Yazı kategorisi: Kişisel Gelişim, OKU, İnsan

ZOR MUDUR?

Film LEON:Sevginin Gücü… Gözlerinizi kapatın. Sahneyi anımsamaya çalışın. “Hayat hep bu kadar zor mudur ? Yoksa sadece çocukken mi ?” diye sordu Mathilda. “Hep böyledir.” dedi Leon.

Bazen kendimizi yalnız hisseder, boşlukta kalır ve derdimizi kimselere açamayız. Gün olur bu durum dışa vurur, gün olur kimsenin dikkatini çekmez. Tadımızı kaçıran, yaşama karşı bizi yabancılaştıran olayların bizde yarattığı kaygı düzeyi hepimiz için farklıdır. Kaygı düzeyi farklı olduğu gibi, bireylerin de bu durumu belli etme şekilleri farklıdır. Kimisi çok sessizleşir, durgunlaşır olaylar karşısında; kimisi ise öfkelenir, hırçınlaşır. Ama bu süreçte insanları en çok yıpratan anlaşılamamaktır.

Anşılamamak deyince Nilgün Marmara’nın bir dizesi düşer aklıma: “ Yabancıların en yakınıydın sen.” der şair. Yabancıların en yakınıydın diye sitem ettiği kişi ise hayat arkadaşı, kıymetli yoldaşı, kocasıdır. Nilgün Marmara intihar ettikten sonra eşi yaptığı bir açıklamada “Şiir yazdığını bile bilmezdim. Bir kenarda pıtır pıtır bir şeyler yazardı.” der. Bu durum bize en yakınımızdaki insanların bile bize ne kadar uzak olabileceğini bir kez daha hatırlatır. Peki, Nilgün Marmara için ölüm neydi? Anlatamamak mı, anlaşılamamak mı? Bilinmez.

Anlatamasak, anlaşamasak da bir biz var bu garip dünyada. Kendimiz için bir biz. Umutlarımız için, hayallerimiz-hedeflerimiz için, sevincimiz üzüntümüz için bir biz. Sagopa’nın Toz Taneleri şarkısından bir kesit paylaşayım sizlerle bu noktada. “ Sakladım benim için beni bana, hatırlatır zor zamanda beni bana diye…”

Kendinizi başkaları için değil, kendiniz için değerli kılın. Sizi size saklayın. Kendiniz için yaşayıp, kendiniz için hatalar yapın. Düşüp dizleriniz kanadığında, üstünüz başınız toz toprak içinde kaldığında; o topraktan kendiniz için ayağa kalkın. Doğrulun. Tozunuz toprağınızla yani tüm tecrübeniz ile yola koyulun. Olanlara, geçmişe takılmadan, hayıflanmadan; elimizdekilere bakıp değerlerini kavrayıp, yeni lezzet bulup yürüyün.

Şimdi belki hayıflanırsınız, ama gün geçtikce şükredersiniz. Bazen varılacak menzildense, yürünecek yol daha kıymetlidir. Yolun tecrübesi bambaşkadır. Hamlığınızı yenin, kekremsi tadınızdan kurtulun. Dibi görün, ama gözünüzüde zirveden ayırmayın. Sabrınız taşsın, yıpranın, aşının. Bolca ağlayın ama gözyaşının peşine düşen o gülümsemenin lezzetini de anımsayım.

Velhasıl kelam kıymetli okurlar, bu dümdüz dünyanın size ihtiyacı var. Dünyanında, başarısızlığında, kötülüğünde yanlışında hakkından siz gelirsiniz. Sizin size, bizim size, bu dünyanın hepimize ihtiyacı var. Başınız öne düşsede, ayağınıza taş deysede, gözününüze yaş ilişip yüreğinize gam düşsede pes etmeyin. Üstadın da dediği gibi “Kafayı daima dik tutun.” Gamlanmayın. Dertlenmeyin. Umutvar olun.

Başınız dimdik, daima yolda olduğunuz bir ömrünüz olsun. Güzellikler yakanızda, hayalleriniz ve umutlarınız her zaman önünüzde olsun. Ömrünüz bereketlensin, işiniz gücünüz rast gitsin. Sağlıcakla.

Yazı kategorisi: Güncel, Kişisel Gelişim, İnsan

Millet ne der ?

Konularda fikirlerini kendin mi alırsın? Fikirlerine ne kadar sadıksın?

İnsanlar başarılı olmak, güzel konumlara gelip itibar görmek ister. Bazı hayatlar ilham vericidir. Bill Gates gibi zengin ve okula ilk bilgisayarı ailesi hediye eden hayatlardan bahsetmiyorum, Fatih Sultan Mehmed Han, Atatürk, Warren Buffet, McDonalds’ın hikayesi, Muhammed Ali, John D. Rockefeller, Stephen King … gibi hikayelerden bahsediyorum. Bu hayat hikayelerinde sıfırdan başlayıp yükselen anılar bulunmakta. Örneğin Fatih Sultan Mehmed İstanbul’u 20’li yaşlarında feth etti. Atatürk, yıkılışta olan 600 yıllık bir imparatorluğu hayatını adayıp Cumhuriyet ile canlandırdı. Warren BUFFET fakir ailede biriktirdiği 1 sentlerden dünyanın enleri listesine, bugünlere geldi.

Sizce hangisi millet ne der diye düşündü? milletten banane ben ideallerim doğrultusunda yaşar, savaşır ve ölürüm diyenlerin hikayelerinden bahsediyorum.

Aile, komşunun çocuğu pek iyi almış sen niye iyi aldın gibi kıyaslamalar yapıyorsa millet ne der zehrini küçük yaşlarda tatmaya başladınız demektir. Bir insanın yetişmesi zordur. Hani atalarımız demiş ya insan eti ağırdır diye, insan göründüğü kadar hafif değildir. Okuması, gelişmesi, psikolojisi… her insan kendi içinde birer evrendir.

Millet ne der? Düşünsene Atatürk cumhuriyeti ilan edecekken duruyor ve düşünüyor, millet ne der? ne kadar gereksiz bir soru ve insanı çeldirebilecek bir düşünce değil mi. Atatürk millet ne der demedi. Biz zaten halkız, cumhuriyeti birlikte kuracağız dedi. Atatürk’ün hayatını okuyun, bir ömrün nasıl vatana adandığını göreceksiniz. Fatih Sultan Mehmed’in hayatını okuyun, çocuk yaşta devletini sevmek, devlet derdine düşüp yaşının 2 katı kararlar almak nedir göreceksiniz. Düşünsenize ortaçağı kapatıyorsunuz, yeni çağı açıyorsunuz… Vay be ulu padişahım Fatih.

