Kategori arşivi: Tarih

MÜHR-Ü SÜLEYMAN/hâtem-i Süleyman/ Dâvûd yıldızı

مهر سليمان

İç içe geçen 2 eşkenar üçgenin üst tarafının iyilik ve iyi yönlü ruhaniliği temsil ettiği düşünülürken alt tarafa kalan kısmın kötülük ve yer altını temsil ettiğine inanılır. Kısaca zıtlıkları tılsımlayıp onlara hükmettiğine inanılan bir mühür olduğu söylenir.

Talmud’da geçen bir pasajda, tüm ruhları kontrol altına alabilmesi için Kral Süleyman’a indirilen tılsımlı yüzükte, Allah’ın 4 harfli sırrı çözülmemiş en büyük ismi olduğu kabul edilen YHVH tılsımlarının işlenmiş olduğundan bahsedilmektir. Mühr-ü Süleyman İslâm inancına şu hadisle girdiği bilinir,

“Kıyametten önce yer altından elinde Süleyman’ın mührü ve Musa’nın asası olduğu halde bir dabbe çıkacak ve asasıyla Müslümanların yüzünü aydınlatacak, mührüyle kafirlerin yüzünü mühürleyecektir” (Müsned, II, 259; İbn Mâce, “Fiten”, 31)

El çizimi tılsım

Cennette Hz. Adem’e ait olan bu yüzüğün Cebrail tarafından Hz. Süleyman’a indirildiğine ve yüzüğün üstünde ism-i a‘zamın remzedildiği, Hz. Süleyman’ın yüzüğü yalnız tuvalet’e giderken çıkardığı ve yüzük olmadığı zaman oradaki cinler karşısında güçsüz kaldığı yani yüzüğün tılsımı sayesinde Süleyman’ın korunduğu bilinmektedir.

مهر سليمان

Yine Hz. Süleyman abdesthaneye girdiğine çıkarıp eşi Amina’ya teslim ettiğinde, bir ifrit cin padişahının Süleyman’ın kılığına girerek yüzüğü aldığı ve sonrasında saraydan Süleyman’ı atarak bu tılsımı karabüyü işlerinde kullandığına inanılır. Aynı Sahra ifritlerinin padişahı hırsız cinniayı Süleyman’ın hüddamları birleşip parçalayarak öldürdüğü ve sonrasında yüzüğü Süleyman’a teslim ettiği bilinir. Bu olay en ağır büyüleri ortaya çıkarmış ve yeni güçlü ifrit kavimlerini kurmuştur diye söylenir.

Yüzüğün göz perdesini kaldırdığı, tüm dilleri yüzük sahibinin dili yaptığı, canlılara hükmettirdiği ve tüm ifrit ve cinniaların canını yaktığı söylenceler arasındadır. Günümüzde dahi gücü temsil ettiği için din, dil farketmeden takı olarak kullanılmaktadır. İsrail bayrağı ve Hinduizm parşömen tamgalarının iç içe geçmiş üçgen olması bu tılsımlı yüzükten gelmektedir.

Kaynaklar

“Hz. Süleyman”, DÜİFD, sy. 1 (1983), s. 196-201; Zeki Kuşoğlu, 

https://islamansiklopedisi.org.tr/muhr-i-suleyman

Osmanlı mahlasları (oyun)

İnteraktif PowerPoint sunusudur. Eğlenirken öğrenme amaçlanmıştır.

Yapılması gerekenler,

-Sunuyu indirin.

-PowerPoint sunusunu F5 tuşuna basarak veya sunum başlat sekmesinden başlatarak oynayabilirsiniz.

-Sunuların düzenini bozmanız, oyunu da bozar.

-Telefon üzerinden indirirseniz ve dosya açılmazsa, Microsoft PowerPoint uygulamasını Google Play’den indirerek, PowerPoint uygulaması üzerinden İndirilenlerden Osmanlı mahlaslar dosyasını seçerek açabilirsiniz.

Aman Ayrılık (Azerbaycan)

Fikrimden geceler yatabilmirem.
Bu fikri başımdan atabilmirem.
Neyleyim ki sene çatabilmirem.

Ayrılık ayrılık aman ayrılık…
Her bir dertten olan yaman ayrılık.

Uzundur hicrinle kara geceler.
Bilmirem men özüm hara geceler.
Bir oktur kalbime yara geceler.

Ayrılık ayrılık aman ayrılık…
Her bir dertten olan yaman ayrılık…

Her Türk’ün duyma olasılığı yüksek olan bir parçanın sözleridir bunlar. Sözleri Azerbaycan Erdebil’li Ferhat İbrahimi’nin yazdığı, Ali Selimi’nin bestelediği, Güney Azerbaycan ile Kuzey Azerbaycan’ın ayrılığı için dillere dolanan anlamlı bir parçadır.

Ayrılan Topraklar (1850’ler)

Bir 1900’lerde bölge olan Azerbaycan 1813’de “Gülüstan” antlaşmasıyla Rusya ve İran arasında paylaşıldı. Günümüz Ermenisten ve Nahçivan bölgesi tamamen İran’ın hakimiyetinde kalmıştır. Kuzey Azerbaycan Rusya hakimiyetine girmiştir. Bu antlaşma İran için yetersiz gelmiş ve Rusya ile sürtüşmelere başlamış. Gayesi Azerbaycan’ı komple almaktı. İran, Rusya’ya kafa tutmuş ve 1828’de savaşarak yenilmiştir. Yenilgi sonrası zorla “Türkmençay” anlaşmasını kabul etmek zorunda kalan İran, Azerbaycan’ın kuzeyi, Ermenistan ve Nahçivan’da dahil Rusya’ya vermek zorunda kalmıştır. Güney Azerbaycan’da İran’a kalmıştır. Bu anlaşma Azerbaycan Türklerini kardeşinden, ana ve bacısından ayrı düşürdü. Günümüzde bu ayrılık söz konusu değildir ama İran hala Azerbaycan’ın güneyine İran Azerbaycan’ı demektedir ki Osmanlı İran’ı şu fermanla Azerbaycan’ın, Türklere ait olduğunu bildirerek karşı çıkmıştır.

İran’ın son zamanlarda oluşturulan Kafkasya devletinin “Azerbaycan” olarak adlandırılmasıyla ilgili resmi protestosu (1918’de Osmanlı İmparatorluğu’na gönderildi).
Azerbaycan Millî Hükûmeti Düzenle

Parçada anlatılan ayrılık, geride kalan eşlerin, ailenin ayrılığının kağıda dökülmüş halidir. Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti 1918 yılında kurulmuştur. Bu konu devletler hakkında gelecek olan seriye ayrılmıştır.

Yazılanlar hakkındaki düşüncelerinizi yorumlarda belirterek bizi mutlu edebilir, bildiğiniz ek bilgileri ekleyerek okuyuculara katkıda bulunabilirsiniz.

#KarabağAzerbaycanındır… Yakında, LiveTerra’da.

