Yazı kategorisi: Dini İçerikler, Güncel, Tarih

EVİ CAMDAN OLAN PENCEREME TAŞ ATMASIN.

Evi camdan olan pencereme taş atmasın. Bu söz Rusların atasözlerinden biridir. Sözün aslına bakacak olursak; zalim menşeili, bir nevi tehdit belirten anlamı vardır. Şimdi ben bu sözün etimolojik yapısına ve yahut başka yönlerine değinip sizi sıkmayacağım. Sadece Doğu Türkistan deyince bu sözün kulaklarımda yankılanmasından bahsedeceğim.

Bu denemeyi okuyan değerli dostum, belki sende yorulmuşsundur. Doğu Türkistan’ın çığlıklarından belki senin de kalbin sızlıyordur. Belki sende bir şeyler yapmak istiyorsundur. Ama yapabildiğin en iyi şey çığlık atmaktır. Hiçbir şeyi değiştirmeyen bir çığlık… Hz. Ali’nin şerle mücadele yolundaki en son tavsiye ettiği buğzetmekle onlara karşı koyuyoruz. Filistinli çocukların tanklı İsrail askerlerine sadece sapanla saldırdıkları gibi.

Kendi gök kubbemiz altında acı çeken bunca insan varken göğe baksak da mutlu olamayız değerli dostum. Mavi bayrak pusatsız bırakıldı. Hanelere tecavüz edildi. Toplu katliamlar yapıldı. Din ve namus ayaklar altına alındı. Doğu Türkistan’ı kendi köhne bir bahçesi olarak gören kahpe Çin kanlı postallarını bu bahçeye vurdukça vurdu. Ya ben, biz ne yaptık peki, kınadık hemde çok. Her gün buğzettik biz buğzettikçe onlar kalleşçe vurdu. Peki buradaki biz kimiz biliyor musun değerli dostum. Biz 1,57 milyar sayında büyük bir aileden müteşekkil İslam toplumuyuz. Öyle sayımızın çok olduğuna bakma genelimiz kendi menfaatini düşünür. Kendimize çelme takmaktan bir arpa boyu ilerleyemeyiz. Niccolò Machiavelli’nin dediği gibi doğunun siyaseti yan yana çelme takmakla, batının siyaseti karşı karşıya köstek atmakla olur diye. Aslında çok haklı bir yere değiniyor bu söz. İsrail ile Arap devletleri savaşa girdiğinde İran İsrail’in bir numaralı dostuydu. Aynı şekilde yakın zaman da Azerbaycan savaşının da karşısında bulundu. Suriyeli, Arap müslüman mülteciler sınırlarda vurulurken kralları, başkanları altın tabaklarda menülere yumuluyorlardı. Mülteci kamplarına hayallerini gömen çocuklar, kendi devletlerinin yarınının teminatı olabilir mi artık? Bilinmez. İşte biz böyle bir aileyiz. Ama sakın burada beni yanlış anlama. Ben sadece mensup olduğum aile ile alakalı küçük bir öz eleştiri yapmaya çalıştım. batıya bakacak olursak; Avrupa Amerika şu an kendi nesillerinden büyük kuşkudalar. Her sene azalan nüfusları, manevi yönden sıkıntıya düşen insanların büyük çoğunluğu intihar etmektedir. Buna tabiri caizse yaptıklarını ödemeye başladılar da diyebiliriz. Afrika’daki onca masumun ahı aheste aheste çıkacak sonuçta.

Neyse aziz dostum seninle doğu Türkistan’la alakalı konuşacağız dedim. Sözlerim nerelere kaydı. Ne denir bilirsin. Kapitalist dünya köpek, komünist dünya ölü yetiştirir. Nitekim etrafta gördüğün köpeklerin çokluğu da bundan. Kominizim yıkıldı. Ama kahpe Çin’deki emareleri devam ediyor. Doğu Türkistanlı kardeşlerimizin hürriyetleri yok sayılıyor. Varlıkları, hakları insanlıkları yok sayılıyor.  Sana sormak isterim dostum. Senin hiçbir suçun yokken boynuna bir boyunduruk taksalar ve hapse atsalar, eşinin yanına başka bir adamı koysalar. Çocuklarını yetimhaneye atsalar ne hissedersin. Ve bunlara karşı hiçbir savunmada bulunamazsan nasıl yaşarsın nasıl nefes alırsın? Belki bunları düşünen çok az insan vardır aziz dostum. Orada yıldızları üstüne , anne battaniyesi diye örten, hapishane kokusunu anne- baba kokusu diye içine çeken binlerce öksüz yetim çocuk var.

Doğu Türkistan sadece bir toprak parçası değildir. Orası geldiğimiz topraklardır. Bahar ellerini gördüğümüz, çocukların şenliklerini ilk dinlediğimiz yerdir. İlk sevdiğimiz, sevildiğimiz, öldüğümüz, öldürdüğümüz yerdir. Topraktan öte kızıl ve mavinin ana vatanıdır. Öyle de kalacaktır. Gök kubbemizin sadalarında ezan sesinden başka sesler ilişmeyecek, topraklarına düşman postalları giremeyecektir.

İşte aziz dostum, şu bir insan ömrü kadar olan yaşamımda belki gönlümden çiçekler açtıramam amma başka gönüllere çentik köprüler kurarım. Evimiz camda olsa zalimin penceresine taş atmaktan geri durmayacağız.  Büyük dertleri taşıyan şu gönlümüzün ferahlaması dileğiyle…

Regaip kandiliniz kutlu olsun.

doğu türkistan ile ilgili görsel sonucu
Yazı kategorisi: Güncel, Tarih, İnsan

DYATLOV FACİASI’NIN GERÇEKLERİ

Dyatlov Geçidi adıyla filmi (Devil’s Pass) bile çıkan esrarengiz olayın tüm gizli kalan, akıl kurcalayan detaylarını interneti alt üst ederek bu makalede sizlere sunacağım.