Keyfine kim karışıyorsa sanane demeyi öğren. Sen de millete karışırken banane demeyi bil. Çevresel çeldiriciler umut kırıcıdır. A kişisi bilgisayarda uzmandır, belki bilgisayarı seviyordur fakat millet bunu bilmez. Millet tıp okuyup niye doktor olamadın der. Bazı sözler ve kırılan umutlar bir jiletten 10 kat keskin olabilmekte. SANANE benim mesleğimden, hobimden, arzularımdan? 2022, çok bilmişlere, işinize burnunu sokanlara, negatiflik yayan toksik bireyleri püskürtüp, silip, safdışı edip kendinize efsanelerin rotası gibi özgün bir rota çizeceğiniz bir yıl olacak.

Millet ne der? = Saçmalık

Fikirler ve deneyimler paylaşıldıkça anlam kazanır. Yorumlar kısmından istediğinizi belirtebilirsiniz.

Ha bir de şuraya rahatlama şarkıları ekliyorum. Dinleyince tüm stresiniz uçuyor:)

-Mustafa BAHAR

Müzik önerileriniz var mı?

Yazı kategorisi: Kişisel Gelişim, OKU, İnsan

NASIR

Birçoğumuzun bildiği; elimizin içinde, ayak tabanında rastladığı bir durumdur nasır. Nasır bir deri hastalığıdır. Baskıya ve sürtünmeye maruz kalan deri yüzeylerinin sertleşmesi ve deri tabakasının kalınlaşmasıdır. Derinin kendini savunmak amacıyla yüzey sayısını arttırmasıdır. Bir kaplumbağanın kabuğuna kaçması gibidir derinin nasırlaşması. Kendini korur ve nasırlaşır. Her baskıda biraz daha artar, biraz daha kalınlaşır ve olgunlaşır.

Nasırlaşan derinin tabakalarını arttırıp kalınlaşması, olgunlaşması gibi; insanoğlu da karşılaştığı zorluklar ile zamanla olgunlaşır. Büyütür yaşadıkları insanları. Evrende var olan her şey insanlar içindir. Neşe de, acı da, mutlulukta, zorluklarda. Zaman akar, tarih döner. İnsan bazen güler, bazen de ağlar. Güldüklerini çabuk unutur, ama ağladıklarını çok zor. Sahi bir kez güldüğü bir olaya tekrar güler mi insan?Belki. Bir kere, iki kere, bilemedin üç kere. Peki ya dördüncüsünde? Gülemez, gülse de eskisi gibi olmaz. Lakin ağladıkları öyle mi. Her aklına düştüğünde, her ağladığında, her hatırladığında, içinde tuttuğu izi yeniden görür. Kabuk tutan yarasını tekrar kanatır. Yarasına tekrar tuz basar. Tuz bastığı an olgunlaşır işte. Bilir o yaranın kendini yorduğunu, daha çok kanattığını ve bir o kadar da büyüttüğünü. Yaranın büyüttükçe hayatına getirdiği yenilikleri, düştüğü yerden kalktığında başlayan güzellikleri. Eskilerin o güzel sözünü anımsarım. ‘’Olanda da, olmayanda da vardır bir hayır.’’ Olmayanlar hep hevesimizi kırar gibi gelir bizlere. Aslında olanların bizi olgunlaştırması gibi, olmayanlarda olgunlaştırır. Sabrımızı arttırır.

Gönlümüzde izini taşıdığımız, sabrımızı ve yüreğimizin kabuklarını arttıran bu olmayanlar; kalbimizin ağır yükü, sırtımızın kamburu gibidir. Eşe dosta, ele anlatamadığımız; içimize söyleyip ağırlığımızı arttırdığımız, dilimizin dönmediği olmayanlar, yükümüzü daha da ağırlaştırır. Daha çok yaralanmamak adına, dil şifasını suskunlaşmakta bulur. Gönül de durgunlaşır. Bu olmayanları affetmedikçe; ne yükünü hafifletir insan, ne de bülbül olup dillenir. Kemal Sayar‘ın dediği gibi ; ‘’ Affetmekle yüzümüz geleceğe döner, geçmişin zindanından kendimizi azat ederiz. Affetmek yanlışı geçmişe yerleştirir ve geleceği onun etkisinden kurtarır. Genişler gelecek. Affetmek unutmak değil, sadece mütecavize duyulan öfke ve hıncın içimizden geçip gitmesine izin vermektir.’’ Affetmek, bir kuş olup; özgürlüğe kanat çırpmaktır. Yüklerimizden, söylemediklerimizden arınmak; yaralarımıza tuz basıp acıtmak yerine sarıp sarmalamaktır.

Bolca affettiğimiz, kırdıysak affedildiğimiz; yara sarıp yaramızı da sarmalayabildiğimiz bir olgunluğa eriştiğimiz; güzel sabahlı yarınlara, umut dolu geleceğe doğru kanat çırpıp, özgür bir kuş misali uçtuğumuz yarınlar dileğiyle. Sağlıcakla kalın.

Yazı kategorisi: Kişisel Gelişim, OKU, İnsan

GÜNAH KEÇİSİ

Deyim ve atasözlerimizin bir çoğunda, hikayelerde ve hatta masallarda “Keçiler”den sıkça bahsedilmektedir. Kah inatçılıklarıyla, kah kaçmalarıyla yada günahlarıyla… Hepimizin bildiği ve yeri geldikçe de kullanmaktan da geri kalmadığı bir deyimdir; “Günah keçisi benmiyim.”

Scapegoat adı verilen ve dilimizce Günah keçisi olarak isimlendirilen bu deyimin kökleri, milattan öncesine uzanan eski bir Yahudi inancına dayansada, tarih boyunca süre gelen bir çok kültürde yer almış bir ritüelinde ismidir aynı zamanda . Peki neden Günah Keçisi denmiştir bu ritüle? Hadi hikayesine birlikte bakalım.

Anlatılan hikayelere göre; Yahudiler Eski Ahit’te Kefaret günlerinde günahlarını ve suçlarını, sembolik olarak bir hayvana – yani keçilere- yüklerlermiş. Biri günahları yüklenen keçi olmak üzere kura ile sürü içerisinden iki keçi seçilir;biri Tanrı’ ya diğeri ise Azazel’e adanırmış. Tanrı’ ya adanan keçi kesilir ve Tanrı’ya sunulur; günahları yüklenen keçi ise ya çöle bırakılır, ya da bir uçurumdan yuvarlanılırmış. Günah Keçisi Ayininin bir benzeri Antik Yunanda da ruh bulmuş, fakat tek bir farkla. Günahı yüklenenlerin insan olmasıyla. Antik Yunan’da Apollon adına düzenlenen festivallerde bir erkek ve bir kadın seçilir, şehrin dışına kadar taşlanır ve dövülürlermiş. İncilde de bahsi geçen Günah Keçisi Ayini başrahip duasıyla başlar, Tanrı’ya adanan keçi kesilir ve günahları sırtlanan keçi çöle salınırmış. Görüldüğü üzere birçok kültürde yer edinmiş olan bu ritüel, kişilerin günahlarından kurtulmayı umduğu ve suçlarını başka bir canlıya yükleyerek arınmayı hedeflediği bir duruma dönüşmüştür.

