken bedeni
Yalnız iki gerçeklik kalır,
Hayal ve kırıklığı…
Sen hayalsin, gerisi hayal kırıklığı…

Yazı kategorisi: Güncel, Tarih, İnsan

10 Kasım 1938 – 09:05 ∞

Mustafa Kemal ATATÜRK

10 kasım 1938 tarihi bir fikrin ebediyete kavuştuğu , bir cumhuriyetin miras olarak kaldığı, vatanına adanmış bir hayatın ebediyete uğurlandığı tarihtir. Saat dokuzu beş geçe başlayan siren sesleri sonsuza dek Türkiye Cumhuriyeti Devletinde her yıl 09:05’de yankılanacaktır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti ilelebet payidar kalacak. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin lideri, ulu önderi, Başkomutan Mustafa Kemal Atatürk’ü saygı ve minnetle anıyoruz.

Mustafa Kemal ATATÜRK diyor ki:

Gençler cesaretimizi takviye ve idame eden sizlersiniz. Siz, almakta olduğunuz terbiye ve irfan ile insanlık ve medeniyetin, vatan sevgisinin, fikir hürriyetinin en kıymetli timsali olacaksınız. Yükselen yeni nesil, istikbal sizsiniz. Cumhuriyeti biz kurduk, onu yükseltecek ve yaşatacak sizsiniz.

Beni görmek demek mutlaka yüzümü görmek demek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu yeterlidir.

Dünyada her şey için, medeniyet için, hayat için, başarı için, en hakiki mürşit bilimdir, fendir.

Bilim ve fen nerede ise oradan alacağız ve her ulus kişisinin kafasına koyacağız. Bilim ve fen için kayıt ve şart yokur.

Bir ulusun asker ordusu ne kadar güçlü olursa olsun, kazandığı zafer ne kadar yüce olursa olsun, bir ulus ilim ordusuna sahip değilse, savaş meydanlarında kazanılmış zaferlerin sonu olacaktır. Bu nedenle bir an önce büyük, mükemmel bir ilim ordusuna sahip olma zorunluluğu vardır.

Ben, manevi miras olarak hiçbir nass-ı katı, hiçbir dogma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevi mirasım, bilim ve akıldır. Benden sonra beni benimsemek isteyenler, bu temel mihver üzerinde akıl ve ilmin rehberliğini kabul ederlerse manevî mirasçılarım olurlar.

Bütün ilerlemeler, insan fikrinin eseridir. Fikri harekete getirmek, birinci işimiz olmalıdır. Bir kere millet benliğine hakim olsun ve düşünebilsin, yeter! Başlangıçta hatalı düşünse de, az zaman sonra bu hatayı düzeltebilir. Fikir bir kere faaliyete başladı mı, her şey yavaş yavaş düzene girer ve düzelir. Fikrin serbest hareketi ise, ancak bireyin düşündüğünü serbest olarak söylemek, yazmak ve verdiği karara göre her türlü girişimde bulunmak serbestisine sahip olmakla mümkündür.

Şuna inanmak gerekir ki, dünya yüzünde gördüğümüz her şey kadının eseridir.

Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır, ancak Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar (sonsuz,güçlü,ebediyen) kalacaktır.


Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ün bazı canlı çekilmiş siyah-beyaz videoları:


Mustafa Kemal ATATÜRK’Ün sevdiği müziklerin listesi:


Mustafa Kemal ATATÜRK’ün fotoğrafları albümü :

“Mustafa Kemal İngilizleri yenene kadar Tanrıyı da İngilizlerin yanında zannediyordum.”

Mahatma Gandhi

UNESCO “Atatürk” tanımı:

Atatürk, uluslar arası anlayış, iş birliği, barış yolunda çaba göstermiş üstün kişi, olağanüstü devrimler gerçekleştirmiş bir devrimci, sömürgecilik ve yayılmacılığa karşı savaşan ilk önder, insan haklarına saygılı, dünya barışının öncüsü, yaşamı boyunca insanlar arasında renk, dil, din, ırk ayrımı gözetmeyen, eşi olmayan devlet adamı, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusudur.