-Mustafa BAHAR

Alıntılar ve Kaynaklar

Osmanlı Fermanı: https://tr.wikipedia.org/wiki/Dosya:Iran%27s_official_protest_(sent_to_the_Ottoman_Empire),about_naming_the_recently-created_state_of_Caucasus%22Azerbaijan%22_(1918).jpg

Şarkı Sözleri:

http://www.turkuler.com/sozler/turku_ayrilik.html

22 Kez Süngülenerek Katledilen Albay Süleyman Fethi

Albay Süleyman Fethi İstanbul doğumludur. Pangaltı Harbiye Mektebi ve Harp Akademisini bitirmiştir. 1900’lerde piyade kurmay yüzbaşı olmuştur. Selanik’te ve Hicaz Tümeninde görev yapmıştır. 1915’te Kurmay Albay olmuştur. Mustafa Kemal ve İnönü ile birlikte çalışmış fakat 1917 kışında romatizma geçirdi sonrasında El ve ayaklarında felç oluştu. İzmir 4. Kolordu Asker Alma Heyeti Başkanlığına getirilmiştir.(1918)

1919 yılında İzmir işgali sırasında ordugah basan Yunan mavri mira üyeleri tarafından “zito venizelos”,”yaşasın venizelos” demediği için işkence yapılarak şehit edilen Türk subayıdır.

Tüm halk “zito venizelos” diye bağırtılırken kendisinden de kalpağını çıkarıp bağırması istenmiş , kendisi ;

“ben bir Türk zabitiyim, yaşasın Türk milleti diye bağırırım” demiş ve fedakar göğsünü düşman süngülerine tutarak şerefle şehit olmuştur. (Ali Fuat Cebesoy Hatıratları)

Albay Süleyman Fethi ile Yarbay Şükrü Bey de “kato venizelos”,”kahrol venezilos” dediği için süngülerle defalarca işkence yapılarak katledilmişlerdir. 22 tane süngü deliği olan Süleyman Fethi Bey’in şanlı üniforması Harbiye askeri müzesinde sergilenmektedir. Üniforması üzerindeki apoletleri sökmesini isteyen Yunan’a “Onları sen takmadın ki sen sökesin!” ifadeleriyle başı dik duran yanında cesaretinden başka şeyi olmayan vatan sevdalısı Şehit Süleyman Fethi’yi saygıyla anıyorum. Vatanı uğruna ölenler, ölümsüzlüğü tadanlardır. Yapılan katliamlar unutulmayacaktır. Süleyman Fethi’ler ve Fethi SEKİN’ler her daim olacak, devlet baki kalacaktır. Şehitlerimizin kanı yerde kalmadı, kalmayacaktır.

Kara Bayraklı Harezmşahlar Devleti

Harizm ve İran’da (1097-1231) hüküm süren Türk-İslam hanedanıdır.

Harezm, Alparslan’ın çıktığı Mangışlak seferi sonrası devlet bünyesine alınarak (1065), oğlu Melikşah’ın hükümdarlık yıllarında valiler tarafından idare edilmiştir. Selçuklular adına bölgeyi fiilen idare eden ilk Harizmşah (Harezm’in yöneticisi) Kutbüddin Muhammed’dir. Harezmlerin atası Anuş Tegin’dir. Anuş Tegin’in Türk olduğu bilinmektedir ancak hangi boya mensup olduğu bilinmemektir. Harezmşahlar, Büyük Selçuklu Devleti’nin teşkilatını örnek aldılar. Harezmşah sultanları, diğer Türk-İslam devletlerinde karşılaşılan sultanlarla aynı yetkilere sahipti.

Harezmşahlar Devlet Sınırları
(1219) Otrar Olayı (Gerileme)

Harezmşahlar tarafından, 450 kişilik Moğol kervanı Otrar’da yok edilmiştir. Cengiz Han olay sonrasında nöker (elçi) göndererek suçluların teslimini ve malların tazminini istedi (1218). Harzemşah sultanı Alaeddin teklifi reddetti ve gönderilen elçileri öldürttü .

Cengizhan Moğol ordularını, 1 yıl sonra 1219 yılının sonlarına doğru Harzemşahlar’ın topraklarına gönderdi. Önemli miktarda maveraünnehir topraklarını ele geçiren Moğollar kimseye acımadı. (1220) Hayvanları bile katlederek Otrar, Sığnak, Hucend gibi Buhara ve Semerkant bölgelerini de ele geçirerek büyük katliam yapan Cengizhan, ordusunu kollara ayırarak ayırdıkları imparatorluğa bağlı kolları vilayetlerin zaptı ile görevlendirdi .

İntikam Yemini-1: Cengiz Han ve Alaaddin Muhammed (Otrar Faciası)
OTRAR(YENGÜ KENT) Kazakistan’da yıkılmış bir kent.
Yassı Çemen Savaşı (Yıkılış)

Moğolların yakıp yıktığı Harezmşahlar kaçarken yönetime Celaleddin geçmiştir. (1229).

Celaleddin Harezmşah önderliğinde Ahlat kentini kuşattılar. 8 aylık bir kuşatmadan sonra şehri ele geçirip yağmaladılar. Türkiye Selçuklu Devleti kendine yapılan bu saygısızlık ve halkına yapılan zulme karşı Harezmşahları yok etmek için ordu toplamaya başladı. 1230’da Yassıçimen Savaşı yapıldı. Harezmşahlar- Türkiye Selçukluları. Alaeddin Keykubat Eyyübiler’in de desteğini alarak, Harzemşahlara yardım eden, fırsattan istifade Selçuklu’ya saldıran Selçuklu isyancıları ve Trabzon Rum İmparatorluğunu, Erzincan yakınlarında Yassı Çemen mevkiinde ezip geçti. Bu durum Anadolu Selçuklu Devleti’nin gücünü gösterirken aynı zamanda Moğolların da gözüne batmıştır. Moğollar sonrasında Anadolu Selçukluyu ezmeye çalışmış, teklifler sunmuştur ama Selçuklu gayesinden şaşmamıştır. Baycu NOYAN komutasındaki Tatarlar, Ağrı Eleşkirt ilçe sınırlarındaki Kösedağ Mevkiinde son Selçuklu Devleti olan Anadolu Selçuklu devletini yenerek yıkılışa sürüklemiştir. (1243)

Kısaca hanedan 1091 yılında kurulmuş, 1138 yılında Bağımsız olmuş, 1231 yılında Türkiye Selçukluları tarafından yıkılarak boylarla kaynaşmıştır. Sonrasında Türkiye Selçukluları’nın Moğollarla karşı karşıya gelerek dolaylı yoldan yıkılmasına sebep olmuştur.

Tatarlardan kaçan, Türk boyu Harzemlerin, Bugünkü Manisa’nın İlçesi olan Saruhanlı dolaylarına yerleşerek halkla kaynaştığı bilinmektedir.

Saruhan 1520 – osmanlı 1520
Osmanlı Zamanı Sarukhan
Saruhanlı - Vikipedi
Harita Konumu, Saruhanlı, Manisa Arası Mesafe 20 KM
Neden Siyah Bayrak ?