Tarih boyu süre gelen bu ritüeli enine boyuna düşündüğümüzde ve içsellerdiğimiz de,aslında insanın günahından arınmaktan ziyade suçunu başka bir yöne yöneltip, suçunun sorumluluğundan kurtulmayı hedeflediğini görürüz. Başımıza gelen hemen hemen her musibet ve belada; kaderimizi, hayatımızı suçlarız. Şartları suçlarız. Doğduğumuz büyüdüğümüz çevreyi ve ortamı;hatta yetiştirilme tarzımızı göz önünde tutup ailemizi dahi suçlarız. “Şu şöyle olmasaydı, böyle olurdu” , “ Falanca bunu bana demeseydi, ben o işi kesin yapardım” gibi hatta daha nicesi. Çok hızlı bir şekilde bir günah keçisi bulduk bile. O işi yapamamamızın suçlusu falanca değil aslında kişinin tam olarak kendisidir. O işin sorumluluğunu, başarısızlığını yada başarısını birlikte göğüslememesidir. Hepimiz insanız ve tercihlerimiz kadarız. Bazen doğruyuz bazende hatalı. Bu yüzden değil mi dünyada olmamız, iyiler yurdu cennetten ayrılmamız? Yapmak istediklerimiz kadar cesur, yapabildiklerimiz kadar başarılı, yapamadıklarımız kadar deneyimliyiz. Başarılarımız bizim olduğu kadar, hatalarımız da bizim. Suç bizim, aslında masum olan günah keçisinin değil. Suçu yüklenmek ve sorumluluğu almakta bizim.

İnsanoğlu olarak zekice günah keçileri bulmadığımız, sorumluluklarımızı omuzladığımız, yüklerimizi ve suçlarımızı sırtlanabildiğimiz bir hayat dileğiyle. Sağlıcakla kalın.✋🏻

Yazı kategorisi: Kişisel Gelişim, OKU, İnsan

DİL YARASI

‘’ Kim bilecek daha neler neler bekliyor ikimizi
Belki de çok mutlu olacaktık tutsaydık dilimizi ‘’

Türkiye’ ye özgü oryantal bir halk müziği türü olan ‘’Arabesk’’ müziğin önde gelen isimlerindendir Orhan Gencebay. Yakın çevresi giyim kuşamı ve tarzından dolayı ‘’Kont’’ olarak anar onu, sevenleri ise ‘’Baba.’’ Arabesk öyle bir müziktir ki; insanlar müziğin derinliklerinde; umutsuzluklarını, başarısızlıklarını, hayatın hay huyunu, dertlerini, gizemlerini, sevdalarını konuşmadan dillenmiş bulur ruhlarında. Sevenleri belki de bu yüzden ‘’ Baba’’ dediler Orhan Gencebay’a. Tüm derinliklerini gördüğü için, bir ağızdan şarkı söylerken, tüm dertlerine ve efkârlarına ortak olduğu için. Anlayabildiği için.

Anlaşabilmemizi, anlayabilmemizi; fikirlerimizi aktarabilmemizi sağlayan en etkin iletişim yolu muhakkak dildir. Duygularımızın ifadesi söz ve kelimelerdir. Sözün nerden geldiğini düşündüğümüzde, geçmişe dönüp mitolojiye baktığımızda, sözü Mısır tanrılarından ‘’Bilgelik Tanrısı’’ olan Thoth’un getirdiğine inanılır. Söz, bir diğer deyişle ‘’Lafız’’. Kelime sözcüğü ise Arapçadan geçmiştir dilimize. Kökenine indiğimizde ‘’iz bırakmak’’ anlamına gelir kelime. Lafız ise ‘’ağızdan çıkan söz, dışa atılan, söylenen’’ demektir. Özlerine baktığımızda, sözler ve kelimeler; adeta iki ucu keskin bıçak gibidir bizler için. O kadar güçlüdürler ki; dışarıya vurduğumuzda bazen bizleri yaralar, bazen de iyi eder kelimeler ve sözler.

2021 yılı, UNESCO tarafından ‘’Hacı Bektaşi Veli, Yunus Emre ve Ahi Evran Yılı’’olarak ilan edildi geçtiğimiz günlerde. Ben de sözlerime Hacı Bektaşi Veli’nin bir sözü ile devam etmek istiyorum. ‘’Eline, beline, diline sahip ol.’’ Diline sahip olmak! Kötü sözler sarf etmemek. Lisanımızı, değerlerimizi yok etmemek. Karşımızdaki varlığı yok saymamak, incitmemek. Aynı mesleği paylaştığım, okumaktan zevk aldığım, Yu HUA’nın Yaşamak isimli kitabında geçen, insanlara güzel öğretileri olan, bir kesiti de aktarayım sizlere. ‘’ İnsanların unutmaması gereken dört kural vardır. Yanlış söz söyleme, yanlış yatakta uyuma, yanlış eşikten geçme, elini yanlış cebe atma.’’ Örfü, töresi ne olursa olsun; bütün toplumlar bu öğretiyi öğütlüyor bize. Yanlış söz söylemememin gerekliliğini ve dilimize sahip olmayı öğütlüyor. Ne diyordu şarkıda da Orhan baba; ‘’Dil yarası, dil yarası en acı yara imiş’’

Peki! Yaralayan dil, gün olur iyi eder mi bizi? Eder elbette. Cevap? Şarkının devamında. ‘’ Dudaktan kalbe bir yol var ki sevgi ve şefkattenmiş.’’ Dilimizden dökülen sözler öyle güçlü bir enerjiye sahiptir ki; yıktığı gibi, yapar da. Gönlümüzün inceliğinden, sevgisinden, şefkatinden, zihnimizin derinlikten, kısacası içimizden geçen güzellikler, dil ile yol bulur ve karşımızdaki insana şifa olur. Sözlerimiz gün gelir eylemlerimiz olur. Var diyen bir insan var olur; yok diyen bir insan ise yok. Sözün oldurma gücüne olan inancı hayatımızdan bir örnekle konuşalım. Hepimiz çocukken sihirbaz ve sihir gösterilerini merak etmişizdir. Tüm sihirbazların dilindeki altın sözcüğü de duymuşuzdur. ‘’ABRACADABRA’’ Abracadabra İbranicede ‘’Söylüyorum, var ediyorum.’’ anlamına gelir. Aynı zamanda Abracadabra ,Musevi inancında üçgen şekilli muskalara yazılır, birçok hastalığın tedavisinde kullanılır,sözün tedavi edici yönüne inanılırdı. Günümüzde tedavi metodlarında da bir çok danışmanlık hizmetinin konuşma temelli oluşu ve geçmiş tarih örneklerine baktığımızda da, dil şifa kaynağı olabilir. Yaraladığı gibi iyileştirir.