Kahraman Mustafa Kemal ve O’nun tüm askerleri burada olsalardı, teker teker hepsinin heykellerini dikerdik. Böylesine kahraman bir andlaşma imzalamaktan gurur duyuyorum.

Ankara Antlaşması- Fransa Başkanı Aristide Briand

Sovyetlerin Hariciye Nazırı Litvinof ile görüşürken kendisine onun fikrince bütün Avrupa’nın en kıymetli ve en ziyade dikkate değer devlet adamının kim olduğunu sordum. Bana Avrupa’nın en kıymetli devlet adamının Türkiye Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal olduğunu söyledi.

Franklen Roozwelt- Amerika Başkanı

Ben şimdiye kadar on beş hükümdar ve cumhurbaşkanı ile özel ve resmi konuşmalar yaptım. Bu geceki kadar ezildiğimi hatırlamıyorum. Mustafa Kemal’de büyük bir ruh kudretinin esrarı var.

Charles Townshend- İngiltere Baş Generali

Savaşta Türkiye’yi kurtaran, savaştan sonra da Türk Ulusu’nu yeniden dirilten Atatürk’ün ölümü, yalnız yurdu için değil, Avrupa için de en büyük kayıptır. Her sınıf halkın O’nun ardından döktükleri içten gözyaşları bu büyük kahramana ve modern Türkiye’nin Ata’sına layık bir tezahürden başka birşey değildir.

Winston Churchill- İngiltere Başkanı

Yazı kategorisi: OKU, İnsan

KÜÇÜK SANDIK

Hepimiz nostaljiyi severiz. Gelin hep birlikte hem maziye hem de özümüze bir yolculuk yapalım. Aramızda 80’li ve 90’lı yıllara şahit olanlarımız varsa şayet, iyi bilirler: Kaset ve Kasetçalarları. Günümüzde kitaplarımızı nasıl özenle diziyorsak o zamanlar da kasetler inci misal dizilirdi raflara. Orijinali ‘’Casette’’ olan Kaset kelimesi; Fransızcadan İngilizceye geçen ‘’Küçük Sandık’’ anlamına gelen kelimedir. Türkiye’nin ilk resmi kaseti, 1970 yılında çıkmıştır mesela.’’Türkraks’’

Kasetler. Küçük sandıklar. Tıpkı insanların yürekleri ve zihinleri gibi. Yüreğimiz ve zihnimizde aslında kilitli birer sandıktır. Yaşanmışlıkları hapsettiğimiz kör bir hapishane. Geçmişimizi doldurduğumuz kilitli küçük sandıklar. Peki ne doldururuz bu kilitli sandıklara? Sadece güzel anılarımızı mı? Neşeli günlerimizi mi? Elbette hayır. Yaşayış yazımda da dediğim gibi, yaşam doğumla ölüm arasında ince bir çizgidir. Sonsuzluğa uzanmayan üzerinde yürüdüğümüz bir beyaz çizgidir. Hayat yoldur. Yaş aldığımız, deneyim kazandığımız bir yol. Toprağı bol olsun, Rahmetli Başkan Muhsin Yazıcıoğlu’nun da dediği gibi ‘’Bir konaklık zaman, dünya insana’’.Bu konakta, bu yolda bizi etkileyen; sırtımızdaki küfeye, zihnimizdeki ve yüreğimizdeki o kilitli küçük sandıklara derdimizi, neşemizi, umudumuzu hayal kırıklıklarımızı doldururuz. Bu doldurduklarımız bizi şekillendirir. Bakışlarımızı, yaşantımızı, hal ve tavırlarımızı, olaylara yaklaşımlarımızı etkiler.