Her şey 9 kişinin kış mevsiminde heyecan arayışıyına girmesiyle başlamıştı.

dyatlov 9 kişi ile ilgili görsel sonucu
Dyatlov geçidinde ölen 9 kişinin anıtı

Ural Dağları kışın yükseltisinin fazla olmasından dolayı yoğun kar yağışı almaktadır. Böyle bir kar yağışı ve yükselti kayakçılar cazibe merkezi olabilmektedir. 1959 yılının Şubat ayında gizemli şekilde kaybolan ve cesetleri değişik yerlerde, zarar görmüş şekilde bulunan 9 kayakçı arkadaşın hazin sonlarını hazırlayan Ural Dağları’nın hırçın yamaçları oldukça dik ve rüzgara açıktır. Bu fiziki şartlar kayak yapılmasını oldukça güçleştiren sert rüzgar ve çığlara da sebep olabilmektedir. Fakat 9 arkadaş macera arayışına girerek bu dağa gitmek için yola çıkarlar.

Uraş mountain winter ile ilgili görsel sonucu

Dyatlov geçidi daha önce Rusya’da bulunan adı olmayan  Holat Syahl isimli dağın doğu yamacındaki bir akarsu yoludur. 9 arkadaşın ölü bulunmasından sonra grup yöneticisi olan İgor Alekseyeviç Dyatlov’un soyadı verilmiştir. Olay -30 °C ve -50 °C arası değişen keskin soğukta bir akşam içinde soba yanan yamaca karşı izole özel çadırlarının içinde uyumaya çalışan kayakçılar çadırlarını keserek çıkmış ve yarı çıplak kar ve tipide koşmaya başlamışlar.

dyatlov geçidi ile ilgili görsel sonucu
 © Gaume/Alexander M.PUZRİN – Dyatlov Olayı Çadır Konumu

10 kişiden oluşan 2 kadın 8 erkeğin bulunduğu geneli Ural Üniversitesini bitirmiş arkadaş ve kayakçı grubunu oluşturan üyeler;

1

  1. İgor Alekseyeviç Dyatlov (Игорь Алексеевич Дятлов), grup lideri, d. 13 Ocak 1936
  2. Zinaida Alekseyevna Kolmogorova (Зинаида Алексеевна Колмогорова), d. 12 Ocak 1937
  3. Lyudmila Aleksandrovna Dubinina (Людмила Александровна Дубинина), d. 12 Mayıs 1938
  4. Aleksandr Sergeyeviç Kolevatov (Александр Сергеевич Колеватов), d. 16 Kasım 1934
  5. Rüstem Vladimiroviç Slobodin (Рустем Владимирович Слободин), d. 11 Ocak 1936
  6. Yuri (Georgiy) Alekseyeviç Krivonişenko (Юрий (Георгий) Алексеевич Кривонищенко), d. 7 Şubat 1935
  7. Yuri Nikolayeviç Doroşenko (Юрий Николаевич Дорошенко), d. 29 Ocak 1938
  8. Nicolai (Nikolay) Vladimiroviç Thibeaux-Brignolles (Tibo-Brinyol) (Николай Владимирович Тибо-Бриньоль), d. 5 Temmuz 1935
  9. Semyon (Aleksandr) Aleksandroviç Zolotarev (Семен (Александр) Александрович Золотарёв), d. 2 Şubat 1921
  10. Yuri Yefimoviç Yudin (Юрий Ефимович Юдин), d. 19 Temmuz 1937 ö. 27 Nisan 2013 1
dyatlov geçidi ile ilgili görsel sonucu

Trenle başladıkları yolculuklarını Vizhey’de inerek kamyonetle devam eden 10 arkadaş Lozviya Nehri yakınlarında inerek yaya şekilde Lezviya Nehtri boyunca ilerleyip Auspiya Nehrini de geçerek Oterten Dağı eteklerinden tekrar Vizhey’de bitirip trenle evlerine dönmeyi planlamışlardı.

Yuri Yefimoviç Yudin kamyonet kasasında maruz kaldığı soğuk rüzgardan dolayı sırtında soğuk ısırması kaynaklı iltihaplar oluştuğu için yol üzerindeki 41. bölgeden ilerlese de yol üstünde terkedilmiş bir eve sığındıklarında kötüleşerek geri dönmek zorunda kalarak kayak macerasına gidememiştir.

dyatlov animasyon ile ilgili görsel sonucu
41. Bölge

Atlarla Nehir boylarından 24 km yol gitmek zorundalardı. 9 saat hareket ettikten sonra yol üzerinde terk edilmiş bir ev bularak akşamı geçirmişler. Yudin’i uğurladıktan sonra tekrar yürüyerek yine hava kararmaya başladığı için çadırları kurup sobayı yakarak dağdan izole bir yamaca konuşlanmışlar.

dyatlov ile ilgili görsel sonucu

Sabah, Auspia Nehri boyunca ilerlemeye devam etmişler. Akşam olunca Auspia Nehri ortalarında bir daha çadırları kurarak geceyi geçirmişler. Tekrar sabah kalkıp sisli bir havada zor görerek yürümeye devam etmişler. Sadece 2 km ilerleyebilen grup zorlu hava koşullarında açık bir sırtta çadır kurmuşlar. Son çadırı kurdukları Ölü Dağ eteğinde yolları son bulmaktadır.

dyatlov ile ilgili görsel sonucu
Dyatlov Geçidi Yakınındaki Çadır

2 ay sonra arama ekibi bedenleri farklı tarihlerde farklı yerlerde buldu. Çadırdan kaçarak farklı yerlerde oluşan bu ölümlerinin soruşturma sonucu değişik şekillerde olduğu ortaya çıkmıştır. Bazılarının vücudunda çeşitli kırıklar varken bazılarının da yumuşak uzuvlarının (göz, burun…) eksik olduğu belirlenmiştir.

Olay bu noktada kaldığı için 1959-1960 yıllarında dünya üzerinde Dyatlov grubunun esrarengiz ölümleri giderek ilgi çekmiştir.