Velhasılıkelam, konuşa konuşa anlaştığımız şu fani dünyada; şifa bulabileceğiniz gönüllerde yer almanızı, tatlı dilli ve hoş sohbetli dostlara sahip olmanızı temenni ediyorum. Sağlıcakla kalın.

Yazı kategorisi: Eğitim, Güncel, Kişisel Gelişim, İnsan

YAPARSIN.

İnsanlar gelişen olumsuz pandemi şartlarıyla kötü düşüncelere kapılmakta. Negatif düşünerek kendi motivasyonlarını kırmakta. Zaten sürekli engel olan çevre faktörü varken bir de kendi kendimizi bloklamaya başladık. Çocuklukta düşlenen umutlar vardı, renkli ve eğlenceliydi. Küçükken renkli dünyamızda kurduğumuz hayallerin günümüz pisliğinde kirlendiğini görmek üzücü. Yıkadıkça rengi atan hayallerimizle bakışmaktayız; öğretmenlik, doktorluk, polislik ve her erkeğin hayali askerlik…

Tecrübeler insana çok şey öğretir. Büyük hayalleri negatif patateslere anlattığın zaman senin motivasyonunu nasıl kırdıklarını öğretmesi gibi. Bilimsel olarak da araştırılmış, hedefleri başkalarına anlattıktan sonra negatif dönütler almanın hedefe ulaşma oranını düşürdüğünü görmüşler. Bir ok gibi nereye ne zaman ulaşacağı belli olmayan bir tutum sergilemek pek doğru sayılmaz, o ok sizseniz. Oku atan okçuysanız işler değişir. Hayalleriniz ok olsa sizde başkalarının okçuluğuyla ilerlerseniz pek gelişmeniz mümkün olmayabilir. Konfor alanının dışına çıkarak oktan hayallerinizi hedefe fırlatacak okçu sizseniz önünde sonunda bu işi başaracak, hedefinize ulaşacaksınız. Sizleri tüketen şeylerden uzaklaşın,

Kıskanmayın ve kıskananları silin.

Körü körüne inanmayın, araştırın ve düşünün.

Kıymet bilin. Elinizdekilerin kıymetini bilin.

Olduğunuz gibi görünün.

Her zaman doğruları söyleyin. Yalan söylemek benliğinizden ve gururunuzdan çalar.

Kendinize bir yol çizin ve o yoldaki tüm taşları çöpe atın, atın ki ayağınıza takılmasınlar. Toksit arkadaşlıkları bitirin. Gereksiz numaraları rehberinizden silin. Bu sene 2021 yılını arınma senesi ilan edin. Tüm sosyal medyanızdaki gereksiz mesajları ve kişileri temizleyin. Kendinize uğraş bulun. Bu uğraşlar sadece size değil tüm dünyaya veya ulusal çapta fayda sağlasın. Bunlar benim kendime belirlediğim amaçlardır. Kendim uygulamaya başladıktan sonra başarım da artış gösterdi. Başarı değişimi yanında taşır. Ne zaman başarıya ulaşmak istiyorsanız bilin ki yanında değişimle gelecektir. Kola, alkol ve zararlı içecekleri suyla değiştirin.

Saçma videoları uykuyla değiştirin.

Söylenmektense çabalamayı tercih edin.

Düşünmektense başlayıp sonuçlarını görmeyi deneyin.

Televizyondaki saçma dizileri bırakıp kitap okumayı deneyin.

Bunlar herkesin bildiği şeylerdir fakat az insan uygulamaya geçirir. Hayatı renklendirecek, harika sonuçlar doğurabilecek eylemleri harekete geçirerek mutlulukla arkadaş olduğunuz bir süreçle gelişmeye başlayın.

Kendinizi dinleyin. Kendinizle sohbet edin.

Sevdiklerinizle saatlerce havadan sudan konuşun.

Gülün, güldürün.

Fikirlerinizi not alın, uçup gitmesinler çok değerli onlar.

İnternetten günde belli bir süre uzak kalın. Çevrimdışı olun ve kendinize zaman ayırın.

Şekeri hayatınızdan çıkarın ve dengeli beslenin.

Arada bir delirin ve olduğunuz yerde tuhaf hareketler yaparak veya koşarak sürekli kalori yakın.

İyice uyuyun.

Temiz hava almaya gayret edin.

Bu ufak güncellemelerle bu yıl yeni ve daha iyi bir senle görüşmek dileğiyle.

Siz de düşüncelerinizi yorumlar kısmında belirterek 704 kişilik (1000 olacağız💪) ailemizle sohbet edebilirsiniz.

  • Mustafa BAHAR

YORUMLARA / COMMENTS 👇✍👋

Yazı kategorisi: Kişisel Gelişim, İnsan

ACABA RUHUN GIDASI MI? MÜZİK TERAPİ

Enerjiye inanır mısınız? Eğer soruya cevabınız ‘’Evet’’ ise, gelin bu konuya farklı bir pencereden bakalım.

Çin ve Hint felsefelerinde, evrenin yaradılışı inancı; hareket olgusu ve hareket olgusunun doğurduğu titreşim ile başlar. Bu titreşim; madde olmayan bir öze, madde kimliği kazandırır. Ünlü bilim insanı Nikola Tesla; ‘’Eğer evrenin sırlarını öğrenmek isterseniz; enerji, frekans ve titreşim olarak düşünün.’’ der. Düzenli ve uyumlu bir bütün olan evren de, yayılabilmesi için ortama ihtiyaç duyan ses de, titreşimlerden meydana gelir. Sesi oluşturan bu titreşimler enerjiye dönüşür.Ses, ışık, ısı, elektrik de birer enerjidir. Akıllarda şu soru belirebilir bu noktada . Fani ömründe insanın yolu enerji ile nerede kesişir?. Sorunun cevabı şudur: Kişinin ruhunda, bedenin de.

İnsan, yedi temel enerji merkezi ve dört enerji bedeni ile çevrilidir. Zaman zaman kendimizi kötü hissederiz ve birçoğumuzun dilinde aynı cümle dolanır: ‘’Enerjim yok.’’ Sitemimizin asıl sebebi, insan vücudunda bulunan bu enerji merkezleri arasındaki tıkanıklık ve iletişimsizliktir. Hatta insan bedenindeki, enerji sistemlerinde meydana gelen dengesizlikler, hastalıkları doğurur. Baş gösteren hastalıklar ve sıkıntılar ise yaşam kalitemizi zedeler. Motivasyonumuzu düşürür. Hayat ritmimizde iniş çıkışlara sebep olur, bu iniş- çıkışların tekrarlanması ise mutsuzluğa. Antik Yunan filozofu Epikür’ün de dediği gibi; ‘’Mutluluk denge ve uyumda gizlidir.’’ Öz mutluluğumuzun kazanımı ve mutsuzluğumuzun tedavisi; doğru ritimleri, doğru enerjileri yakalamaktan; ruhsal denge ve uyumumuzu sağlamaktan; ruhumuza hapsolmuş kötü enerji ve bozuk ritimleri, güzelleri ile değiştirmekten geçer.