Psikolojide ‘’Şema kavramı ‘’vardır. Şemalar etraftan alınan bilgiyi anlamlandırmada kalıp görevi görür. Bu şemalar yürüdüğümüz o beyaz çizgide ömrümüzce gelişir. İnsanlar ile olan ilişkilerimizi, davranışlarımızı, tutumlarımızı belirler. Bir nevi keskin kurallarımız, sert ve köşeli yanlarımız desek yanlış olmaz. Bu şemalar biz kendimizi değiştirmedikçe süre gider durur. Yakamıza yapışan, omzumuza yüklediğimiz,değer yargılarımız haline getirdiğimiz olumsuz olaylar ile edindiğimiz o şemalar, omuzlarımızda gitgide ağırlaşır. Belimizi büker ve hayatımızda bir kambur oluşturur. Atlayamaz mıyız o kamburu? Aşamaz mıyız engellerimizi? Aşarız elbet. Zor mudur düştüğümüz yerden doğrulmak? Zor değildir. Kafayı dik tutmak zor değildir. Biriktirdiğimiz gibi o şemalardan arınmak da bizlerin elindedir.

Öncelikle kendi alanlarınızı oluşturun ve iletişim yönünüzü kuvvetlendirin. Kendinizi ifade edin. Potansiyelinizin ve gücünüzün farkında olun. Yaş aldıkça, yaşadıkça; bir elmas gibi işlendikçe güzelleşeceğinizin farkına varın. Dengeli bir hayat oluşturun. Yeri geldiğinde bırakın, cesur olun. Vazgeçin, olmayanları geride bırakıp; kendinize yeni bahçeler yaratın. Ama bunları yaparken korkmayın. Değer yargılarınızı, çizginizi belirleyip yola koyulun. Olmadığında sabredin, gücünüzü toplayın.

Unutmayın bazen kaset sarar ve kasetin bandı içinden çıkar. Kaseti tekrar sardığınızda her şey normale döner. Kaldığımız yerden devam ederiz. Tüm mesele, kasetlerimizi başa sarmakta gizli. Kalemleri hazır edin sevgili okurlar. Başa sarıyoruz. Yeniden yazıp çiziyoruz. Sağlıcakla.

Yazı kategorisi: Güncel, Kişisel Gelişim, İnsan

Geleceğin Yakıcı Güneşinde Geçmişin Serin Gölgesi

En kötü geçmişe sahip insanlar, en iyi geleceği yaratır. Kül elde etmek için odun olup saatlerce yanmanız gerekir. Kül olduğunuz zaman sizi yakan ateşi söndürecek güce kavuşursunuz.

Dünde yaşayan sen ile bugünki sen karşılaştığın zaman düne ne öğütler verirdin? Keyfini kaçıracak durumların önüne mi geçerdin yoksa hataların düzeltilmesi için sufleler mi verirdin. O gün Maria’nın verdiği tüm pastayı yemeliydim çünkü Maria kanserden öldükten sonra o pastayı asla yiyemeyeceğim…

” İyi ki ” kavramını düşün. İyi ki doğdun, iyi ki öğretmen oldun, iyi ki o zamanda ora da bulundun. Bu geçmişin olumlu yanlarıyla bugün rahat yaşıyorsan neden karamsarsın? Berbat halde birinin bile yırtık cebinde geçmişten kalma ışık taneleri vardır. O iyi bir doktordu onlarca insanın hayatını kurtardı ama karısı ölünce madde bağımlısı oldu, sokağa düştü… Çok büyük acılar vardır, insanı insan olmaktan çıkaran ve benliğini yitirmesine sebep olan büyük acılar. Genelde insan yoksunluktan büyük acılar duyar. Duygusal yakınlık kurduğu canlı veya cansızın yokluğu boşluk yaratır. Hayat bir pet şişeyse o boşluk şişenin içine doldurulan çakıl taşlarının en büyüğü olabilir. Down sendromlu veya asperger sendromu olan kişileri düşünün. Bir çorap nedir ki dimi, bir çorap bu bireyler için her şeydir. 10 yıldır giydiği çorabı bir gün göremesin anksiyete olur. Bu özel insanlara benzer olarak genel insanlar da yoksunluklarda anksiyete yaşar. Düşünsenize 2. Dünya savaşında Nagazaki’de ABD’nin atom bombasıyla buharlaşan ailesinden kalan bir cep saatini kaybeden bir kişi ne hisseder?