Siyah bayrak, kuzeyde yaşayan toplulukları belli eden renkti. Siyah o dönemde gücü ve şiddeti gösterir, düşmanları korkuturdu. Bu rengi gören diğer devletler Harezmşahların karanlık savaşçılar olduğunu düşünürdü. Melik Sencer’in dine bağlılığı ve siyahın peygamber sancağı rengi inanışları sebebiyle, Sencer’in izinden yani Selçuklunun vasisi olduklarına inanılarak bu renkte bayrak ve asker kıyafeti seçmeleri olasıdır ama bu konuda net bir kaynak yoktur.

Hükümdar Soy Ağacı

Anuş Tekin
(1077-1097)   

  Kutbeddin Muhammed
(1097-1128)                 

 Atsız Harezmşah
(1127-1156)                 

 İl Arslan Harezmşah
(1156-1172)                      

 Sultan Şah —–  Alâeddin Tekiş
(1172-1200) (1172-1193)          

 Alâeddin Muhammed
(1200-1220)                 

 Celâl’ed-Dîn Harzem Şâh Menkûberti
(1220-1231)

    

Alıntılar ve Kaynaklar

        

Kafesoğlu, İbrahim (1965), Harezmşahlar Devleti Tarihi (485-617/1092-1229), Ankara

https://islamansiklopedisi.org.tr/harizmsahlar

https://web.archive.org/web/20200726111848/http://www.mootol.com/Yazi2416/harzemsahlar-devleti–anus-tegin10971231

http://www.saruhanli.gov.tr/

Ali Çimen, Göknur Akçadağ Göğebakan: Tarihi değiştiren savaşlar ,Timaş Yayınevi, 2. Edition, 2007, sayfa 134 [Moğol: 30 bin, Selçuklu: 80 bin]

Ali Sevim, Erdoğan Merçil: Selçuklu devletleri tarihi: siyaset, teşkilât ve kültür, Türk Tarih Kurumu Basımevi, 1995, sayfa 472

LiveTerra dünyayı geliştirecek en güçlü silahı elinde tutmaktadır. (Eğitim)
Bizler yazdıklarımızla tohumlar ekerek, öğrendiklerinizle hasatlar biçeceğiz.
LiveTerra Mustafa BAHAR

Dünyayı değiştirmek için kullanabileceğiniz en güçlü silah, eğitimdir.  Mandela | Nelson mandela, Güzel söz, Eğitim
Varsa, eksikleri yorum kısmında yazarak okuyucularımıza yardımcı olabilirsiniz. 

Değerlendirme: 3.5 / 5.

Attalia ve Pergamon Kralı II. Attalos

 II. Attalos Kimdir?

MÖ 160-138 yıllarında hüküm sürmüş hanedan soyundan gelen Attalos,  II. Eumenes’e olan samimiyeti ve sevgisinden dolayı “Kardeşini seven” diye bilinir. Abisi II. Eumenes ölünce çocuğu III. Attalos küçük olduğundan, II. Eumenes’in eşi kraliçe Stratonike ile II. Attalos evlenerek kolay yoldan kral olmuştur.

II. ATTALOS
Pamphylia,Attalia, Adalya, Antalya

II.Attalos krallığı devraldıktan sonra hakimiyet alanlarını genişleterek bugünkü Manisa- Alaşehir yani Filedelfia ve Antalya yani Attalia (Attalos’un şehri demek) taraflarını ele geçirerek buralara şehirler kurar. İlk olarak yeltendiği şehir Antik Side( Nar) şehridir. Apollon tapınağını almak için yeltense de alamamış korsanlar tarafından deniz üzerinde ve deniz kıyılarında saldırıya uğrayıp bugünkü Antalya merkeze yerleşmiştir. Şehir kurdurulmasını istemiştir. Konuşlandığı bölgeyi Attalia olarak yeniden inşa etmiştir. Bugün bile yapıtlar hala turistik bölge olarak Türkiye’nin turizm başkenti Antalya’da bulunmaktadır. Antalya, bu ismini almadan ve Bergama kralına geçmeden önce Pamphylia adında uzun yıllar Korsan limanları olarak kullanılmıştır. Bugün bile Korsan Koyu isminde bölgeleri bulunmaktadır. Antalya sırasıyla; Hitit, Pamphylia, Lykia, Kilikya kent devletlerinin ve Pers, Büyük İskender’le onun devamı Antigonos, Ptolemais, Selevkos, Bergama Krallığı’nın idaresine girmiştir. Sonrasında Roma devleti bu verimli şehri keşfetmiş ve ele geçirmiştir. Bizans geldiği zamanlarda Adalya olarak telaffuz etse de Bizans’ın son zamanlarına doğru Antalya halini almıştır. 1200’lerde Bizans’a kafa tutacak büyük güç olan Büyük Selçuklu tarafından ele geçirilerek 1207’de Türk toprağı yapıldı. Yıkılan Büyük Selçuklu sonrası oluşan bölünmüş beyliklerden biri olan Anadolu Beyliği Teke Türkmenleri’nin kolu Hamitoğulları himayesinde kalmıştır. Antalya köylerine Teke yöresi, platolarına Teke Platosu denilmesi sebebi budur.

TEKE SANCAĞI

Kayı Boyu’ndan çıkma Osmanlı Devleti elinde Anadolu eyaletlerinin sancağı, Teke Sancağı olarak bilinirdi. Adalya veya Attalia karmaşası Cumhuriyet döneminde çözülerek şehrin adı Antalya olmuştur.

Antalya
 Kaynaklar ve Alıntılar

https://www.batman.edu.tr/Files/Scientific,Yıl: 2, Sayı: 5, Aralık 2015, s. 227-235 Derya UZUN AYDIN, “KRAL ATTALOS” HEYKELİNE ‘SAYGISIZLIK’

http://www.antalya.gov.tr/antalya-tarihi

https://www.bilgisozluk.com/ii-attalos_254160

DÜNYA’NIN İLK ÜNİVERSİTESİNİ KURAN KADIN: FATIMA EL-FIHRI

 
Nasıldı kadınlar eskiden?
Eski Türklere gidip biraz kadından bahsedelim. İskitler, Hunlar, Göktürkler…
Orta Asya Türk Devletler’inde kadın her zaman üstün tutulmuştur. Onun da kılıç kuşanıp at sürmesi, ok atması günlük yaşamın bir parçası halindedir. Türk Mitolojisi’nde ise kadın, üstün bir varlık olarak tasvir edilmiştir. Hatta öyle ki Yaradılış Destanı’nda kadın, kainatın yaratılışına sebep olan bir ilham kaynağı olarak görülmüştür

 Kadınlar ne erkeklerden üstün görülürdü ne düşük. Kadın, erkeğin tamamlayıcısıydı. Gerek toplumda gerekse de özel yaşamlarında bu hep böyle olmuştu. Bunlar M.Ö. 3000-4000 zamanlarıydı. Şu an M.S. 2018 yılındayız. Sizce hangi yıl gerçekten daha geride?