Güzel ritimleri yakalamak ve sıkıntılardan kurtulmak için kullanılan, tarihte örneklerine sık rastlayabildiğimiz, en eski tedavi metodlarından birisi de Müzik Terapidir. Müzik terapi; çeşitli nedenlerle bozulmuş ya da kaybedilmiş işlev ve becerileri, müzik aracılığı ile geliştirmeye, kazandırmaya yönelik bir terapi ve rehabilitasyon yaklaşımıdır. Eski Çin’de gür ses veren ‘’Lo’’ isimli bir gongun, insanların yanından kötü ruhları kaçırdığına inanılması, müzik terapinin geçmiş örneklerinden sadece bir tanesidir. Asya kıtasının tamamında hüküm sürmüş olan Şamanizm inancındaki “ Kamlar” , Kırgız Türklerin de ’’Baksı’’ adı verilen şifacılar, Uygur Türklerin de şarkı söyleyip, dans eden ‘’Pirhan’’ ve ‘’Bahşılar’’ müzik terapi yöntemini kullanarak; hasta insanların ruhlarındaki kötülükleri arındırmayı, doğru ritmi yakalamayı ve kalplere yerleştirmeyi amaçlamışlardır.

Sözün özü; müzik ritimlerden oluşur. Kalp atışımız, nabzımız birer ritim örneğidir. Dokunamadığımız, göremediğimiz sesler; müziğin şifa ve huzur veren ritimleri, insan ruhu ile birleştiğinde, kötü hava yerini güzelliklere bırakır. İnsan ruhu dinginleşir, tadı eşsiz bir doyuma ulaşır. En usta hekimin, en iyi tedavi metodunun ‘’Neşe’’ olduğu bu dünyada, huzurlu ve mutluluklara gebe bir ömrünüz olsun. Sağlıcakla kalın.

Müzik Önerisi !!!

1) İmamyar Hasanov & Nermine Memmedova – Ay Işığında

2) İncesaz-Firar

3) Dinleyin, dinlettirin ve üçüncüyü siz yazın.☺️

Yazı kategorisi: Eğitim, Kişisel Gelişim, sosyal bilgiler, İnsan

Eğiticinin Eğitimi

Pandemi şartlarında dijital öğrenme-öğretme becerilerinin önemi daha çok anlaşıldı. Uzaktan eğitim hizmetinin kalitesi açısından dersi verecek öğretmenlerin niteliği ve çevrimiçi öğrenme-öğretme ortamlarına ilişkin bilgi, beceri ve deneyimi büyük önem taşımaktadır. (Baker, 2004; Cabı, 2018; Sae-Khow, 2014; Yılmazsoy, Özdinç ve Kahraman,2018)

Eğitimcilerin hazırlıksız yakalandığı bu süreçte online sınıflarda öğrencilere verilecek olan eğitim için gerekli materyallerin de temininin sağlanması ve uzaktan eğitim yapılacak uygulamaların kullanımı hakkında eğitim ihtiyaçları ortaya çıktı. Eğitimcilerin bu konuda eğitim alması gerekirken bu eğitimi deneyerek, deneyimleyerek kazandılar. Buraya kadar her şey şimdiyi anlatmaktaydı fakat yazının devamında eğiticinin eğitiminin önemini detaylandıracağım.

Hepimiz sınıf ortamını bilir. Sınıfa giren eğitimci bir konuyu size anlatır siz de bu bilgileri öğrenirsiniz. Bu sürece eğitim öğretim süreci denir. Tabi bu süreç bakanlıkça kontrol edilip belirli kurallar çerçevesinde sunulmaktadır. Sınıfa giren eğitimcinin teknolojik eksikliği her zaman göz önüne çıkar. Bu eksikliğin temel nedeni eğiticinin eğitimi sırasında teknolojik eğitiminin yetersizliği veya sürekli gelişen teknolojiyi takip etmemesinden kaynaklı eğiticinin geride kalması sıralanabilir. Öğrencilerden yardım istemek oldukça normal bir durumdur. Fakat sınıf içinde roller ve imajlar vardır. Öğreten ve öğrenen her zaman yerinin bilmeli, saygı ve hoşgörü ortamı bozulmamalıdır. Eğer eğitimci bu yönde eksikliğini sınıfa gösterip sınıftan yardım isterse kendisiyle çelişir. İmajının gerektirdiği eğitimci sıfatının dışına çıkar. O an eğitimci öğrenci, öğrenci eğitimci olur. Öğrenci kalkar sunuyu açar ve hocaya ne yapması gerektiğini söyleyerek yerine oturur. Burada her şey hayatın olağan akışına göre normal olabilir ama balık tutmasını öğreten birinin kendinde oltayı nasıl kullanacağının bilgisi olmaması gibi bir eksiklik oluşur. Bu eksilik imajı zedeler ve eğitimci imajının dışında bir tutum gelişmesine sebep olabilir. Bu tutum nelerdir diye örneklersek; A eğitimcisi öğrenciye göre aşırı basit olan bir işlemi bilgisayarda yapamaz ve biri çıksın yardım etsin diyerek yardım ister. Öğrenci çıkar bunu çok basit bir şekilde yaparak konfor alanının dışında farklı bir imaj takınarak sırasına geri döner. Göğsü kabarır. Sınıfta oluşan olguyu düşünün. Bu kadar ufak bir olayın oluşturduğu zayıflık öğrenci gözünde oldukça büyüktür. Hayat detaylarda saklıdır. Bu ufak bir örnekti. Bu konuda A eğitimcisinin dersi bittikten sonra her zaman o eğitimci öğrencilerin gözünde teknoloji cahili olarak kalır. Kim ne derse desin uzman bir öğrenci olarak, o sıralarda 16 yıldır oturan biri olarak bunu net şekilde söyleyebilirim. Burada eğitici kendini eksik olduğu konuda geliştirmeli ve bu algıyı diğer derste kesinlikte yıkmalıdır. Zaten gerçek bir eğitimci her zaman kendini geliştirir. Yeni fikirlere açıktır. Kitap okur ve eğitimlere katılır. Bağlı olduğu kurumun pandemide uzaktan eğitim süreci boyunca uygulamaların kullanımına ilişkin eğitimlerin kurumca verildiğini bilmelidir. Eğitimcilerin eğitimi, eğitim hayatı boyunca devam etmelidir. Eğitimci kendini asla tamamlanmış hissetmemelidir. Bilgi aç, öğrenmenin ve öğrendiklerini başkalarına öğretmenin derdinde olmalıdır. Gözümüzde canlanan emekli öğretmen imajını düşünelim. Kazanımları yıllarca anlatmış ve ezberlemiş. Bu konuda uzman bir öğretmen. Onları gözlemlediğimiz zaman hala aldığı eğitimi aktarmaktadır. Öğrendiği şekilde öğretmektedir. Bu yıl değişen öğretim yöntem ve tekniklerini bir yana bırakarak doğrudan anlatım uygular. Açar bi kitaptan anlatır yıllarca anlattığı konuyu. Not alın iyi dinleyin. Öğrenciler en sevmediği ve sıkıldığı anlatım şekline maruz kalır. Notlar ve sınavlar hep ezber üzerinedir. Anlattığını sınavda aynen ister. Bu örnekteki emekli eğitimci kendini tamamlamış gören bir eğitimciydi. Burada bize göre eksik görünen ( yanlış olup olmadığı tartışılır) bu doğrudan geleneksel eğitim anlayışı eğitimciye göre en iyisidir. Diğer bir emekli eğitimciyi ele alalım. Bu eğitimci kendini geliştiren, sürekli makaleler okuyup gündemi takip eden, edmodo ve classroom gibi uygulamaları öğrenmiş, bilgisayarı işine yetecek seviyede kullanabilen bir eğitimcidir. Bu emekli eğitimcimiz hem yılların birikimini anlatır hem de sürekli gelişip değişen hayata ayak uydurur. Öğrencilerle tartışır, öğrencilerin fikrini sorar, öğrencileri tahtaya davet eder ve 5E modeli ( giriş, keşfetme, açıklama, derinleştirme ve değerlendirme) gibi yapılandırmacı yaklaşımlardan faydalanarak derste öğrenmeyi en üst düzeyde gerçekleştirmeye çalışır. Eğitimcilerin bu konuda diploma aldıktan sonrada eğici eğitimlerine devam etmesi oldukça önemlidir. Bu eğitimcilerin içinde aile de vardır. Aile çocuk yetiştirme sürecinde belli başlı yeterliliklere sahip olmalıdır. Toplumda herkes master veya fakülte mezunu değil. Bu yüzden bu eğitimlerin devletlerce kontrollü şekilde ailelere de verilmesi gereklidir.

