Yazı kategorisi: Edebiyat, İnsan

Ay Yüzü

Merhaba gün aşan denizlerin karası,
Aşk girdabında bezendiğin mevsimler,
Baharlar dolusu memleketim,
Merhaba…
Avuç içi kahkahalardan sıyrılıp
Dua tebessümü ettiren derya,
Yakası hala beyaz, aşk gömleğim,
Akdeniz’in güzelliğisin.
Bir martı sesini özlemek şimdilerde,
Yalancı martılar eşliğinde yolların gözlemek,
Göçe mahkum kuşları yad edip severek
Tabii olduğum güzergah sensin.
Denize karışan akvaryumları hatırla.
Göğe uzattığımız aşkları da,
Yaş almış unutulmuşlara,
Buruşmuş bir çift avuca
Ölümü unutturan sensin.
Hayat bir uykudur,
Yaşamak, sana dalgın bir nefes.
Hasret, bülbülde kara kafes,
Bülbülün gülü sensin…


Yazı kategorisi: Güncel

Derin Yalnızlık

Sizlere yazmakta olduğum “Prangalar Ardında Eskitilmiş Yalnızlık” kitabımdan bir bölüm paylaşmanın mutluluğu içerisindeyim. Keyifli okumalar dilerim efenim…

Sevgili dost;
Koca evrende muazzam yaratılan her şey gibi, hepimizin muazzam bir kalbi var. “İçlerinde kötüler de var, öylesi bir kalp muazzam olamaz” dediğini duyar gibiyim.
Şunu unutma ki, her insan doğası gereği iyilik barındırır içinde. Fakat her insan aynı yaşama sahip değildir. Çevre faktörleri, insan ilişkileri, aile yapıları küçük bir çocuğu ileride bir canavara dönüştürmeye yetebilir. Hiç düşündün mü, küçükken her çocuk ne kadar da masum… O masum çocukları evirip çevirip kötü kalplere dönüştüren elbette bir sebep olmalı değil mi?


Keşke her insan parıltılı yaldızlar içerisinde büyüyebilseydi. Evet bunu isterdim dost. Elbette senin o iyilik dolu yüreğin de isterdi. Hayat gerçekleri yüzümüze vururken, her insanın bambaşka serüvenden geçtiğini görebiliriz. Gördüklerimiz ile isteklerimiz bambaşkadır. Bu yüzden kimsenin hayat hikayesini bilmeden ona kızma derim ben. Zor bir süreçten geçerken her insan asabi davranışlar sergileyebilir. Bu durumu olağan da görmüyorum fakat en azından anlaşılmaya ihtiyaçları var.


Belki de bu satırları okurken aslında o kişi benim diyebilirsin. Geçirdiğin onca süreçten sonra içinde bitmek bilmeyen nefret ve sinir duygusu ile baş başasın. Çevrendekiler ne yaşadığını bilmeden sadece şu anki davranışlarınla seni eleştiriyor olabilir. Sonra dönüp hem o kişilerden hem de onlara bu davranışı sergilemeye sebep olduğun için kendinden nefret etmeye başlayabilirsin. Nefretin öyle büyür ki bir başkasını bırak, kendini dahi sevemezsin. Kendi benliğini sevmeyen insanı ise kimse sevemez dost.


Yaşadıklarından bir ders çıkar diye kestirip atmak istemem. Seni anlamayı seçiyorum dost. Ve senin de kendine anlayışla bakmanı, kendini sevmeni istiyorum. Sevgi her şeyi güzelleştirir…


Evrende güneşin kendini beğenmediği için bir daha doğmak istemediğini görmedim. Uğur böceğinin, diğer böceklerden daha çok sevilmesini kibre dönüştürdüğünü, yıldızların ben olmasam geceleri vasattır dediğini hiç görmedim. Köpekler kadar kedilerin de vefalı olduğunu, üstelik her böceğe, en çirkin dediğimiz böceğe bile evrende ne kadar ihtiyacımız olduğunu gördüm.


İnsan dünyada çirkinlik görmek isterse, en güzel manzaralara bile burun kıvırır. Ve bir güzellik görmek isterse aynaya bakması yeterli… Görmek aslalonı da ortaya çıkarmaz belki, görmenin ötesinde olan şey hissetmektir. İşte bir insan en güzel tabirle, hayatında bir güzellik görmek isterse, kalbini hissetmesi yeterlidir.