Çadır bulunduğunda içerisinde olduğu gibi duran kalın kıyafetler ve yorganları neden almadıkları büyük bir soru işaretiyken incelemeler sonrası, aylar sonra konu aydınlanmaya başlamıştır. Aramalar devam ederken ilk arama çalışmasında Doroşenko ve Krivonişenko‘nun yanyana, biraz ötesinde Dyatlov‘un iç çamaşırlarıyla cesetleri bulunur. Aynı aramada kadın üye Zinaida çadıra biraz daha yakın yerde bulundu. Bir yerlinin köpeği 1. aramadan aylar sonra kar eriyince diğer 4 cesedi ırmak yatağında bulmuştur. (Nicolai, Semyon, Kolevatov, Lyudmila).

Yerlilerin, test füzelerinin veya ajanların öldürdüğü söylentileri vardı fakat bunlar söylentiden öte gidemedi. Kesiklerin çadırın içinden olması nedeniyle tehlikenin içerden geldiği düşünülmeye başlandı. Sonrasında ortaya çıkan, çadırın üstündeki yamaçta plak şeklindeki kaymaların olduğu çığ bulguları olayı aydınlatır cinstendi. Çadır içinde sıcak yatağında yarı çıplak yatan arkadaşlar çığ sesini ve sarsıntıları duyunca telaşla çadırı delip kaçmış olabilirlerdi. Cesetlerin yönüne bakılırsa ormanlık alana inmeleri de çığdan kaçtıklarını doğrular nitelikteydi. Hava yaşanamayacak seviyede rüzgarlı ve soğuktu. Nemden dolayı ateş yakamadılar. 5 kişi bir ağacın altında kalırken biraz daha kalın giyinimli diğerleri odun getirmeye dağıldı. Kuru yakacaklar bulduklarında yaktıkları ateş kendi dibini ısıttığı ve eriyen karlarla söndüğü için gruptaki ince giyimliler çok dayanamayıp donarak ölmüş olabilirler. Kalın giyimli olduğu için keşfe çıkan diğer grup geri geldiğinde ölenlerin kıyafetlerini de giyerek yola devam etmişlerdir fakat sert rüzgara daha çok dayanamayıp bir akarsu yatağında rüzgardan korunmak için beklemeye başlamışlardır. Soğuk son grubun da donarak ölmesine sebep olmuştur. Kısaca açık yamaç üzerinde yanlış konuma kurulan çadır, çığ korkusu ve aceleyle eşya almadan kaçmanın bedeli çok ağır olmuştu.

  • Mustafa BAHAR

Alıntılar ve Kaynaklar

1 https://tr.wikipedia.org/wiki/Dyatlov

Yazı kategorisi: Güncel, Tarih, İnsan

ŞAMANLAR

İlk Türklerde Kam olarak tanıdığımız ruhlar arasında iletişim kurduğuna inanılan, geleceği gördüğü düşünülen Çince Şa-men olarak bilinen manevi açıdan bilge kişilerdir. Şamanizm bir din olmaktan ziyade şaman merkezli bir kültür olarak betimlenebilir. Bu inanışta şamanların doğaüstü olaylar yaşadığı ve bunun sonucunda Şaman olduğu veya bir başka şamanın el vermesiyle, davetiyle şaman olduğu ileri sürülmektedir.

Sizlere uzun uzadıya tarihlerini anlatıp bilgi şokuna sokmayacağım. Eğer tam kapsamlı şaman tarihi okumak isterseniz TDV/Şamanizm1 yazısını okuyabilirsiniz. Şamanlar ayinlerinde Ayahuasca bitkisini kaynatarak buharındaki sersemletici, uyuşturucu maddenin etkisiyle gelen misafirleri etkisi altına alabilir. Bu bitkinin etkisiyle deriden yaptıkları köşeli davullara sabit vuruşlar yaparak tıpkı saati sallayan psikiyatrist gibi sizi piskoza sokmaktadır. İlginç olan konu Rotasız Seyyah2 youtube kanalında da geçen olay gibi şamanlar bazen bilgi almadan gelen misafirlerin geleceği ve ailesi hakkında tutarlı yorumlar yapabilmektedir.

Davul çalan Altay şamanı

Şaman davulları genellikle yuvarlaktır. Rusya gibi bazı ülkelerde bulunan şamanlar davullarını statüsüne göre köşeli yapabilmektedir. Altıgen bir davul, sekizgen davuldan daha düşük statülü bir şamana ait olabilmektedir. Şamalar cinler veya perilerle konuştuklarını ileri sürmektedir. Bu konuda kayıt olmamasına rağmen günümüzde bile şamanların, şamanizm kültürüne yakın köylerde değerli sayıldığı görülmektedir. Bir şaman gündelik hayatında her türlü mesleği yapabilir. Bir dişçi de aynı zamanda şaman olabilir. Şaman olacak kişinin ailesinde veya soyunda bir şaman bulunması gerekmektedir. Bazı şamanlar ailesinde şaman yokken de üst bir şamanın elinden tutmasıyla şaman olabilir. İlk Türk topluluğu olarak bilinen Saka (İskitler) döneminden beri tılsımlı olarak düşünülen demirden veya parlak bakırdan çanaklar, ayna ve demirden dövülmüş objeler şamanların en önemli materyalleridir. Bir şaman konuştuğu cinlerin veya içine başka ruh girdiğine inandığı hayvanların tasvirini davuluna, bedenine çizebilir. Giysisinde ufak bez objeler ve demirden yaptığı şekiller bu gördüklerini unutmaması için yapıldığı söylense de şamanlar bu konuda iletişim halinde bu eşyaların yolunu açtığını yani bir nevi kilit görevi gördüğünü söylemektedir.

şaman kıyafeti ile ilgili görsel sonucu
Şaman Giysisi

Şamanlar yalan söylememek için dillerini mühürler. Ayin sırasında cinlerden duyduğu bilgileri aktarırken kızgın bir demiri dillerine basarlar veya dilleriyle bu kızarmış demiri yalarlar. Bu hareket onların dillerini terbiye etme şekli gibi düşünülebilir. Ayin sırasında sürekli duman, kömür ve ateş aktif kullanılır. Bir şaman ayin yapacaksa ayin öncesi süt, ekmek, peynir gibi bazı gıdalar isteyebilir. Bu gıdalar cinlerle iletişime geçtiği zaman bedenine cin ruhunu davet edip şamanlar, getirilen gıdaları tükettiğini ama kendisinin değil davet edilen cinin karnını doyurduğunu söylemektedirler.