Eğiticiye ne eğitimleri verilebilir?

Gelişen dünya koşullarında yaygınlaşan teknoloji kullanımıyla ilişkili ders faaliyetlerine fayda sağlayan uygulamaların eğitimi, güncellenen öğretim yöntem ve teknikleri, evrensel düzeyde düşünüldüğünde gelişen ve değişen ahlaki tutumlar eğitimi ve bunun gibi eğiticinin öğrenci önünde eksiklerini giderebilecek eğitimler verilmesi eğitici eğitimlerinin içindedir. Anlattığı konuların güncelliğini koruması adına ek kaynakların sunulması ve bu ek kaynakların okunup ulusal çapta eğitimin eşit ve adaletli olarak anlatılması üzerinde durulmalıdır. Eğitimin sürekliliği için bu eğitimlerin devamı önemlidir. Eğitimci kendini de sürekli eğitendir. Yazının devamı için yazıyı beğenebilir, yorumlar kısmından fikirlerinizi yazabilirsiniz. Bu site her fikre saygı duyar.

Uzaktan eğitim sürecinde eğiticinin eğitimini konu alan ve yazıda faydalandığım güzel bir makaleyi de sizlere sunuyorum.

DERGİPARK/Açıköğretim Uygulamaları ve Araştırmaları Dergisi

Okuyan eğitimcilerimiz ve tüm okurlarımız için bazı eğitim adreslerini ekliyorum. Umarım fayda sağlar.

EBA.gov Eğitimler

BİLGEİŞ(ODTÜ)

TürkcllAkademi

Udemy

Boğaziçi Enstitü

İİEnstitü

  • Mustafa BAHAR

Yazı kategorisi: Güncel, Kişisel Gelişim, İnsan

Rehberlik, Danışmanlık ve Okul

Hak temelli bir yaklaşım ve psiko – sosyal desteği içeren rehberlik, disiplinler arası bir bilimdir. Bu sebeple rehberlik edilecek kişi ya da öğrenci için öncelikle tanışma kısmından sonra sorun analizi ve değerlendirme yapılır. Bu aşamada öğrencinin mevcut durumu ve sorunu dikkate alınmalıdır. Öğrencinin içinde bulunduğu psikolojik sorunlara karşı öğretmen etkili şekilde dinlemeli ve vakanın biricikliği temeli ile her öğrenciyi dikkate almalıdır. Öğretmenin psikolojik sorunlara karşı disiplinler arası yaklaşım ve iş birliğiyle hareket etmesi profesyonelliği gösterir. Burada öğretmen, rehberlik hocasıyla görüşmeli, sosyal hizmet uzmanı ile öğrenci ve çevresini ekolojik yaklaşım dediğimiz mikro, mezzo ve makro düzeyde incelemelidir. Bu sayede sorun analizi ve çözümü daha kolay gerçekleşecektir.