Şimdiye kadar hiçbir şekilde güzel hisler barınmadı belki içinde. Yalnızlık duyguların öyle kapladı ki içini, hiçbir dost, hiçbir mekan seni o yalnızlıktan çıkaramadı. Seni bu duruma iten sebepleri düşünmek istesen yaşadığın hangi durumlar seni korkuturdu? Tüm bu sebepleri ve kendine korkunç gelen yaşadıklarını bir kağıda yazabilir misin dost? Yazmak fark etmediğimiz çoğu durumu açığa çıkarır. Yazdığın her maddeyi  tekrar tekrar okuyup aştığın o koca zorluklara bir bak. Hiçbiri seni devirmeye yetmedi. Aksine gülümseyen gücünün farkına var. Tüm bu zorluklar yıkılmana sebep olduysa da ne olmuş? Kimse yan yattı diye ayağa kalkmaktan vazgeçer mi?


Seni huzursuz eden nedir dost? Yalnızlığa mahkum eden ne?
Fazla kilolarınla, yüzündeki kırışıklıklarınla, bedeninin minikliği ile her zaman özelsin. İnsan kendi içini fark ettikten sonra inan bana asla yalnız değildir. Yalnızlık tek başına sinemaya gitmek, tek başına kahve içmek değildir ki… Elbette insan kendine, kendi başına vakit ayırmalıdır, bunu sakın unutma.


Yalnızlık belki de çevrende anlaşabileceğin onca insan varken hepsine yüzünü dönmektir. Belki de hiçbir insana güvenmemektir. Durup dururken bu düşüncelere kapılmadın. Kendini suçlu hissetme. Suçluluk duygusu hiçbir zaman bırakmaz insanın yakasını. Ve mutlu olmaya hep engeldir. Bu duyguları hissetmen, yaşamış olduğun, geçmiş olduğun süreçlerden kaynaklı elbette. Güven duygunun alt üst edilmesinden dolayı bütün insanlığı güvensiz algılayabilirsin.
Çevrende duyduğun onca yalandan sonra sanki herkes sana yalan söyleyecek gibi gelir.
Tüm bunları seninle aşabiliriz dost. Elbette ki hayatın boyunca bu gibi durumlar başına gelecek. Her insanın yaşayabileceği bir durumdan bahsediyoruz. Yalnız kendine davranılmış gibi hissedip neden hep ben diye düşünme.


Yalnızlığa alışmış olman, yeniden hayatına güzel insanlar almayacağın anlamına gelmez. Hem çevrende eminim seninle anlaşabilecek güzel insanlar hala var.
Bunun için sosyal çevre edinebilirsin. Merak duyduğun aktiviteleri deneyimleyip bu arada kendine göre arkadaşlıklar edinebilirsin. Yeni hayatlar keşfetmek, yeni ufuklara yelken açmak gibidir. Kötü de olsa her insandan öğrendiğimiz bir şey vardır. Kötüler sayesinde, iyi insanların kıymetini anlarız. Ve çabucak tanıyabiliriz artık bu insanları…


Sevgili dost, şimdi sevmediğin yalnızlığın karanlık yanına mı sığınacaksın? Dışarıda akan bir dünyada, sen hep mutsuzluğu, hüznü mü yakıştıracaksın kendine?
Mevsimler ardı ardına değişirken, tüm güzellikleri doğa önüne sunarken, sen tüm bunlara burun mu bükeceksin?
Her şey kendiyken güzeldir dost, sense özgürlüğüne aitsin. Haydi git ve özgürlüğüne dokun!!!

Yazı kategorisi: Güncel

Bağlar

Bir akşam serinliğinde cılız kelimeler fısıldar ya kulaklara… Öylesi tiz seslere hazin geceler eşlik edermiş. Ötesi görünmeyen köyler kılavuz istemez ya… Öylesi yollara kalbin yarinliği eşlik edermiş. Bir saklı giz içinde açılıverir dünya. Açılmaz ruhun sancısı. Elde edemeyişler vardır bilirsin. Çabalamanın kıyısında yaşadığın, yaşamaya itildiğin kıyılar…

Şimdi seninle bir yazgımız olsun desem, gitmeleri meşhur edersin. Yazgılar bile çirkinleşir harikalar diyarında. Şimdi bir umut çizsem, kurşunlara zam gelir. Ayrık otlar biter gönül tarlasında. Koparılmayan bağların aksine güçlüdürler. Çünkü bağlar elbet bir gün koparlar…