şaman DİLİNİ ile ilgili görsel sonucu

Şamanlar kendi aralarında statülere ayrılır. Beyaz, kırmız, ve kara şaman gibi statüler şamanların ruhlar aleminde ne kadar derine inebileceğinin belirtisi gibidir. Şu anlık en derine kara ve kırmızı şamanların indiği bilinmektedir ama şamanlar genelde kendileriyle ilgili bilgi vermeyi tercih etmediği için daha fazla bilgiye ulaşmak güçtür. Şamanlar her verdiği bilginin bir cine de verildiğini ve kendisi hakkında bilgi verirse kötü cinlerin ilerde bu bilgileri kullanacağına inanır. Şamanlardan günümüze pek çok kültür öğesi kalmıştır. Bilmeden yaptığımız beyaz gelinliğe kırmızı kurdele, nişan yüzüğünde veya paketlerde kullanılan kırmızı kurdeleler tüm dünyaya şamanların bıraktığı mirastır. Ulu bir şamanın günün birinde artan kötü ruhlara ve bu kötü ruhların yeni gelinlere ve çiftlere musallat olmasından dolayı kırmızı bir düğüme alkış üfler. Alkış okuduğu tılsımlı sözlerdir. Bu kırmızı düğümleri çözüp o ipi neye bağlarsa ona kötü ruhların erişemediği bilinir. Günümüzde de gelinin beline bağlanan kırmızı kurdele veya hediye kutularında paketleme yapılırken kullanılan kırmızı kurdeleler aslında kutu içerisindeki değerli eşyaları koruması, gelinin içine kötü ruh girmesini, gelin ve damat arasına kötülüğün karışmasını engellemek amacıyla kullanılıyordu.

kırmızı kurdele ile ilgili görsel sonucu
kırmızı kurdele ile ilgili görsel sonucu
Yılbaşı Ağacındaki Kırmızı Kurdele
gelin kurdele ile ilgili görsel sonucu
Gelin Beline Bağlanan Kırmızı Kurdele

Bu kadar yıl kültürlere yayılması bizlere şamanizmin ne kadar yaygın olduğunu göstermektedir. Türkler, Moğollar, Çinliler, Araplar ve daha bir çok medeniyetin günümüzde şamanizme benzer kültür öğelerini taşıdığı görülmektedir. Şamanizm Rusya’da ve Kırgızistan, Moğolistan’da bugün bile devam eden inanıştır. Bir dine mensup değillerdir. Onların düşüncesiyle sizin ayin sırasında aynaya baktığınızda geçeceğiniz ruhlar aleminin kapılarını sizlere açan elçiler olarak tanımlayabiliriz.

  • Mustafa BAHAR

EKLER

1 https://islamansiklopedisi.org.tr/samanizm

2 ROTASIZ SEYYAH/ GERÇEK ŞAMAN AYİNLERİ

Yazı kategorisi: Tarih, İnsan

Ahnenerbe

Parapsikolojiyle ilgilenen Nazi partisinin oluşumunda yardımcı rol taşıyan gizli medyumlar cemiyetidir.

Ari ırkların kaynağının Atlantis kıtası veya Tibet olduğunu ileri sürüp o bölgelerde kazı faaliyetleri yapmışlardır. Bir ekip kurarak sadece Tibet bölgesinde 300 kafatası inceleyerek kafa taslarına göre bölge insanlarının kemik haritasını oluşturmuşlardır.

1939 SS-Ahnenerbe photo book
Ahnenerbe Sembol

Ahnenerbe toplama kamplarındaki insanların üzerinde deney yaptığı için cezalandırılmış, sadece Ahnenerbe genel müdürü Dr. Wolfram Sievers idam edilip geri kalan üyeler ufak idari cezalara çaptırılmıştır. Ahnenerbe, Hakenkreuz(Svastika, Gamalı Haç) işaretinin ari Alman ırkına ait olduğunu ve ari ırkın Alman’lar olduğunu öne sürmüştür. Bu konuda Türkiye’de dahil aramalar yapmış çıkan Svastika sembollerini toplamışlardır.

Gamalı Haç (Svastika)

Gamalı Haç yani Svastika çoğu medeniyetlerin birbirinden esinlenerek sembol olarak araç gereç ve duvarlarına çizmişlerdir. Bu yüzden ari ırka ait olduğu bir yorumdan öte gitmemiştir. Naziler bu gibi SS örgütlenmeleriyle bilim literatürüne çok şey kazandırmıştır ama araştırma teknikleri pek insancıl değildir.

The Nazi anthropologist Beger at the SS-Ahnenerbe expedition to Tibet... |  Download Scientific Diagram
Tibet Bölgesinde Kafa İncelemeleri (The Nazi anthropologist Beger at the SS-Ahnenerbe expedition to Tibet in 1938, examines the rate of Aryan origin of the local population. (Photograph by Ernst Krause, Německý federální archiv, CC-BY-SA 3.0).)

Yapılan deneylerin canlı insanlar üzerinde yapılması büyük yanlıştır ama bu deneyler günümüzde çoğu hastalık tedavisi ve insan fizyolojisini tanımak için yardımcı veri sağlamıştır.

Racial policy of Nazi Germany - Wikipedia
Kafa Ölçümü

Kafatası sınıflandırmaları yapıldıktan sonra doğu ve batı insanlarının yüz tipi ve kemik yapısı, burun ve göz büyüklüğü gibi veriler literatüre kazandırılmıştır.