Rehberlik kapsamında öğretmenin aşırı duygusal yaklaşımının yanında gelebilen maddi destekleri kendi çabasıyla temin etmesi rehberlik olarak değerlendirilemez. Yapılan tüm rehberlik çalışmalarında her bireyin seçme ve karar verme özgürlüğü dikkate alınmalıdır. Rehberlikte öğrenciye sorunların çözümü için yollar gösterilir, öğrenci güdülenir fakat kendi kaderini tayin etme hakkına sahip olan öğrenciye zorla yönlendirme yapılamaz. Öğretmen bu sebeple öğrenciyi mecbur kılan duygu ve düşünceleri empoze etmekten kaçınmalıdır. Öğretmen, öğrenci ile arasındaki öğretmen-öğrenci ilişkisinin ötesine geçmemelidir. Aşırı yakınlık kurmak rehberlik etiğine aykırıdır. Öğretmen rehberlik edeceği çocuğa hak temelli bir yaklaşım ile yaklaşmalıdır.  Rehberlik yardımı bireye tek yönlü ve doğrudan doğruya yapılan bir yardım değildir. Karşılıklı iletişimin bireye kazandıracağı pozitif katkılar göz önüne alınmalıdır. Rehberlik de karşılıklı etkileşimle yarar sağlar. Bu süreçte empati ve saygı bir rehbelikçi için en önemli kural niteliğindedir. Önyargılar, peşin hükümler bireyin kendisine olan kızgınlığını ortaya çıkarabilir ve kendisini suçlu hissetmesine sebep olabilir. Bireyin sorunlarının farkına varması, kendine değer vermesi ve istekli olursa birlikte bu sorunların üstesinden gelebilecekleri anlatılmalıdır. Aksi takdirde güvensiz bir ortamda rehberlikten söz edilemez. Rehberlik anlayışında karşı tarafın güçsüz ve korunması gereken birey olarak algılanması yanlıştır. Rehberlikte her birey güçlü ve değerlidir anlayışı olmalıdır. Bu anlayış sayesinde bireyin benliğinde yatan bu güç ve değerin artmasına yardımcı olunmalıdır. Bireyi yalnızca duygusal bir obje olarak algılamak yanlıştır. Rehberlik bireyin bütün olarak gelişimiyle ilgilenmelidir. Rehberlik desteği zorunlu bir ders veya sadece konu olarak algılanmamalıdır. Rehberlik çok yönlü bir biçimde tüm bireyleri kapsayan karşılıklı iletişimdir, zorunluluktan bahsedilemez. Rehberlik bireyi disiplin eden bir otorite değildir. Okullarda olumsuz tutum sergileyen öğrencilerin suçluymuş gibi müdürün odasından rehberlikçiye gönderilmesi pek doğru bir hareket değildir. Rehberlik bu problemleri hemen çözebilir düşüncesi yanlıştır. İçinde bulunulan ortam rehberliği büyük oranda etkilerken öğrencilerde bu şekilde bir izlenim yaratılmamalıdır. Öğrenci gönderildiği rehberlik odasında cezalandırılmaz, rehberlikçi bireye rol ve hükümler yüklemez. Öğrenci rehberlik desteğiyle olumsuz tutumlarını rehberlikçiyle birlikte aşacağını anlamalı ve kendisi de çevreyle daha sağlıklı ve dengeli iletişim kurmayı istemelidir. Bu konuda öğrenciye yardımcı olunmalıdır. Birey tanınmalı ve bireyle birlikte hareket edilerek, kelimeler seçilerek yargısız bir iletişimle olumlu bir rehberlik süreci yürütülmelidir.

Okul; eğitim sistemi ve çocuğun çevresini içeren en önemli ortamlardan biridir. Okul ekosistemi çocukların psiko-sosyal durumunun sağlıklı ve dengeli kalması gereken bir yerdir. Bu sebeple eğitimde rehberlik hizmetlerine ihtiyaç duyulmaktadır. Okullarda çocukları etkileyen bazı toplumsal konular göz önüne çıkmaktadır. Bunları; akran zorbalığı, yoksulluk, göçmen ve mülteci çocuklar olarak sıralayabiliriz. Çevresel faktörler ve ortam okulda öğrencinin ruh halini etkileyebilmektedir. Bu gibi sorunların önüne geçmek, oluşacak riskleri önceden tespit edip önlemek ve tedbir almak amacıyla eğitimde rehberlik çok önemlidir. Sorunun bütününü anlamak için düşünceler, duygular, davranışlar birlikte ele alınmalıdır.

Öğrencinin sorunları bireysellikten ziyade birey ve çevre ile bir bütün olarak ele alınmalıdır. Çocuğu oluşturan tüm ekosistem, çocuğun yaşadığı sorunu anlamak için oldukça önemlidir. Günümüzde uyuşturucu ve madde bağımlılığı okul çocuklarına kadar inmiş durumda. Rehberlik hizmetleri bu konuda çocukları iyi gözlemler ve oluşacak riskleri önceden tespit ederek önlemler alır. İlgili sağlık kuruluşları ile iş birliği yaparak farkındalık çalışmaları yürütür. Öğrencinin dikkat eksikliği, hiperaktivitesi bulunabilir. Sınıf içerisinde zihinsel/bedensel engelli öğrenciler bulunabilir. Dezavantajlı bu öğrencilerin diğer öğrencilerle birlikte uyum içerisinde olabilmesi için yine rehberlik çok önemlidir. Okul içerisinde bu öğrencilerin kaynaklara ulaşımını kolaylaştırmak için rehberlik hizmetleri ön plandadır. Rehberlik hizmetleri aile içi şiddet, ihmal ve istismar öyküleri bulunan çocukları tespit edip etkili şekilde dinleyerek aile ve ebeveynleri ile görüşmeler yapmaktadır, aynı zamanda ailenin de psikoterapi ve aile danışmanlığı almalarına yardımcı olmalıdır. Eğitimde öğrencinin kişisel ve sosyal alanlarda rehberlik yardımı alması oldukça önemlidir. Öğrencinin meslek seçimi hayatının dönüm noktası sayılabilir. Bu bağlamda öğrenciye mesleki tercihlerinde yardımcı olmak adına öğrencinin yapacağı iş ile bağdaşması, öğrencinin dengeli ve doğru kararlar vermesinde rehberlik hizmeti yardıma koşar. Öğrencinin istediği meslek göz önüne alınarak bu hedefe birlikte ulaşılması gerekir. Öğrencinin hedeflerine ulaşması için akademik alanda başarı sağlanmasına yardım etmesi açısından rehberlik hizmeti devreye girer. Belirlenen hedefe göre planlar yapılarak bu amaç doğrultusunda öğrenciyle birlikte hareket edilir. Tüm bu ihtiyaçlar eğitimde rehberlik hizmetlerine olan ihtiyacın önemini göstermektedir.

  • Sosyal Bilgiler Öğretmeni Mustafa BAHAR – Sosyal Hizmet Uzmanı Ebru GÖKENÇ

Yazı kategorisi: Kişisel Gelişim, İnsan

Para kazandıran Ek işler

Gelirini bir masa gibi inşa etmelisin. Tek ayaklı bir masa ve 4 ayaklı bir masa düşün…

4 ayaklı masa örneği
Tek ayaklı masa örneği

Tek ayaklı masanın tek ayağı kırılırsa masa çöker. 4 ayaklı masanın çökmesi için 2 ayak kırılması gerekir. Gelir şeklini de bu şekilde inşa edersen tek kaynaktan gelen gelir kesilince masa yani tüm bütçen çökmesin. Her zaman ek gelir kaynağı B planı gibidir. Seni ayakta tutar ama sen de onu yaşatırsan… Peki bu ek gelirler nedir dersen senin için bulduğum sağlam ek gelir kaynaklarını ve stratejilerini paylaşacağım. Okumaya devam et buradan işsiz çıkmayacaksın.

Diğerleri gibi dolara altına bas kanka, Loto veya ganyan gibi şans oyunları oyna pampa ben oynadım 2 liraya 1 milyon kaldırdım falancılardan uzak, içinde elinde ekmekle gezen pepenin dolaştığı fikirler sunmayacağım. Başlayalım;

Öncelikle sürekli evet demeyi, stres yaratan insanları, geçmişi ve bahaneleri bitirmen lazım. Bunlar 10 tane de ek gelirin olsa seni tüketir. Ne diyor Bill GATES dayımız, “Fakir doğmak senin suçun değil ama fakir ölmek senin suçun.”