Şimdi biraz daha ileriye gidelim. İslam zamanına. Hani bugün İslam, kadınların evde oturmalarını sadece ev ile ilgilenip başka hiçbir şey yapmamalarını istiyor diyenlere inat, Hz. Hatice annemizi göstermek istiyorum onlara. Hz. Hatice, ticaretle uğraşan bir kadındı. Yani toplumun tam içerisindeydi. O halde şimdi ne değişti? Zihniyetleriniz mi? Ona göre mi yorumlamaya başladınız dini? Bana Ahzap Suresi’nin 33. ayetini göstermeyin.* Orada aslında ne demek istediğini aklı olan, düşünen herkes anlayabiliyor. O zamanki şartlara göre bugünü yorumlayamazsınız. Müslüman bir kadın, toplumda daima var olmalıdır.
Biraz daha ileriye gidip 859 yılına geliyoruz. Fas’tayız bu sefer. Ve bu yılda ne oldu biliyor musunuz? Dünya’nın ilk üniversitesi kuruldu. Faslı Müslüman bir kadın olan Fatima el-Fihri tarafından. Üniversitede İslam ve Fıkıh dışında, tıp, astronomi, bilim, matematik, tarih, coğrafya gibi bilimler de okutuluyordu.

Müslüman bir kadının kurduğu, UNESCO Dünya Mirası listesine giren dünyanın ilk üniversitesinin adı Karaviyyin Üniversitesi’dir.

Profesör Doktor Ekrem Buğra Ekinci hocamız ne yazmış bakın: Hicrî III. asırdan itibaren mescidlerin yanında ayrı medreseler kurulmaya başlandı. Daha önceki câmi’ isminin hâtırasına uyarak bunlara da câmi’ (toplayıcı) denildi. Avrupa’da bunun Lâtince karşılığı universitatis kelimesi kullanılır. Üniversiteler külliyelere ayrılırdı. College kelimesi, külliyeden alınmadır. Her birinde farklı bir ilim öğretilirdi. Müslümanlara ait üniversitelerin, Avrupa’ya tesiri bilhassa buradaki akademik derecelendirme, kıyafet, isim ve binâların mimarîsinde bugün bile yaşamaktadır. Türkistan’daki eski medreseleri gezenler bilir: Bir avlu etrafında iki katlı dört duvarlı taş bir binâ; avluda havuzlu bir bahçe; alt katta dershâneler, idare, hocaların odaları, yemekhâne ve mescid; üst katta talebe odaları… Oxford gibi eski Avrupa üniversitelerinde hep bu mimarîye rastlanır. Şu kadar ki girişteki mescidin yerini tabiatiyle şapel (kilise) almıştır. Burada giyilen kepler bile, Müslüman ulemânın taylasan denilen serpuşundan alınmadır.

Görebiliyor musunuz Müslümanlar’ın ve bir kadının etkisini? Kadın okursa, dünya okur. O zamanın toplumuna bir bakın. Gelecekte olmamız, onlardan daha gelişmiş olduğumuzu göstermez. Şimdi günümüze gelelim. 

Tavakkol Karman, 2011’de Nobel Barış Ödülü’nü alan ilk Yemenli aktivist. Yemenli kadınları koruyan ve onları toplumun bir parçası olması için sürekli hareket halinde olan Müslüman bir kadın.

Dalia Mogahed, Mısırlı bir ailesinin çocuğu olarak Amerika’ya göçmüş. 2009 yılında Obama’nın baş danışmanı olarak atanmıştır. Bu konu hakkında bir röportajında şöyle diyor: Bazı Arap ülkeleri ve Türkiye’de başörtülüler okullara ve devlet dairelerine alınmazken, başörtülü bir bayanın Beyaz Saray’da danışman olması gerçekten ironik. Ama demokrasi, insan hakları ve yasal eşitlikler açısından bakıldığında, göreve layık olan kişinin ne dini ne ırkı ne de kıyafeti önemlidir.

Mona Haydar, Suriyeli-Amerikalı rap şarkıcısı, aktivist. Amerikalı eşiyle birlikte Müslümanlar’ın ve İslam’ın öcü olmadığını anlatmayı kendine ilke edinmiş bir kadın. Dinlemek isterseniz aşağıya linkini bırakıyorum.

İbtihaj Muhammad, Amerika’yı ulusal yarışmalarda temsil eden ilk Müslüman kadın. Bakın ne demiş sevgili İbtihaj: “Çocukken insanlar bana siyahilerin eskrim yapamayacağını, hatta müslümanların eskrim yapamayacağını söylerdi. bu yüzden Amerika’yı yalnızca bir sporcu olarak değil, farklılıkların ve çeşitliliğin ülkesinden canlı bir örnek olarak da temsil edebilmek benim için çok şey ifade ediyor. Kültürlerin kaynaşmasının önündeki engelleri yıkmak istiyorum.” Nitekim başardı da.
Kendi benliklerinin, güçlerinin farkında olan ve oturmak yerine yapacak daha iyi işler bulmuş kadınlar bunlar.
Örnek Müslümanlar’dan, ülkesini para için satan, kimseye kapısını açmayan, çalan çırpan, yolsuzluğu olağan gören, özgürlükten bahsedip kadınların özgür iradesiyle taktıkları başörtüleriyle onları okula dahi almayan Müslümanlar’a… Çok acı gerçekten.  Sahip çıkılmayan bir din, gözlerin hırsa bürünüp daha çok para ve mal isteği, dinlerin istenilen gibi yorumlanıp yozlaştırılmaları… İslam, öğrenmeye bu kadar önem verirken nasıl oldu da bilgiden korkar hale geldik? 