Yazı kategorisi: Edebiyat

Geçmiş Moda

Camların ardında biriken toz taneleri
Yaşanmışlık hissi veren
Gri duvalara eşdeğer.
Altında turuncu plaklar gizli gri renkler…
Milyon yıllık bir pardesü giymiş boyacılar,
Giyilebilir.
Sarısına siyah, alına mor
Karışabilir…
Geçmiş sözlerin, lügatların,
Abc’si silinmiş alfabelerin,
Hatta yalan ardı saklı kirliliklerin
Önemi yoktur, atılabilir.
Sandıklarda kokar en taze anılar
İçlerinde sonsuz heves,
Sonsuz düş kırıklığı…
Zıt düşünceye gebe ömür,
Birinde çağlayan hayat
Diğerinde inci göz yaşı…
Ve umulur, unutulur da.
Sandıklar bir evden diğerine geçer.
Akıl kalır gri boyalarda.
Turuncular aniden gün ışığına çıkar.
Bu alelade bir bekleyiş değil,
Bir çocuktan bin heves eder.
Ansız tablolar barınır
Alacalı kalbimin hizalarında.
Denk düşer iki el,
Duyulabilir en derin nidalarda.
Milyon yıllık pardesüler,
Kokusu kaçmayan gül suları
Elleri nazik kına merasimleri…
Özlenebilir…
Modası geçmez türküler çalar
Hoş sokakların birinde.
Ansız davulcular belirir ya
Belirebilir…
Bir büyük menekşeyi andırır gözler.
Afrika menekşeleri de dahildir.
Edilebilir…

Yazı kategorisi: Edebiyat, Güncel

Vuslat Duaları

Vera fısıldadı;

Zoru eyleyen gidişleri al,

Ayakların geri adımlarını…

Soğuk ellerin vuslat dualarını silkele.

Vakit tamamdır,

Akşamdan kalma buseler dinmiştir

Gidelim…

Ah Vera…

Kaçıncı yüzyılın tablosunu andırır gözlerin?

Kaç bahar eskitmiş taş duvarların, kaç?

Kanadı kırık kuşlar tamircisi

Tik tak öten saatlerin içine

Kondurmuştur

En güzel sesi.

Kon-dur

Muş

En güzel sesi.

Vakit tamamdır,

Beyaz gerdanından gülümser gece,

Beni al

Beni de al dercesine…

Seni saklamak isterim,

Bir bulut aramaktan deliye dönmüştür

İyice saklamak seni…

Olduğun yerden çekip almak,

Kuyuların taş kesildiği kovalara nispet

Göklere çıkarmak seni…

Vakit tamamdır,

Dur-

Duramazsın,

Aşk sarhoşu yalnızlık gecelerini,

Seni bana ayırmak

Yalnız seni…

Yazı kategorisi: Edebiyat

Sevgi Duvarı

Sen miydin o yalnızlığım mıydı yoksa
Kör karanlıkta açardık paslı gözlerimizi
Dilimizde akşamdan kalma bir küfür
Salonlar piyasalar sanat sevicileri
Derdim günüm insan arasına çıkarmaktı seni
Yakanda bir amonyak çiçeği
Yalnızlığım benim sidikli kontesim
Ne kadar rezil olursak o kadar iyi

Kumkapı meyhanelerine dadandık
Önümüzde Altınbaş, Altın Zincir, fasulye pilakisi
Ardımızda görevliler, ekipler, Hızır Paşalar
Sabahları açıklarda çöplüklerde bulurlardı leşimi
Öyle sıcaktı ki çöpcülerin elleri
Çöpcülerin elleriyle okşardım seni
Yalnızlığım benim süpürge saçlım
Ne kadar kötü kokarsak o kadar iyi

Baktım gökte bir kırmızı bir uçak
Bol çelik bol yıldız bol insan
Bir gece Sevgi Duvarını aştık
Dustuğum yer öyle açık seçik ki
Başucumda bi sen varsın bi de evren
Saymıyorum ölüp ölüp dirilttiklerimi
Yalnızlığım benim çoğul türkülerim
Ne kadar yalansız yaşarsak o kadar iyi
Ne kadar yalansız yaşarsak…

Can YÜCEL

Yazı kategorisi: Edebiyat, Kişisel Gelişim

Hayatın Anlamı: Bir Uzun Yolculuk

 Gözlerimizi dünyaya açtığımız andan itibaren olgunluk yolunda verdiğimiz çaba ve hayatta kalma dürtüsü… Bu dürtülere yeni çağ ile eklenen, insanlığı, hayvansal sistemlerden ayıran düşünme ve anlam arayışları…

 İnsanın id ve ego çatışmaları çocukluktan itibaren başlamaktadır. Çocuklukta boy gösteren ket vurmalar zamanla ebeveyne karşı çıkmayı da beraberinde getirmektedir. Bağımsız birey olma yolunda atılan adımlar, hayatta var oluşumuzu kanıtlama çabalarından biridir. Peki ya insan, yaşadığı evrende yalnızca var olduğunu mu ispat etme çabasındadır?