Öncelikle masayı sağlamlamadan masaya koruma cilası atmalıyız ki kurtlar yemesin. Bu kurtlar, Bütçeni aşan ev almak, kendini gerek duymadığın şeyleri aldığın bir alışverişte bulmak, başkalarını etkilemek için para harcaman, bütçeni aşan ve vergisi maaşından fazla olan araba almak ve en önemlisi borca girmek. Borç domino etkisi yapar. Buna en iyi örnek kredidir. Kredi çekersin kaparsın, bir zaman sonra bu kredi harcamaları haddini aşar ödeyemezsin ve krediyi krediyle kapamaya başlarsın sonrası belli. Bu kurtların masanı yiyerek tüketmesine izin vermemelisin. Burda senin koruyucu cilan mantalitendir. Mantıklı düşün. Unutma ki sen buzdağı bile olsan insanlar sadece suyun yüzündeki başarını görür. Suyun altında kalan büyük kısım olan çekilen çileleri görmez. Ulan bizim pepe daha dün parasız ölürdü şimdi parayı bulmuş falan derler. Konfor bölgesinden çıkmalısın. Bu gibi söylentileri yok et. Gerekirse şehir değiştir ama konfor alanında bir ömür aynı şeyleri kopyala yapıştır yaşama. Hayat sana temiz ve beyaz bir kağıt vermiş kaç renk kullanacağın sana bağlı, sanatını göster.

Para Kazandıran Ek İşler

  • Bi miktar paran varsa parayı çalıştır, faize at veya iş makinesi al bırak para çalışsın sen de başka işlerle uğraş.

  • Ucuza bulursan ürün stoğu yap ve bir e-ticaret mağası kurarak bunları satmayı dene. Burda kargo şirketi anlaşmanı iyi yapmalısın. Gelir gideri ayarla.

  • Kına ve Düğün gibi kutlamalar insanların para harcadığı şeylerdir. Yarını yokmuşçasına harcarlar. Kına veya sünnet tahtı veya elbisesi veya aksesuarları( sandalye örtüsü, gelinlik, damatlık, taç, çiçek, dağıtılan ufak zımbırtılar…) satın alarak bunları kiralayabilirsin. Örneğin bir kına tahtı 2. elde 2 bin lira civarıdır. Bunu İstanbul gibi büyükşehirlerde kiralaman sana tek kınada 500 lira civarlarında bir bütçe sağlar. Günde 5 kere kiralaman mümkün…

  • Girişimci gibi düşün. Limonu halden 1,5 liraya alıp pazarda satarsan 2 lira, girişimci gibi ufak bir büfe kiralayıp sıcak günlerde limonata yapıp içine de bi kaç buz nane yaprağı atıp satarsan 15 lira elde edersin. Önemli nokta yerin kirası düşük olmalı ve gelir gider ayarlaması yapılmalıdır.

  • Resesyonu kullan. Hisseleri düşmekte olan büyük şirketlere hisse yardımı yaparak tekrar büyümeye geçtiklerinde verdiğin paranın 2 katını alabilirsin. Önemli husular şirket güvenilir ve sağlam olmalıdır( Koç, Türkcell, Google).

  • Öğrenci veya bekar olanlar için ideal bir fikir olarak oda kiralamak iyi getiri oluşturabilir. Aile için önermiyorum aile için uygun değil. Airbnb gibi uygulamalarda büyükşehirlerde en düşük gecelik oda fiyatı 50 liradır.

  • Ücretsiz kurslara katılarak photoshop öğrenip sahibinden.com üzerindeki logo için ücret ödeyenlere logo tasarlayabilirsin.

  • Yapay zeka yüksek gelir kazandıracak geleceğin mesleğidir. Kodlamayı öğrenerek TÜBİTAK projelerine yazdığın kodlarla katılabilir ve 500 bin lira gibi dev rakamlarda destekler alabilirsin.

  • Temettüleri takip edin. Mesela Apple şirketinin 10 yılda temettü oranı 2010’da 100 hisse alsaydın harcaığın para 2800 dolar olacaktı. Yaklaşık 10 bin lira [ 2010 dolar kuru 😦 ] Şimdi 2020 de Apple de aldığın 100 hisse değeri 34.937 dolar olacaktı. Yaklaşık 240 bin lira falan ediyor…

  • Elin yatkınsa FİXandFLİP yapabilirsin yani içi tadilat olmayan evleri tadilat ederek daha iyi fiyatlara satıp para kazanabilirsin.
  • Banka faizlerini kontol et. Yeni param faizlerini kullan. Paranı çekip geri yatırırsan yada yeni para girişi olursa sana ek faiz oranı verirler. EnPara gibi sanal internet bankalarına düşük paralarla faiz atabilirsin çünkü bu tür sanal bankalarda gece faizi vardır. Örneğin bin lira attın saat akşam 5’ten sabah saat 10’a kadar çekemiyorsun vade süresi yarım gün yani.

  • Evde makale yazarak para kazanabilirsin. Siteleri var ama iyice oku ve her onaya dikkat et sonra para vermezler veya bir şey onaylarsın sen yazmadığın için senden para keserler.

  • Sarma, Dolma veya sebze kurutmaları gibi yemek malzemelerini sahibinden.com gibi sitelerde şehir içinde satabilirsin.

  • Evde amigurumi gibi tekniklerle üretimler yaparak satabilirsin. Örnek:

Diğer örnekler Kitap ayraçlarıi, Rölyefler( bin liralar kazandırır) duş lifleri gibi el işçiliği sana gelir sağlar.

  • 2. el kıyafet veya ürünlerini sitelerde satabilirsin.
  • kişi başı 5 lira gibi ufak ücretlere online ders sınıflarında ders verebilirsin. Sürümden kazanırsın. 20 kişi 100 lira 30 dakikada kazanç.
  • Evde Call Center olabilirsin. Çağrı merkezlerine mail atarak başvurman yeterli.
  • Dil öğren. 1 lisan 1 insan, 2 lisan 2 insan…
  • Tavuk yetiştir. Yumurtası para, eti para, dışkısı gübre olur para…

Umarım aklında bir şeyler canlanmıştır. Her zaman üret. Bizimle kal LiveTerra’lı ol. LiveTerra Hayat hakkında her şey…

Bizi takip ederek yeni yazılarımızdan haberdar olabilirsin. Yorumlar yazarak bizi mutlu edebilirsin.

Mustafa BAHAR

LiveTerra yeni adresinde liveterra.wordpress.com

Yazar Olmak için iletişime geçebilirsin. LiveTerra İletişim