Peygamber Efendimiz dünyaya yeniden gelse ve bu halimizi görse nasıl bir hayal kırıklığı yaşardı, tahmin bile edemiyorum? Ölen çocuklar, zalim yöneticilerin demokrasi getirme vaadiyle tonlarca kan dökmeden terk etmediği ülkenin masum vatandaşları, fanatik müslümanlar, kör müslümanlar, benliğini kaybetmiş müslümanlar… Bir dili olsa da konuşsa Yemen, Afganistan, Suriye… Ne acılar saklı o topraklarda. Buna göz yuman, şu gelip geçici dünyada üç kuruş paraya minnet edip kenara çekilen ve üç maymunu oynayan herkese dokunsun bu cümleler.
Bugün sana üniversite kur demiyorum. Gidip körlemesine savaş, islam düşmanı herkesi katlet de demiyorum. Susma diyorum. Sesin çıksın, kim olduğunu bil, gücünü farket. Burada erkek düşmanlığı ya da feminizm ya da radikal islamcılık harekatı düzenlemiyorum. Hiçbiri değilim. Sadece bazı şeylerin farkında olduğumu düşündüğüm kendince bir yazarım. Tüm bunların aksine hem erkeklerin hem de tüm dünyanın güzel seyri için istiyorum bunları. Çünkü bugünlerde neyi savunursan seni onun fanatiği sanıyorlar ve saldırmaya başlıyorlar kendilerinin fanatik olduklarından bihaber. 
Karşındakine baktığında ne görüyorsan, aslında sen de bir parça osun. Ben bir aktivist veya başka bir şey değilim. Sadece farkındayım. Tüm bu kendini bilmezliği, vahşeti, varoluşsal sancıları, dünyanın sömürülmesini ve acıları alt tabakanın çektiğinin farkındayım. Bunun farkındalığını oluşturmak için de Hz. Nuh kadar yaşama şansım olsa, tüm yaşamımı bunu yazarak geçirmeye varım. 
Uyanın artık. 
Kadınlar sizin bir malınız değildir. 
İslam geri kafalılık demek değildir. 
Ayetleri, hadisleri kafanıza göre yorumlamaktan; kadın bedeni üzerinde hak sahibi olduğunuzu düşünmekten vazgeçin.
Ve siz kadınlar! Kimse size dokunamaz. Kimse sizi gözleriyle taciz edemez. İstediğiniz bir şey olduğunda, etik değerler içerisinde, gidin ve onu alın. Korkmayın. Korku sadece bir illüzyondur. Sen orda olmasına izin verdiğin sürece o orada var olacaktır. 
Sevin, sevilin ve asla aldatmayın. Aldatılsanız dahi. Boşverin, önünüze bakın. Yaşam, siz ona katılsanız da katılmasanız da devam ediyor. Treni kaçırmayın. Ve son bir şey:
Güçlü olun.  Çünkü öylesiniz.

——-*”Evlerinizde oturun, eski cahiliye âdetinde olduğu gibi açılıp saçılmayın. Namazı kılın, zekâtı verin, Allah’a ve Resûlüne itaat edin. Ey Ehl-i Beyt! Allah sizden, sadece günahı gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor.” (Ahzab, 33/33)

Şarkı linki: https://youtu.be/XOX9O_kVPeo

“Sizleri birer kıvılcım olarak gönderiyorum, alevler olarak geri dönmelisiniz”.

4 Mart 1923 Mustafa Kemal ATATÜRK İzmir İktisat Kongresi veya I. İktisat Kongresi‘nden çıkınca eğitim alanında girişimlerde bulunmuştur. Büyük Zafer’den (30 Ağustos 1924 / Afyon) sonra Atatürk iki teşebbüste bulunmuştur. Birisi İzmir’de topladığı İktisat Kurultayı ki “Ulusal Ekonomi” lafı tarihimizde ilk kez bu kurultayda ortaya atılmıştır. İkinci hareket Avrupa’ya cumhuriyet tarihinde ilk talebe topluluğunun sevk edilmesidir. Bu ilk konvoyda Avrupa’ya gitmek üzere 150 kişi müracaat etmiştir. 150 başvurudan 13 şahıs seçilmiştir. Atatürk, yurtdışına gönderilecek olan talebeleri kendi itinayla seçerek, güzergahlarını öngörerek hepsine trenlere binmeden telgraf çekmiştir. O telgraf ;

“Sizleri bir kıvılcım olarak yolluyorum, alevler olarak geri dönmelisiniz.”

Mustafa Kemal

Düşünsene ne büyük bir motivasyon. Bu telgrafı alan talebeler o taşıtlara binmeden son defa memleketinin havasını kıvılcım olarak kokladı. O kıvılcımlar bu yapılan iyiliği unutmadı kanını canını ülkesine adayan Ordinalyuslar, Profesörler, Doktorlar, Filozoflar ve Büyük yazarlar olarak ülkelerine döndüler. Giden bir talebenin günümüze ulaşan sözlü röportajı;

” Benim ismimin yanına Atatürk, “Berlin Üniversitesi’ne gitsin” diye yazmış. Yola çıkacağımız gündü. Berlin’e Balkanlardan ve Polonya’dan geçen bir trenle gidilirdi. Vakit geldi, Sirkeci Garı’ndayım ama kafam çok karışık.

Gitsem mi, kalsam mı?

Beni orada unuturlar mı?

Para yollarlar mı?

Tam gitmemeye karar verdiğim, geri döndüğüm sırada bir posta müvezzininin sesini duydum: “Mahmut Sadiiii!… Mahmut Sadiii! Bir telgrafın var.” 

Elime bir telgraf tutuşturuldu. İmza Milli Eğitim Bakanı’nındı. Atatürk’ün emri ile çekilmişti. İçinde hatırımdan çıkmayan şu cümle vardı:

“Sizleri bir kıvılcım olarak yolluyorum, alevler olarak geri dönmelisiniz.”

Mustafa Kemal

Telgrafı okuyunca düşündüklerimden olağanüstü utandım.

“Şimdi gel de gitme, git de çalışma, dön de bu ülke için canını verme” dedim. Düşünün… 1923’te o kadar işinin arasında 11 öğrencinin nerede, ne zaman, ne hissettiğini sezebilen, ona göre telgraf çeken bir liderin önderliğinde bu ülke için can verilmez mi?

Gittim, çok çalıştım, çok başarılı oldum.

Ülkeme “alev” olarak döndüm.

Önce İstanbul Üniversitesi Genel ve Beşeri Fizyoloji Enstitüsü’nü kurdum. Kürsü başkanı oldum. Daha sonra ülkemin başbakanlığını yaptım.

Ben kim miyim?

Ben sadece iki satırlık bir telgrafın yarattığı bilim adamıyım…  

Hangi derse girsem, hangi imtihana çıksam kulaklarımda bu cümle çınlardı. Yol boyunca içinde alevden bir şevk ve omuzlarında dağlar gibi bir sorumluluk taşıyordum.

Bu ses artık ömrüm boyunca beni hiç bırakmayacaktı. “

Ord. Prof. Dr. Sadi Irmak (Mahmut Sadi Irmak (15 Mayıs 1904, Seydişehir, Konya – 11 Kasım 1990, İstanbul), Türk tıp doktoru)

Mustafa Kemal ATATÜRK eğitime verdiği desteği ve bilim sevgisini bu şekilde tüm ülkeye göstermektedir. Verilen karar cumhuriyet tarihindeki şartlara göre çok yerinde ve muzzam getirisi olan yerinde bir karardı. Günümüz şartlarında yurt dışına KAÇAN öğrencilerle kıyas edilemez. Kıvılcım olarak gidip alev olarak dönen talebeler;

Ord. Prof. Cahit ARF

Ord. Prof. Nurettin TOPÇU

Ord. Prof. Sadi IRMAK

Prof. Jale İNAN

Prof. Ahmet Taner KIŞLALI

Phd. Cemil Sena ONGUN

Müzikolog Ahmet SAYGUN

Necip Fazıl KISAKÜREK

Sebahattin ALİ

Türk Sporcu ve Yönetici Vildan Aşir SAVAŞIR

Diplomat Suat Hayri ÜRGÜPLÜ

Edebiyat Araştırmacısı, Çevirmen, Sanat Tarihçisi Burhan TOPRAK

Şair Namdar Rahmi KARATAY

Mustafa BAHAR

Kaynaklar

Atatürk Bir çağın açılışı, Ord. Prof. Dr. Sadi Irmak, İnkılap Yayınevi,1984.8. (Sayfa:354-355). Belgelerle Türk tarihi dergisi, Editions 28-31, Menteş Kitabevi, 1999, sayfa 35

 Nizamettin Nazif Tepedelenlioğlu: Bilinmiyen taraflariyle Atutürk, Yeni Çığır Kitabevi, 1959, sayfa 64

 “sosyalbilgilerci.com”. 29 Mayıs 2012 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 13 Nisan 2017.

https://www.isteataturk.com/g/icerik/Ataturkten-Bir-Ses/1583

 İbrahim Artuç: Büyük taarruz: Başkomutan Meydan Muharebesi, Kastaş, 1986, sayfa 287.