The Disturbing Resilience of Scientific Racism | Science | Smithsonian  Magazine
Kafa Ölçümleri
How the Science of Racism Led to the Holocaust - The war against the divine  image in man - Ethics & Morality
Kafatası Büyüklüğü ve Beyin Hacmi Ölçümü

Nazi Almanya’sında Nazi Anatomi Bilimi diye adlandırılan bu incelemelerde laboratuvarlarda kafatasları ve insan uzuvları incelenmiştir. İnceleme sonrası ayrılan kafatası tipleri halka açık sergilenmiştir.

Nazi anatomy history: The origins of conservatives' anti-abortion claims  that rape can't cause pregnancy.
Kafatası Sergisi Örneği

LiveTerra olarak canlı insan üzerinde deney yapılmasına karşı duruyor, bilgilendirme amaçlı bu yazıyı yayınlıyoruz. LiveTerra etik eğitimin ve salt gerçeklerin bilgi olarak paylaşıldığı sitedir. Yazılarda verilen bilgilerin etik olmaması ve yasadışı olması LiveTerra sorumluluğunda değildir. Biz cahilliğe karşı alnı dik duran eğitim savaşçılarıyız.

Yorumlarda fikrinizi belirterek gelişmemizde bizlere yardımcı olabilirsiniz.

-Mustafa BAHAR

Kaynaklar

Adolf Hitler, KAVGAM (1924), s. 414

Swastika.” Oxford Dictionary of English 2e, Oxford University Press, 2003.

Yazı kategorisi: Tarih, İnsan

Goyaałé (Geronimo)

Kızılderili dili olan 1800 kişinin konuştuğu Meskalero-Çirikavaca “Goyaałé” diye adlandırılan, Son Mohikan diyebileceğimiz “Geronimo” bir Kızılderili savaşçısı ve kabile önderidir. İsmi “esneyen” anlamına gelmektedir. Kızılderililer genelde isimleri hayvan isimleriyle ve kişinin hareket ahlakına göre verirdi oturan boğa, gülen ayı vs.

Geronimo

Gokhlayeh (Esneyen adam) Kızılderililere Ne Oldu ? yazımızda anlatmış olduğumuz katliamlarda kabilesini ve kültürünü savunan son yerli kabile önderi olarak bilinir. Amerikan hükümetine ve diğer Avrupalı sömürgecilere karşı duruşunun ilk kıvılcımını 1858’de tarladan eve döndüğünde annesi 3 çocuğu ve eşinin tecavüze ve işkenceye uğraması, parçalanarak katledilmesinin attığını söyleyebiliriz. Sömürgeci İspanyol askerlerini köyünde görerek telaşlanması ardından evine vardığında bu vahşeti görmesi Geronimo’yu da o gün öldürdü ama Geronimo küllerinden yeniden doğacak özgürlük için başkaldıracaktı.

En Sağdaki Geronimo

Günümüzde yeni Meksika olarak bilinen bölgede yaşayan Geronimo Kırmızı seviye şaman olarak görev yapmaktaydı. Şamanlar yerli kabileleri arasında büyük değere sahiptir. Başkaldırılarının hükümetin dikkatini çekmesi üzerine rezervasyon alanı dedikleri tutsak ettiği yerlileri balık istifi yığdıkları kafese Geronimo’yu da attıkları bilinmektedir. Geronimo defalarca kaçmış yakalanmış ama 35 yaşlarındayken giriştiği son kaçış planında başarılı olarak kendine savaşçılar toplamaya ve örgütlenmeye başlamıştır.

Geronimo üstün bir izci kabiliyetine sahiptir. Avcılığın verdiği bu kabiliyet sayesinde süvarilere yakalanmadan dağlarda yaşamaya başlamıştır. Geronimo’nun teslim olması için Amerikan süvarileri köylere yönelmiş özellikle çocukları ve kadınları tecavüz ederek katletmeye başlamıştır. Köyleri ateşe verip Geronimo’ya olanları anlatması için sadece 1 kişiyi sağ bırakarak başka köye yönelmişlerdir. Geronimo süvarilerle çatışmış yaralanmış ama yılmamıştır. Bir gün katledilen bir köye indiği zaman kömür halindeki çocuk ve kadın cesetlerini görünce öldürüleceğini bile bile hükümetle anlaşma yapmış, köylerin rahat bırakılması karşılığında teslim olmuştur.

Geronimo (Bu fotoğraflar gazetecilerce çekilmiştir.)

Geronimo tekrar tutuklanıp rezervasyon kafeslerine yerleştirilmiştir ama anlaşmaya uyulmamış ve var olan tüm köyler katledilip yakılmıştır (Yüzlerce köy). Geronimo okul müdürü S.M. Barrett’e ulaşarak yaşadıklarını ve hayatını anlatmıştır. 1909 yılında bir gece aniden Oklahoma’da öldüğü söylenerek rezervasyon bölgesinin arkasına gömüldü. Gömüldüğü günün sabahı Geronimo’nun cesedi mezarda bulunamadı (gömülmedi). Yaşayan yerliler Geronimo’nun da tüm yerliler gibi katledildiğini söylemektedir. Kayıtlarda Geronimo savaş tutsağı olarak Oklahoma’da ölerek aynı yerdeki rezervasyon alanına gömüldüğünü belirtmektedir. Amerika’nın gerçek sahibi kaçarak kurtulan Kızılderililer ölüm haberini alınca Geronimo diye bağırarak örgütlenip sömürgecilere saldırırken Geronimo çığlıklarıyla kendilerini savunmuşlardır. Günümüzde paraşütten atlayanların atlarken söylediği “Geronimo” kelimesi gücü, sabrı ve korkusuzluğu simgelemektedir.

Geronimo’nun Dağlarda Savaştığı Zamanlar

Bazı insanlar yaşamlarıyla hikaye yazar. Yazdıkları hikayeler tarihe çivilenerek yıllarca anlatılır. Biz Türkler adalet için yaşar, özgürlük için canımızı veririz. Bu yapılanlara tüm dünyanın göz yumması üzücüdür. Özgürlükleri ve hakları için savaşan, bu amaçla korkusuzca canlarını veren tüm Kızılderililerin şerefli ruhlarını taçlandırmak için gerçekleri araştırıp insanlara gerçek bilgileri aktarmayı borç biliriz.