Geçmişte inşa ettikleriniz geleceğinizi yeşertsin. Hayatınıza çınar fidanı dikin ki 30 yıl sonra gölgesinde dinlenin. Genç yaşta yapılmazları başarın, okuyun, öğrenin, gezin, bir WordPress blogu açıp veya bloglara yazıp yazılarınızı yayınlayın. Durmayın. En iyi duranlar ölülerdir. Sen canlısın ve hareket etmek zorundasın. Gelecek şekillendiren tavsiyelerin var mı? Ders aldığın anılar neler? Yorumlarda tartışalım…

Yazı kategorisi: Güncel, Kişisel Gelişim, İnsan

BEDEL

Bazı taşlar ağırdır, iz bırakır.

Hayatta karşına çıkan engeller aşamadıkların kadar seni kısıtlar. Kısıtlandıkça özgürlüğün azalır. İnsan ne için yaşar? Özgürlük, iyi hayat… Kim istemez ki güzel bir bahçeli evde ailesiyle bir ömür mutlu olmayı.

Gelişimsel süreçte karşılaşılan engeller sayesinde insan zoru görür. Zoru gördükçe değil, zor basamakları aştıkça gelişir.

Yüksek konumlara dirsek çürüterek gelenlerin arkasında, harcanan mesailer vardır. Bir başarı istiyorsak bir bedel ödemek gerek. Bir sınav için uykudan feragat edip saatlerini çalışarak geçirmen o sınavda başarılı olman için gereken çabalardan bazılarıdır. Güzel görecelidir. Kimisi dünyayı gezmek ister, kimi sevdiğiyle ıssız bir adada insanlardan uzak bir hayat, bazıları karavanda rotasız bir hayat arar. Her şeyi gören gözler bir zaman sonra duymaya da başlar. Bu duyuş soyut anlamdadır. Hayat tekrarlardan oluşur. Bu tekrarlar kendi içerisinde çok boyutludur. Bazen bir müzik size kışın soğuğunda kahve içtiğinizi hatırlatırken, bazen gördüğünüz bir ağaç gençliğinizi hatırlatır. Göz o ağacı götür ama gençliğini duyar, gençliğini hisseder. Kulak alışılmış müziği duyar ama o anıları görür. Bir zaman sonra yaşadığın yıllar bir oyunun aşamaları gibi gelir. 1 yaşındasın, 1. Level veya 40 yaşındasın 40.level gibi…

Bu leveller için bedeller gerekir. Sabah saat kurmadan 5’de kalkmak için uzun süre biyolojik saatinizi oturtmak için alarm kurarak 5’de kalkmak gibi. 40 gün alarm ile 41.gün alarmsız olmasına rağmen tam saatinde uyandığınızı fark edeceksiniz. Yaşanmışlık, emekler ve çaba…

Keyfiyetten arınmış alışkanlıklar ve arkaya bakınca yerde silik olsa da belli olan ayak izlerin. Hayatın karlı yollarında yürüdükçe oluşan 43 numara botunun izi.

Güzel bir hayat için bedel ödemeye hazır mısın?

Yazı kategorisi: Edebiyat, İnsan

Dön İçine

Merhaba sevgili okur ve yazarlar, hayatta neşesini hala kaybetmeyenlere merhaba… Geçen gün rast geldiğim bir sözü sizinle paylaşmak istedim. Kime ait olduğunu bilmesem de bu cümlenin tesirine kapıldığımı belirtmek isterim.

Galibiyet yabancılaştırıcı bir yolculuktur. İnsan evine kaybedince döner”

Öncelikle bu cümleyi derinden hissetmenizi istiyorum. Evden kasıt ne olabilir sizce? Ev dediği, içimizde bir yerlerde bize ait olan bir sığınak olabilir mi? Hep hata üstüne hata yapsak da bizi orada bekleyen benliğimiz olabilir mi?