Turgut Özakman: Atatürk Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet Kronolojisi, Bilgi Yayınevi, 1999, ISBN 9789754948165, sayfa 124-125.

 Canım feda olsun Ege’min kurtuluşuna, Yaşar Aksoy, Hürriyet, 07.09.2008.

Darwin’in Tanrısı

Homosapien

İnsanı tanrı yaratmıştır, tanrı her şeyin yaratıcısı ve sahibidir gibi net anlaşılması kolay cümleler bize semavi dinlerin insana ve canlılara nasıl baktığını gösterebilir. semavi dinler genelde bunu anlatırlar, anatomisiyle alakalı pek bir bilgi vermezler. Bunun yanında semavi dinler ilk insanın Adem (farklı dillerde farklı isimler almıştır) olduğunu dile getirir. Peki biz konuya şöyle bakabilir miyiz, tanrı ademi yaratmıştır ama belli evrelerden geçtikten sonra yaratmıştır. Biliyorsunuz ki ağaç bile belli evrelerden geçerek var olur kısaca tohum, fide, fidan ve ağaç insanında böyle yaratıldığını düşünebiliriz ve bunun en önemli savunucularından biri de Darwin abimizdir. Bu abimiz türlerin ortak bir atadan geldiğini ve doğal seçilim yoluyla güçlü genetik özelliklerin ileriki dönemlere aktarılacağını, zayıf genetik özelliklerin yada körelmiş özelliklerin yok olacağını söylemiştir. İnançlarla bunun çatıştığı bir ortam yoktur çünkü bu abimiz maymundan geldik demiyor, sadece maymunlarla ortak bir atadan geldiğimizi söylüyor. Onlar farklı bir tür, biz farklı… ki çok saçma bir görüş bu. Muzla da bir benzerliğimiz var genetik yönden. Ne yani bir gün bütün muzlar insan mı olacak, tabiki olmayacak. Mantıksızdır yani ama tanrı ilk insanın, insanların yaratılma şekliyle alakalı pek bilgi vermemiştir. Darwin abimiz yaptığı yüzlerce araştırma ve bir sürü seyahatin sonunda bu sonuçlara varmıştı ama ne yazık ki o kendi zamanında da bu zamanda da yanlış anlaşılmıştır. Bana göre 19. yüzyılın en önemli adamıdır.


GPEBYA

Osman Gazi

Fahruddin (Dini yayan, Dininin övdüğü kişi) Osman Bey’in Kayı Boyu yani Oğuzların Bozok Kolunun Günhan soyuna ve Karakeçili aşiretine mensup olduğu bilinmektedir. Yıkılan Büyük Selçuklu Sonrası kurulan devletler; Kirman Selçukluları, Irak ve Horasan Selçukluları, Suriye Selçukluları ve Anadolu (Türkiye) Selçuklularıdır. Anadolu Selçukluları 1400 başlarına kadar varlığını sürdürdü, gerisi ortalama 1200 yılları civarı yıkılmıştır. Daha ayrıntılı bilgi için Anadolu Selçuklu yazımı okuyabilirsin. Moğollar Türkmen beylerini Anadolu’ya doğru sürünce Türkler Anadolu’nun batısına kadar dağılıyorlar. Bursa İznik civarlarından başlayarak aşağı doğru iniyorlar. Moğolların, Türkleri Anadolu’dan itmesiyle Türkmen beyleri ve Osmanlı’nın kökleri direkt Bizans topraklarına geliyor. Anadolu’da zaten Anadolu Selçuklu Devleti devam ediyor. Bizans o dönemde Türkleri pek umursamıyor. Bizans’ın o dönem ki valilerine Tekfur deniyor. Bizans’a bağlılar ama kendi topraklarının derdindeler. 1271’de Moğollara karşı bir başkaldırı oluyor ve Moğollar, Anadolu taraflarına bazı Moğol karakolları kuruyorlar. Bu Karakollar kuruldukça Türkmen beylikleri dağlık kesimlere ve Marmara Bölgesi’ne doğru sıkışmaya başlıyor. Şimdi o dönemki duruma bakarsanız Haçlı Seferleri diye bir şey duyulmuş ve Müslüman Türkleri bir araya getirmek içinde kullanabilecek en güzel kavram İslam dini ve gaza denilen yani Arapçada cihat, tam karşılığı gaza birliğidir. (“Gazan mübarek olsun” hikayesi oradan geliyor.) Gazaya katılan kişilere yaralansın yaralanmasın savaşta bulunduğu için Gazi deniyor. Bu yüzden de Orhan Gazi, Osman Gazi olarak geçiyor. Ertuğrul Gazi Bizans’tan bayağı toprak koparıyor çünkü Gazi unvanı olduğu için Türkmen beyleri onların etrafında toplanıp savaşa katılıyorlar. Bizans’ın o dönemki dertleri hem Macarlarla hem Habsburglar’la mücadele aynı zamanda Balkanlar’dan sıkıştırılıyor. Fener Rum Patrikhanesi Doğu Roma İstanbul içerisinde ama Vatikan Kilisesi Ortodokslar, Katolikler falan Bizans’ın yanında değiller. Osman Gazi’nin babası Ertuğrul Gazi Kayı Boyunun lideri. Ben Osmanlı’yı buradan başlatacağım Kayı Boyundan. Ertuğrul Gazi Söğüt (kışlak), Domaniç (yazlak) civarında yerleşiyor. Osman Gazi’nin babasıdır. Osman Gazi’nin ismi ile ilgili Ataman Bey diye bir söylenti gezse de ben Halil İnalcık’tan aldığım gibi, Osman Gazi olarak kullanacağım. Bizans valilerinin bazıları Türkiye Selçuklu sultanına vergi veriyorlar. Ertuğrul Bey bu ara çok kavga çıkartmaya çok sataşmaya yaklaşmıyor çünkü onlarla bölgede iyi geçinmenin faydasını görüyor. Osman Gazi de sonrasında yerine geçtiğinde babası gibi düşman edinmemeye özen gösteriyor. Lakin Osman Gazi ilk önce babasının izinden gitse de sonrasında İnegöl tekfuru ile bir sürtüşmeleri oluyor. Bu sebeple de İnegöl tekfuru ile atıştığı için Karacahisar Kalesini alıyor. Karacahisar Osmanlı’nın ilk ele geçirdiği yer olarak 1288 de Osmanlı topraklarına katılıyor.
Aşıkpaşazade Tarihi’nde Karacahisar’ın fethini şu şekilde belirtmekte:
“İmdi Sultan Alâaddin tahkik haber bildi kim Osman Gazi’nün üzerine kâfirler ğalebe (üstün) leşkerle (askerle) varmışlar ve karındaşı Sarı Yatı’yı şehid itmişler. Her kankı (hangi) kâfirun leşkeri vardısa bildürdiler. Sultan dahi eyitmiş kim: Ma’lum oldı kim Karacahisar teküri bizümle yağı (düşman) olmış didi ve hem o Kermiyanoğlı (Germiyanoğlu) o ğaribleri sevmezdi, ekseri o kâfirlerün haraketi anun ihtimalindendür. Ben hod bilürin didi. Emr itdi tiz leşker cem’ olınsun der kim ol kafirler bunun kibi haraket iderler veya ğayret-i İslam bizde yokmıdur? Leşkeri azim cem’ olundı. Hücum itdiler, Karaca Hisar’un üzerine düşdiler. İşitdi, Osman Gazi dahi keldi (geldi), oda bir tarafdan cenke meşkul (meşgul) oldı. Heman Sultan kim kitdi, Osman Ğazi dahi birkac kün (gün) sabritdi. Ahir hisarı yağma itdi, feth olundı. Tekürini (tekfurunu) dahi tutdı, ğazileri ğani itdi. Şehrün evlerini ğazilere ve ğayrıya virdi. Anı İslam şehri itdi.”
* (Moğollara o dönemde Tatar deniyordu)