 İçinde bir yerlerde narsistik tohumlar barındıran insan, çevresi içinde ele alındığında hem kalıtımın hem de sosyal çevrenin etkisi altında olduğu görülebilir. İnsan yaşadığı müddetçe içine, derinlerine inmeye çalışır. Derinlerindeki narsistik duygulara takılı kalanlar, hayatlarındaki ben merkezciliğinde kaybolurlar. Aksine narsist duygulardan çok huzur dolu arayışlara karışanlar, asıl hayat yolculuğuna ulaşmış olanlardır. Öfke ve hırstan uzaklaşıp saf öze inen insan, kendini bulmanın erdemine ulaşır. Görmeyen gözün görmesi, duymayan kulakların duyması gibi karanlık noktalara ışık olur öz benlik…

 Küçük ve önemsiz gibi görünen şu insan ömründe mutlu olmak adına hayatın anlamını arar dururuz. Ruhumuzu son ana kadar huzura erdirmek isteriz. ‘Yunan stoacı filozof Epiktetos’ a göre ruh, su dolu havuz gibi olduğu için gerçek nimetleri itmeyen bir yapıya sahiptir. Ruhun kanatları bu havuzu aydınlatan ışıktır. Havuzun suyu dalgalandıkça ışığın da dalgalandığı sanılır. Oysaki ışık olduğu gibidir. İnsan için de bu böyledir. O bulanık ve üzüntülü iken, erdemleri bulanık ya da sarsılmış değildir. Onun özündeki güçler kıpırdanmıştır. Bu güçler durgunlaşınca her
şey durgunlaşacaktır. Bu açıklamalar göstermektedir ki insanın ruhu sakin,
huzurlu, ahenk içinde olursa yaşamı da mutluluk içinde olmaktadır. Bu ahenk
bozulursa yaşamı da karmaşık olacaktır. O halde insan ruh huzurunu sağlamak
için bunu bozacak şeylerden uzak durmalıdır.
Düşünürümüz, insanların erdemli olma özelliklerini ortaya çıkartmak için
‘bencillik’ ve ‘imansızlık’ gibi iki olumsuzluğu ruhlarından söküp atmaları gerektiğini belirtmektedir. O, öğrenilmesi gereken ilk şeyin, her şeyi yöneten bir
Tanrı’nın varlığını, yalnız davranışların değil ama duyguların ve düşüncelerin
de ondan saklanmayacağını bilmek, sonra da onun niteliğini çözmek olduğuna
inanmaktadır. Epiktetos, ruhtan atılması gereken imansızlığın ancak bu şekilde ortadan kaldırılabileceğini ifade ederek insanlığa şu çağrıyı yapmaktadır:
“Ey insanoğlu! Tanrı’nın sana verdiği nimetlere karşı nankör olma… Özellikle
de bunlardan daha değerli olan her şeyi kullanmak, denemek ve her şeye değerini vermek gücünü armağan ettiği için şükret.”

Azla yetinmenin gücüne, iyiye, erdeme ulaştığımızda, yaşamak için bir sebebimiz kalmadığında bile kendimiz için yaşamayı bildiğimizde belki de anlama yaklaşmış oluyoruz. Kusursuz bir dünyada, kusurlu varlıklar olduğumuzu kabul ederek, ne geçici olduğumuz gerçeğine saplanıp ne de gitme vakti geldiğinde hazırlıksız yakalanan umutsuzlara dönüşmeliyiz. Benliğimizin yol göstericiliğine inanmalıyız. Kendimize inanmalıyız. Hayatı zindan etmek yerine, küçük mucizelere hayranlıkla bakmalıyız. En çok da kendi yaratılış mucizeliğimize…

Son olarak sizlere hayatın anlamıyla ilgili okuduğum ve baş ucu kitabım haline gelen kitabı tanıtmak isterim.

“İnsanın Anlam Arayışı /Viktor Emil Frankl”

Hayat yolculuğunuzda bu kitabı okuyarak bir nebze de olsa anlama ulaşacağınıza eminim.

Bu güzel yolculuğunuzda anlama ve kendinize ulaşmanız dileğimle…

Kaynakça : Dini Araştırmalar, Temmuz – Aralık 2011, Cilt : 14, Sayı : 39, ss. 115- 138