Ahh biz insanlar, öyle benciliz ki kendimize karşı. Bir anda kendimizi yalnız bırakıp terk edecek kadar gözü hayale kapılanlarız. Nerede mutlu isek orada açarız gözlerimizi. Ve hissettiğimiz pembe panjurlar, bir sonsuzluk denizine açılır zannederiz. Oysa denizler lağım çukurlarına dönüştüğünde, kapılar bir bir suratımıza kapandığında tıpış tıpış geri döneriz. Nereye mi? Tabi ki yalnızlığa mahkum ettiğimiz kendimize.

Galibiyete alışmış yüreklerimiz, içimizdeki eksik yanları görmek istemez. Çünkü en iyisi olduğumuzu zannettiğimizde eksiklerimiz gözümüze batmaya başlar. Umursamaz tavırlar benliğimizden uzak eyler bizleri. Güçlü hegomanyalara sığınmış küçük bedenlerimiz, yaralı kalbimizi bir kenara iter. Her şey biter, herkes gider. Başarılar bazen son bulur ikilem dünyasında. Zaten her şeyin bir sonu olmaz mı? Olur yahu olur!

Alışılmışın dışına çıkan bedenlerimiz, doğru yola istemeden sürükler kendini. Bu bir nevi doğanın muazzam dengesi gibi olağandır ,yapılabilir. Yollar çakıllı taşlardan geçirirken ayaklarımızı, yolun sonunda yaralı bir benlik göz kırpar. Tut ellerimi hala buradayım dercesine…

Yıllardır sahafta bekleyen tozlu bir kitap gibi yorgundur içimiz. Oysa bu yorgunluk emindir ki, sahibi bir gün dönecek. Benliğimiz ve ruhumuz bize karşı hep merhametlidir. Ona karşı sonsuz hatalarımız olsa da bizi bekler, bizi sarar ve bizi en iyi o anlar. Cümlede de söylendiği gibi insan kaybedince evine döner. Kendine döner.Evi onu bekler…

Bizler çevremize karşı hep hoşgörülü birer melekleriz. Hatalara hep boyun eğeriz. Oysa kendimize karşı sabrımız hiç yoktur. En küçük hatamızda kendimize bir tokat atmak için pusuda bekleriz. Oysa benliğimiz bizi hep olduğu gibi kabul eder. Bizler de onun bu merhametine sığınıp onu sımsıkı kucaklamalıyız.

Kendinin değerini, ruhunun sesini kaybetme sevgili dost. Senin ona, onun sana ihtiyacı var… Sevgiyle kal…

https://youtu.be/6-2UsnGIPPA Bu şarkıyla kendimize “bana sen lazım” diyelim mi? 💕

Yazı kategorisi: İnsan

Hadi! kendinizi test edin…

Heinz adlı bir adamın karısı az rastlanan bir kanser türünden ölmek üzeredir. Doktorlar bir ilacın onu kurtarabileceğini söyler. Bu ilaç aynı şehirde oturan bir eczacının keşfettiği kopyasız bir radyumdur. Bu ilaç pahalıya mal olmuştur. Eczacı radyuma 200 dolar vermesine rağmen kendi keşfi ve uğraşlarını da katarak tek dozuna 2000 dolar istemektedir. Heinz tanıdığı herkesten borçlar aldığı halde 1000 dolara sahip olabilmektedir. Eczacıya karısının ölmek üzere olduğunu söyler. Ona ya ucuza vermesini yada paranın yarısını sonra almasını ister. Eczacı kabul etmez. Bunun üzerine Heinz eczaneden ilacı çalar.

KENDİNİZCE BU HAREKETİ VE OLAYI YORUMLAYIP DOĞRU-YANLIŞ, İYİ-KÖTÜ AYRIMINI YAPTIKTAN SONRA NEDEN BU AYRIMI SEÇTİĞİNİZİ AÇIKLAYIN VE AŞAĞIDAKİ EVRELERCE BAĞDAŞTIRIN.