Karacahisar
Karacahisar Feth


Osman Gazi döneminde Karacahisar fethinden hemen sonra Eskişehir’de Hamam yöresinde ilk pazarını kurdurmuştur. (Hamam Yolu)
Bölgede kurulan pazara gelen satıcılardan bac, haraç alınması istenmiştir.
Osman Gazi’nin emrini Aşıkpaşazade şöyle nakletmiştir:
“Çün kim imdi siz eyle dirsiz, her kişi kim bir yük getüre sata iki akça virsün ve her kim ki satmasa hiç nesne virmesün ve her kişi kim bu kanunumı boza Allah anun dinin ve dünyasını bozsun” ilk haraçta bu şekilde Osmanlıda başlamış ve gelişmiştir.


Şunu unutmayın, Osmanlı’nın daha çok kuşatma taktiğiyle ele geçirmesi söz konusu çünkü askeri gücümüz çok fazla değil yani yüzbinler değilsin. Üstün silah savaş tekniklerin yok, yani her asker çok değerli. Fatih Sultan Mehmet bile o kadar topla Konstantiniye’yi kuşatıyor ve kuşatmayı kaldırmıyor, sabrediyor. Ordunun itiraz etmesine, vezirlerin çıldırmasına rağmen kuşatma ile kalenin düşmesini sağlamaya çalışıyor. Anlıyoruz ki kuşatma var, sazanlık yok. Atlamıyoruz Pepe gibi. 1299’da Bilecik fethedilince Osmanlı Beyliği’nin merkezini Bilecik’e taşıyoruz. 1301 de Yenişehir fethediliyor. 1326 artık başkentimiz Bursa. Unutmayın başkentini olabildiğince ana su kaynaklarına ve dışarıdan gelen saldırılardan korunacak şekilde kurman lazım. Bursa’nın coğrafyasını biliyorsan düz bir alanın varsa, arkasında da düz dağ varsa, düzlüğü tarım alanı dağları da sur olarak kullanabilirsin. Aradaki kısmı da yerleşkeye ayırırsın ama sonradan gelişen nüfus cahillik yapar düz ovaya yerleşir, tarım yeri kalmaz.

Osman Gazi’yi çok engelleyen yoktu ama Ertuğrul Gazi’nin kardeşi Dündar Bey sürekli engelliyor ve biraz da Dündar Beyin peşinden gitmeye çalışanlar oluyordu. Dündar Bey’in karışıklık çıkarma olasılığı büyüyünce Osmanlı Hanedanı’nın ilk kanı o dönemde akıyor. Dündar Bey, Osmangazi tarafından bir meydanda okla vurulunca vefat ediyor.
Prof. Dr. İsmail Hakkı Uzunçarşılı Büyük Osman Tarihi adlı eserinde:
“Ertuğrul Bey’in vefatından sonra idaresi altındaki müteaddid (birçok) aşiretlerden —ki bu aşiretlerin Ertuğrul’un idaresi altında toplanmalarının kendisinin uc beyi ve Oğuzların en şerefli boyu olan Kayılara mensup olmalarının da dahli vardır ibtida (ilk) kabiliyet ve cevvaliyeti sebebi ile kendisinin mensup olduğu Kayı aşireti Ertuğrul’un küçük oğlu Osman Bey’i intihap etti (seçti). Osman Bey babasının son demlerinde de ona vekâlet ediyormuş; fakat Ertuğrul’un kardeşi Dündar Bey de birliğe reis olmak istediğinden aralarında ihtilâf (anlaşmazlık) hâsıl oldu. Çünkü Kayı’dan başka aşiretler de yaşlı olan Dündar’ın reis olmasını muvafık (uygun) buluyorlardı; fakat Dündar, Osman’ın reisliği için temayül (eğilim) fazla olduğunu anlayınca amcası da Osman’ın baş olmasını muvafık buldu ise de daha sonra yeğeni aleyhine faaliyeti duyulduğundan katledildi (1298).”
Diye bahsetmiştir.
Prof. Dr. Halil İnalcık Osmanlı Tarihine Toplu Bir Bakış adlı makalesinde;
“Osman Gazi, beyliği ailenin öbür üyeleriyle birlikte idare eder görünüyor. Karacahisar subaşılığını (komutanlığını) kardeşi Gündüze vermişti. Önemli siyasi kararlarda amcası Dündar ile danışırdı. Osman güdülecek siyaset konusunda tartışmaya girdiği amcasını okla vurmuş, öldürmüş.”
Şeklinde Dündar Bey olayından söz etmektedir.
Neşri’nin belirttiği Dündar Bey’in kabrinin olduğu yer için bugün Köprühisar ile Çakırpınarı köyleri arasında olduğu düşünülmektedir. Ayrıca Dündar Bey’in bugün Söğüt’te Ertuğrul Gazi türbesinin bünyesinde de bir makam mezarı bulunmaktadır.
İznik önemli bir yerde aynı zamanda Bizans’ın başkenti. Osmanlı İznik’i kuşattığı zaman iş ciddileşiyor ve imparator 2000 askerden oluşan bir ordu yolluyor. Osman Gazi bu 2000 kişi önünde Koyunhisar Muharebesi zaferi ile büyük prestij kazanıyor. Osmanlı 1302’de kurulmuştur, Halil İnalcık böyle söylüyor. Osman Gazi’nin felsefesi “darulharp”ti. Osman Bey’in felsefesi “darulharp”, yıkmayalım fethedelim bir de içimize katıp Türkleştirelim demekti. Osmanlı’da birisi sana cizye ödemeyi kabul ettiyse yani boyun eğdiyse haraç ödüyorsa, vergi ödüyorsa Yahudi veya Hıristiyan olsun ne olursa olsun, canını alamazsın diyor. Burada Osman Bey’in bu davranışı Moğolların yaptığının tam tersi olduğu için halkın da hoşuna gidiyor. Geçtiği yeri yakıp yıkan, herkesi kesen bir Moğollar var. Osmanlı daha insanca davranarak adaletli şekilde ilerliyordu. Tabi ki Osmanlının da kılıcı keskindi ama sığınana da kapısı açıktı. Osmanlı için Avrupa’da ilerleme işin içerisine Vatikan ve papa girdikten sonra zorlaşacak. 1331 de Orhangazi babası Osman Gazi’nin yerine geçiyor. Burdan sonrası diğer yazımızın konusu olan Sultan Orhan Gazi’dir. Kısaca önemli bilgilerden bahsedecek olursam;
İbn. Battuta yazılarında Osman Bey’i Osmancık şeklinde belirtir.
Osman Gazi ilk Osmanlı parası olan bakır akçeyi bastırmıştır.
Osman Gazi ilk vergi uygulamasını yapmıştır. İlk vergi pazarcılardan alınan bac-ı bazar vergisidir. Bunu sistematik hale getiren Orhan Gazi’dir. ilk kez Hamam Yolu Eskişehir pazarında bu uygulamaya rastlanmaktadır.