Geronimo’nun bilinen son sözleri,

“Her şeyi açıkça bildikleri halde şimdi diyorlar ki, ben kötü biriymişim. Hatta oradakilerin en kötüsüymüşüm. Ben ne yaptım ki? Ağaçların gölgesinde ailemle birlikte yaşayıp gidiyordum.”

Geronimo (Goyathlay / Son Apache Önderi) Dağlardan Sorun Beni (Son Apaçi Savaşçısı Geranimo’nun Romanı)Forrest Carter

Yorumlarda fikrinizi ve desteğinizi belirterek bizleri mutlu edebilirsiniz.

-Mustafa BAHAR

Kaynaklar

 Geronimo, Stephen Melvil Barrett, and Frederick W. Turner.Geronimo: his own story. New York: Penguin, 1996. ISBN 978-0-452-01155-7. (retrieved Dec 16, 2010) alıntılar.

Dağlardan Sorun Beni (Son Apaçi Savaşçısı Geranimo’nun Romanı)Forrest Carter, Şen Süer Kaya (Çevirmen)

Yazı kategorisi: Tarih, İnsan

Kızılderililere Ne Oldu ?

Kristof Kolomb 12 Ekim 1492’de Haiti’ye ulaştı ve katliam başladı. Amerika kıtası daha önce bilinmeyen, sanrılarla anılan bir kıta olarak tarihte gizemini korurken coğrafi keşiflerin başlamasıyla bu gizem ortadan kalkmış yerini katliam almaya başlamıştır.

Avrupa kaynaklarında yazılan süslü Amerika kıtası hikayelerini bir yana bırakıp gerçekleri ele alalım.

Kristof KOLOMB’un Seyir Defterinden,

‘’-Son derece sade, dürüst ve aşırı düzeyde eli açık insanlar. Herhangi birinden, sahip olduğu herhangi bir şey istenince, hemen veriyorlar. Başkalarına olan sevgileri, kendi özlerine olandan çok daha fazla.’’

Defterin ilk başları okunduğu zaman övgüler sunulduğu anlaşılmakta ama devamını okuyunca gerçek ortaya çıkmaktadır. Ana düşünce ve amaç şu cümlesinde kendini belli etmektedir;

‘’-Bunlardan çok iyi hizmetkâr olur. Sadece elli adamla bütün bu yerlilerin hepsine kolayca boyun eğdirebiliriz ve her istediğimizi yaptırabiliriz.’’Kristof Kolomb’un İspanyol Kraliçesine Mektubu

Yine KOLOMB’un günlüklerinde “Bu yerlilerden iyi köle olur.” gibi ifadeler kurması kıtaya gelme sebeplerini açıkça ortaya koyan delil niteliği taşımaktadır.

Kuzey Amerika’nın gerçek sahibi Kızılderililere karşı yapılan ilk saldırı İspanyollarca  1539’da Florida’daki Timukua yerlilerine yöneliktir. Kızılderili’nin yurtlarını taciz eden Avrupalılar 200 yerliyi (Kağıt üstünde) idam etmiştir.

İspanyol Hernando de Soto, yapılan ilk Kızılderili katliamından sonra Alabama’daki Mabila-kale kentinde 2.500 Çoktav Kızılderilisine vahşice işkenceler ederek, eşlerine ve hanelerine tecavüz edip yakıp yağmalayıp yerlileri katletmiştir. Bu katliamlar sonrasında kaydedilen 67 büyük katliamın sadece 2’sidir. Kağıt üstünde bilinenler bu kadar fazlayken kayıtlara geçmemiş katliamların da olması muhtemeldir. 1911’de Amerikalılar tarafından yapılan “Son Katliam” (Last Massacre) kayıtlarda kağıt üstünde bu soykırımın 1911’de bittiğini belirtse de tek bir Kızılderili kalmayana kadar devam etmiştir.

Wounded Knee Katliamı (Yaralı Diz Katliamı)

Birleşik devletler kıtayı yerlilerden arındırmak bahanesiyle 60-70 Kadın ve Çocuk, toplamda 153 yerliyi silahlarla vurarak toplu mezarlara gömdüğü kaynaklarda verilmektedir.John Enders (1992)

Katliam Öncesi SİU Kabilesi

Katliamdan kurtulan şaman Kara Geyik:  

“O zamanlar kaç kişinin öldüğünü anlayamamıştım. Şimdi yaşlılığımın şu yüksek tepesinden gerilere baktığımda, yerde birbirleri üzerinde yığılı duran boğazlanmış kadınları ve çocukları hâlâ o genç gözlerimle görebiliyorum. Ve orada, o çamurun içinde bir canlının daha öldüğünü ve o kar fırtınasına gömüldüğünü görebiliyorum. Evet, bir halkın düşü öldü orada…”

Katliam Sonrası, Wounded Knee Katliamı (Yaralı Diz Katliamı)

(Empati)

-Taşla, sopayla avlanarak ot ve odundan yapılan evlerde huzur içinde hayatına devam etmektesin. Çocukların ve eşin var. Tek gayeniz besin bulmak ve hayatınızı idame ettirmek. Bir gün gemilerle kıyıya üstünde kumaş giysileri elinde tüfekleri olan insanlar geliyor. Kabilene karşı iyi yaklaşıp içinize kadar giriyolar. Dost olduklarını söyleyerek hakkınızda bilgiler topluyorlar. Sonrasında uğurluyorsunuz ve gidiyorlar. Aradan geçen aylar, belki yıllar sonrasında bu sefer gelenler rastgele sizleri öldürmeye ve yaşadığınız yeri ele geçirmeye başlıyor. Çocukları, kadınları ve aç kalıp ölün diye hayvanları dahi katlediyorlar. Sularınızı zehirliyorlar. Ne hissettiniz?

(FORD) Henry Kızılderili Katliamı

Kızılderili soykırımları insanlık dışı boyutlara ulaşmıştır. Zorla kısırlaştırılan (forced sterilization) ve hediye diye gönderilen battaniyeler aracılığıyla yayılan salgın hastalıklar Kızılderililerin soyunu kurutuyordu.