Kohlberg’in ahlaki gelişim evreleri

Gelenek öncesi Ceza ve itaat ( I. Evre) (4-9 yaş)

  • Bu düzeydeki çocuklar sadece otoriteye uyar ve cezalandırılmaktan kaçınırlar.
  • Gelenek olarak olayların dış görünüşüne ve meydana gelen zararın büyüklüğüne bakarak karar verirler.
  • Olayların gerisindeki neden önemli değildir.
  • Araçsal ilişkiler( Saf çıkarcı eğilim) (II. Evre)
  • Çocukların kendi İhtiyaç ve isteklerin karşılanması önemlidir.
  • Çocuk bir davranışı kendi açısından yararlı buluyorsa o davranış doğrudur.
  • Ne kadar alırlarsa o kadar vermeleri söz konusudur.

Geleneksel Dönem
Kişiler Arası Uyum (iyi çocuk olma eğilimi) (III. Evre)

  • Akran grupları ile işbirliği gözlenir.
  • İyi davranış başkalarına yardım etmek ya da onları mutlu etmektir.
  • Koşullarda değişiklik olsa bile gruptan bağımsız davranma Ve kararlar verme pek görülmez.
  • Bu dönemde çocuk olaylara başkaları açısından da bakabilme özelliği kazanır.
  • Başkalarının hissettiklerini de dikkate alır. Artık yaptıklarının ceza almamak için ya da kendisi için değil aynı zamanda başkalarını mutlu etmek için yapmaya çalışır.
  • Birey kendisinden beklenen davranışı göstermenin doğru olduğu yargısındadır ve anne babası öğretmeni ve arkadaşlarının kendisinden beklediği gibi davranırsa onların sevgisini kazanabileceğini düşünür.

Kanun ve Düzen (IV. Evre)

  • Doğru davranış otoriteye ve sosyal düzeye uygun olarak kişinin görevini yerine getirmesidir.
  • Akran gruplarının kurallarının yerini toplumun kuralları ve kanunları almıştır.
  • Kanunlar soru sorulmaksızın izlenir ve kanunlara uyulur.
  • Kanunlara uymayanlar asla onaylanmazlar.

Gelenek Sonrası (14 yaş ve üstü)
Sosyal Sözleşme (V. Evre)

  • Kanunların kullanımı ve bireysel haklar eleştirici bir biçimde incelenir.
  • Toplumun kanunları ve değerlerinin göreli ve topluma özgü olduğu kabul edilmektedir.
  • Kanunların Demokratik olarak değiştirilebileceği ilkesine sahiptirler.
  • Kanunlar sosyal düzeni korumak temel yaşama ve özgürlük haklarını güvence altına almak için gerekli görülmektedir.

Evrensel Ahlak İlkeleri (VI.Evre)

Kohlberg’ in kuramında bu evre ahlak gelişiminin en son aşamasıdır.

Birey bu evrede artık kendi ahlaki ilkelerini topluma ya da çevresine göre değil kendi değer yargılarına göre seçer ve bir değerler bütünü oluşturur.
Bireyin oluşturmuş olduğu değerler yargısı ; adalet eşitlik , insan hakları gibi soyut kavramlardan meydana gelir. Bu ilkeleri ihlal eden kanunlara uyulmamalıdır.
Çünkü bu evredeki bireylere göre adalet kavramı yasanın daha da üstünde olan bir şeydir.

Kaçıncı evresiniz? şöyle ki sayın Prof. Dr. Çiğdem KAĞITÇIBAŞI hocamız her birey 6. evreye çıkamamakta yetişkin bireylerin çoğu araştırmalar sonucu 4. evrede kalmaktadır. Diyor bilginize…

kaynakça: HANDBOOK OF SOCİALİZATİON, THE ORY AND RESEARCH S.347-480 KAĞITÇIBAŞI.Ç DÜNDEN BUGÜNE İNSAN VE İNSANLAR S.222-224 PROF.DR. ÇİĞDEM KAĞITÇIBAŞI/DOÇ. DR. ZEYNEP CEMALCILAR