Babası: Ertuğrul Gazi’dir
Annesi: Halime Hatun ( Hayme ana, Sungur Tekin, Gündoğdu Bey, Ertuğrul Gazi, Dündar Bey in annesidir yani Osman Gazi’nin babaannesidir. Osmanlı obasının Söğüt ve Domaniç’e yerleşmesiyle belli bir dönem devlet yönetimini eline alması ve devletin kuruluşunda hayati rol oynaması sebebiyle “Devlet Ana” olarak da anılmıştır. Vefat edince Domaniç ilçesine bağlı Çarşamba Köyü’ne gömülmüştür.)
*Dedesi Süleyman Şah(Kutalmış Oğlu Süleyman Şah ile karıştırılsa da Ertuğrul Gazi ve Kutalmış oğlu arasında 100 yaşı geçkin yaş farkı bu Süleyman Şah’ın başka bir kişi olabileceğini göstermektedir. Bazı kaynaklara göre Osman Gazi’nin dedesi Gündüz Alp’tir. Çünkü ilk oğlun adı Türk geleneğinde Dedesinin adı olabilmektedir.) büyükannesi Hayme Hatun (Süleyman Şah’ın eşi), Osman Gazi’nin babası Ertuğrul Gazi ve annesi Halime Hatun’dur.
Osman Gazi’nin doğumu; Söğut,1258?
Vefatı: Bursa, 1326’dır.
Hakimiyet sınırları: 16.000 km²
Osman Gazi’nin eşleri: Şeyh Edebali’nin kızı Rabia Bala Hatun ile karıştırılan Mal Hun’un babası Anadolu Selçuklu Veziri Ömer Abdülaziz Bey’dir. Vakfiyesinde adı Mal hun binti Ömer Bey olarak gösterilmiştir. Evlilik sebebi o dönem Ertuğrul Gazi’nin Anadolu Selçuklu Devletiyle arasını sıkı tutmak için olabilir. Bu bağlamda düşünürsek Osman Gazi’nin ilk evliliğinin devlet çıkarı için olabileceği sonucuna varabiliriz. Bu konuda kaynak az ve doğruluğu düşüktür. Osmanlı padişahlarının yabancı kadınları sarayda Müslümanlaştırarak evlenme geleneği Osman Gazi zamanı Osmanlı bünyesinde olmadığı için Mal hun Hatun’un Türkmen kızı Yörük bir Türk olduğu kesindir. Mal hun hatunun Oğlu Orhan, Osman Gazi’den sonra yönetime geçmiştir. Osman Gazi’nin severek evlendiği 2. evlilik olan Rabia Bala Hatun; Şeyh Edebali’nin kızı ve Şehzade Alaaddin’in annesidir. Kendisi Bacıyan-ı Rum un yöneticisiydi. Babası Ahi teşkilatı bünyesinde önemli bir şahsiyettir. Osman Gazi’nin de hocasıdır.

KRONOLOJİ
1281 – Ertuğrul Gazi’nin vefatı ve Osman Gazi’nin Bey olması
1284 – Ermeni Beli Savaşı ve Osman Gazi’nin yeğeni Bayhoca’nın şehâdeti
1285 – Kulacahisar Baskını / Kuluca Hisar’ın fethi Osman Gazi’nin ilk askeri başarısıdır.)
1286 – Domaniç/İkizce Savaşı ve Osman Gazi’nin ağabeyi Saru Batu Savcı Bey’in şehâdeti, (İnegöl ve Karacahisar valilerine karşı yapılmış bir savaştır ve savaşı Osman Gazi kazanmıştır.)
1288 – Karacahisar Kalesi’nin Fethi
1289 Selçuklu hükümdarı Alaeddin Keykubat yaptığı hizmetlerden dolayı Eskişehir ve İnönü bölgesini Osman Gazi’ye armağan etmiştir.
1299 – Bilecik, Yarhisar ve İnegöl Kaleleri’nin fethi, Osman Gazi adına hutbe okunması, Osman Gazi’nin bağımsızlığını ilan etmesi.
1300 – Yenişehir’in kurulması, Yundhisar ve Yenişehir Kaleleri’nin fethi.
1301 – Köprühisar Fethi ve İznik ablukasının başlaması ve Dündar Bey’in katli,
1302 – Bafeus (Koyunhisar) Savaşı, Kirmasti, Mıhalıç ve Ulubat’ın fethi.
1303 – Dimboz/Dimbos Savaşı ve Bursa,İznik ablukasının başlaması
1306 Kestel, Kete ve Ulubat kaleleri’nin fethi ve Dinboz Zaferinin kazanılması.
1304 – Osman Gazi’nin Güney Sakarya (Lefke, Mekece, Akhisar (Pamukova), Geyve) Seferi ve Köse Mihal’in müslüman oluşu
1305 – Orhan Gazi’nin Güney Sakarya (Karaçepüş ve Karatekin) Seferi
1305-23 – Akçakoca ve Konur Alp Akınları
1324 – Osman Gazi’nin vefatı

*Savaşlar ayrı bir yazıda işlenecektir.

Osman Gazi عثمان باک (Osmanlı Türkçesi)

Osman Gazi

kayi-boyu-iyi.

Kayı Bayrağı