 Codex Kingsborough Kızılderili’yi öldüren Avrupalı Çizimi

Selknam katliamından sonra Şili ve Arjantin’in arasında paylaştığı Ateş Toprakları üzerinde yaşayan Selknam yerlileri, kafatası avcıları tarafından avlanılmıştır. Getirilen her Selknam kafası için 1 İngiliz sterlini ödül olarak verilmiştir. Kovboyluğunda da temelini atan Kızılderili soykırımları, vahşetin ve insan katlinin büyük boyutlara çıktığını göstermektedir. Kovboyların avlanırken kullandığı kementlerini atarak yakaladıkları Kızılderilileri ve gerçek kimliklerini ve son Mohikan Geronimo’yu başka bir yazıda ele alacağız.

GERONİMO ve KIZILDERİLİ SOYKIRIMI | BİLİMSEL FELSEFE

Okumak ve araştırmak bizlere gerçeğin ne olduğunu görecek gözler verir.

Yorumlarınız ve beğenileriniz bizleri motive etmektedir. Fikrinizi yorumlar kısmında belirtebilirsiniz.

-Mustafa BAHAR

Kaynaklar

ÇOŞKUN İ.,Kristof Kolomb, Seyir Defterleri: Keşif Yolculukları Günlüğü, Çekirdek Yayınları, İstanbul, 1999.

Sömürgecilik Sosyolojisi, Doç. Dr. Taner Tatar.

John Enders (1992), Archaeologist May Have Found Site Of Alaska Massacre 18 Ekim 2014 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi., The Seattle Times, Sunday, August 16, 1992.

Sömürgecilik Tarihi, Raimondo Luragi, çev. Halim İnal, e yayınları 2000.

Kızılderililer Nasıl Yokedildi, Bartolome de Las Casas, çev.Meryem Ural, Şule Yayınları, İstanbul, 1999.


Siyasi Tarih, Oral Sander, İmge Kitabevi 2006.

Yazı kategorisi: Tarih

LİNÇ (Charles Lynch)

Linç etmek, haberlerde halk tarafından linç edildi gibi ifadeler duyarız. Yargısız hüküm verilmesini, cezalandırmayı tanımlayan bu kelimenin kökeninde bir yaşanmışlık yatmaktadır. 18. Yüzyılın Amerika’sında Kızılderilileri öldürmesi için, Kızılderililere ait toprakları ele geçirdikten sonra geri dönmelerini önlemek için şerif ve kovboy( kafatası avcısı) gibi belirsiz şahısların sivrilerek adalet sağlama çabası yaygındı. 1700’lerde Osmanlı İmparatorluğu’nun divanlar kurup mahkemelerle her din ve ulustan kişileri hoşgörü ve adaletli bir ortamda topladığı, divan edebiyatı ve ilmin hızla geliştiği dönemde Amerika’da adaletin yasa dışı yollarla sağlanması normal olarak karşılanmaktaydı. Güvenlik sağlayıcıların olmadığı yerlerde kafasına göre çıkan hüküm koyabilir duruma gelmişti. Tam bu dönemde Virginia’lı bir çiftçi olan Charles Lynch, Amerikan Bağımsızlık Savaşında İngilizlerden taraf olanı cezalandıran sahte mahkemelerin başkanıydı. Hiçbir altyapı yokken yargıç olan çiftçi keyfine göre idam ve işkence cezaları vermesiyle tarihe geçmiştir. Ufak çocukları köprüden astırarak halka izletmek gibi insanlık dışı faaliyetler yapmış, yıllarca insan katletmiştir. Lynch 1769-1778 yılları arasında Virginia Konvasyonunda görev yapmış ve savaş sırasında milis albayı olmuştur. Amerikan Bağımsızlık Savaşının kazanılmasından sonra 1784-1789 yılları arasında Virginia Senatosunda görev yapmıştır.

Charles Lynch | açık ve net
Örnek Linch yasası
Yazı kategorisi: Tarih

SULTAN ALPARSLAN’IN MANGIŞLAK SEFERİ VE MANGIŞLAK HAKKINDA

Mangışlak,Hazar denizi’nin doğusunda, Kazakistan’nın güneybatısında bulunan bir yarımadadır. Mangışlak İsminin, Oğuzlar’ın hayvanlarına kışın barınak olarak kullanması sonucu “bin kışlak” anlamını taşıyan Ming-Kışlag’dan türediği bilinir. Kelimeden bahseden, bilinen ilk kaynak;

Divan-ı Lügati’t-Türk’te Kâşgarlı Mahmud, bölgenin adını Man Kışlag şeklinde vermekte ve Oğuzlar ülkesinde bir yer olarak göstermektedir. (a.g.e., I, 465 / alıntı TDV İslam Ansiklopedisi).

Gerçek adı Muhammed olmasına rağmen, “Alparslan” unvanını kullanan 2. Büyük Selçuklu hükümdarı, dedesi Selçuk beyin cenazesini ziyaret ederken Mangışlak’a da sefere çıkmıştır. Cend Han’ı sefer sırasında Büyük Selçuklu’ya olan bağlılığını belirterek itaat etme sözü vermesinden sonra Alparslan Cend ve Mangışlak dolaylarını himayesine almış, Cend Han’ını görevde bırakmıştır. Alparslan’ın torunu,Sultan Melikşah ve Başula Hatun’dan olma Ahmet Sencer, Büyük Selçuklu’ya hükmettiği dönemlerde Cend şehrini Kıpçaklarla yapılan savaş ve sürtüşmelerde kullandığı sınır cephesi gibi görmüştür. Sonrasında Harezmşahlar’ın hükümdarı  Kutbüddin Muhammed oğlu Atsız’ın Cend dolaylarına hakim olmaya çalışması ve bu gayede sefer düzenlemesi Sultan Sencer’i kızdırmıştır. Ahmet Sencer, tekrar Mangışlak yarımadası civarından Cend şehrine gelerek Atsız’ı mağlup etmiş, sonrasında af dileyen Atsız’ı affederek Harzm valisi olarak göreve atamıştır.(1138-1141)

Harezmşahlar Devleti yazımızı da okumak için tıklayınız, “Kara Bayraklı Harezmşahlar Devleti

Kazakistan Mangışlak

122O yılında Moğollar’ın en güçlü olduğu, sivrildiği zamanlarda Cend şehrinde Selçuklu Valisi Kutluğ Han’dı. Cend şehri Cengiz Han ordusunla çarpıştı ama mağlup oldu. O günden sonra uzun yıllar Cend şehri ve sınırlarında yer alan ilk Türk kışlaklarından biri olan Mangışlak Moğolların seferlerde kullandığı üssü olarak kaldı. Sonrasıında kayboldu ve unutuldu. Günümüzde Aral gölü, eski kaynaklarda Cend gölü olarak bilinir. Mangışlak’ta Türklerin hayvanları, çadırları ve yiyeceklerini muhafaza ettiği, geçici konakladıkları en eski kışlak olmasına rağmen, tarihte yavaş yavaş unutulmaya başlamıştır. Eski Çağ’da Saka’lar ilk kez Aktau bölgesine yerleşti diye bilinir. Aktau (Ak Dağ) bugün Kazakistanın Mangistav Eyaleti’nin sınırları içinde yer alır. Mangışlak’ın İskitlerin de ilk yerleşim yeri olması muhtemeldir.

Aral Gölü ve Hazar Denizi arasında yer alan Mangışlak Görsel, (https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/madde/16/harizmsahlar-1.jpg) adresinden ham hali alınarak LiveTerra tarafından düzenlenmiştir.
Google Haritalar üzerinden mesafe

Kaynak ve Alıntılar

https://islamansiklopedisi.org.tr/cend

https://islamansiklopedisi.org.tr/harizmsahlar

https://tr.wikipedia.org/wiki/Alp_Arslan

https://islamansiklopedisi.org.tr/mangislak

Yazı kategorisi: Dini İçerikler, Tarih

MÜHR-Ü SÜLEYMAN/hâtem-i Süleyman/ Dâvûd yıldızı

مهر سليمان

İç içe geçen 2 eşkenar üçgenin üst tarafının iyilik ve iyi yönlü ruhaniliği temsil ettiği düşünülürken alt tarafa kalan kısmın kötülük ve yer altını temsil ettiğine inanılır. Kısaca zıtlıkları tılsımlayıp onlara hükmettiğine inanılan bir mühür olduğu söylenir.

Talmud’da geçen bir pasajda, tüm ruhları kontrol altına alabilmesi için Kral Süleyman’a indirilen tılsımlı yüzükte, Allah’ın 4 harfli sırrı çözülmemiş en büyük ismi olduğu kabul edilen YHVH tılsımlarının işlenmiş olduğundan bahsedilmektir. Mühr-ü Süleyman İslâm inancına şu hadisle girdiği bilinir,

“Kıyametten önce yer altından elinde Süleyman’ın mührü ve Musa’nın asası olduğu halde bir dabbe çıkacak ve asasıyla Müslümanların yüzünü aydınlatacak, mührüyle kafirlerin yüzünü mühürleyecektir” (Müsned, II, 259; İbn Mâce, “Fiten”, 31)

El çizimi tılsım

Cennette Hz. Adem’e ait olan bu yüzüğün Cebrail tarafından Hz. Süleyman’a indirildiğine ve yüzüğün üstünde ism-i a‘zamın remzedildiği, Hz. Süleyman’ın yüzüğü yalnız tuvalet’e giderken çıkardığı ve yüzük olmadığı zaman oradaki cinler karşısında güçsüz kaldığı yani yüzüğün tılsımı sayesinde Süleyman’ın korunduğu bilinmektedir.

مهر سليمان

Yine Hz. Süleyman abdesthaneye girdiğine çıkarıp eşi Amina’ya teslim ettiğinde, bir ifrit cin padişahının Süleyman’ın kılığına girerek yüzüğü aldığı ve sonrasında saraydan Süleyman’ı atarak bu tılsımı karabüyü işlerinde kullandığına inanılır. Aynı Sahra ifritlerinin padişahı hırsız cinniayı Süleyman’ın hüddamları birleşip parçalayarak öldürdüğü ve sonrasında yüzüğü Süleyman’a teslim ettiği bilinir. Bu olay en ağır büyüleri ortaya çıkarmış ve yeni güçlü ifrit kavimlerini kurmuştur diye söylenir.

Yüzüğün göz perdesini kaldırdığı, tüm dilleri yüzük sahibinin dili yaptığı, canlılara hükmettirdiği ve tüm ifrit ve cinniaların canını yaktığı söylenceler arasındadır. Günümüzde dahi gücü temsil ettiği için din, dil farketmeden takı olarak kullanılmaktadır. İsrail bayrağı ve Hinduizm parşömen tamgalarının iç içe geçmiş üçgen olması bu tılsımlı yüzükten gelmektedir.

Kaynaklar

“Hz. Süleyman”, DÜİFD, sy. 1 (1983), s. 196-201; Zeki Kuşoğlu, 

https://islamansiklopedisi.org.tr/muhr-i-suleyman

Yazı kategorisi: Eğitim, Tarih

Osmanlı mahlasları (oyun)

İnteraktif PowerPoint sunusudur. Eğlenirken öğrenme amaçlanmıştır.

Yapılması gerekenler,

-Sunuyu indirin.

-PowerPoint sunusunu F5 tuşuna basarak veya sunum başlat sekmesinden başlatarak oynayabilirsiniz.

-Sunuların düzenini bozmanız, oyunu da bozar.

-Telefon üzerinden indirirseniz ve dosya açılmazsa, Microsoft PowerPoint uygulamasını Google Play’den indirerek, PowerPoint uygulaması üzerinden İndirilenlerden Osmanlı mahlaslar dosyasını seçerek açabilirsiniz.