Yazı kategorisi: İnsan

Gençler??

Yılların öğretmen olduğu zamanlardan geçen öğrencilerin yani gençlerin kelimeleriyle yazıyorum.

Ortaokul yıllarından sonra liseye kadar uyanmak zordur. Gözlerimiz açıktır fakat sadece bakar. Gözlerin gerçekleri görmeye yeni başlayacağı lise ve tamamen açılacağı üniversite çağlarını atlatan gençler. Lisede en iyi üniversiteye gitmesi için çabalanan ama arzuları sorulmayan gençler. Üniversiteye başlarız, bu ortamda yeni gelenlerin geneli acemi birliğidir. Şu gelir gelmez benim son sene olmama rağmen tanıdığımdan 3 kat fazla öğrenciyi tanıyan, kendinden 5 yaş büyüklere lan, oğlum, kızım şeklinde hitap eden parazitleri görmezden geliyorum. O bireyler üniversitenin amfisini podyum sanar. Hedef ortalama veya atanmadan ziyade popülerliktir. Bu gibi karın ağrısı bireylerin yanında bir de yeni gittiği bölgede ikamet eden ayaklı ve kafası insana benzeyen sürüngenler vardır. Bu sürüngenler gece çıkar. Gece avlanır. Bu kadar hayat mücadelesinin ve telsiz parazitlerinin içinde kendini kurtarmaya çalışan üniversiteli genç dersleri dinler, not alır. Aldığı notları sınav zamanında podyumdan inen dilenciler dilenecektir falan oralara girmiyorum konu uzamasın. Bu problemler yetmezmiş gibi çevre faktörü ve maddi manevi sorunlar gençlerin her zaman yakasındadır. Buz dağının görünen kısmı diplomadır. Görünmeyen kısımlarını üniversite 1. Sınıf öğrenci kimlik kartlarındaki vesikalıkla şimdiki halini karşılaştırarak anlayabilirsiniz, anlamazsanız gençlere sorun onlar zaten dolu anlatacaktır. Diploma almaya yakın bu gençlerin bazılarını bi kibir sarar. Çabalamıştır fakat çabasının karşılığını alabilmesi için önünde bir sınav vardır. O sınavın atama kontenjanı da 155 falansa vay o gençlerin haline… Eğitim hayatı biter veya bitmeden toksit akrabalar kalan pozitif hormonlara (Serotonin vs.) üşüşür. Yiğenim atandın mı? Kız var mı?… Ya bu öğretmenlik mesleği bu ülkede önemsenmiyor ataması da düşük 80 taban puanıyla 150 kişi atayan bir bölüme niye geldim gibi meslekte atanma, iş bulma kaygıları başlar. Üstüne yapılan adaletsiz atamalar ve liyakatsiz insanlar da kene gibi baş gösterir. Mesela öğretmen ataması 20.000’dir ama papaz ataması 999999999’dur veya evinde rahat koltuğunda alınıp çok yüksek mertebelere getirilen yandaşlar, seçilmiş kişiler!  Bunlar ufak ve aşırı saçma örnekler tabi, böyle şeyler muz cumhuriyetlerinde olur. Gelelim asıl meseleye gençler! Twitter’da söylemek istediklerini twit olarak yazanları görüyorum, üslubu bozuk ve sürekli gergin, atarlı giderli sözler falan. Öncelikle şunu bilin ki sizleri konuştuklarınız kadar, cümle kurabildiğiniz kadar adam yerine koyarlar. Argo yazan birini dikkate almazlar. Sorununuz varsa sorununuzu iyi dile getirmelisiniz. Haklı olduğunuzu sözlerinizde göstermelisiniz.

Bu gençlerin kafasına evlilik fikrini sokup sürekli baskı yapan çevre faktörünün düşüncesiz tavrı gençleri de düşüncesiz evliliklere sürükler. Hadi evlendi diyelim bu adam/kadın işsiz neyle karşılayacak? Evi var mı nerede yaşayacak? İş vermediniz, 2 yıl tecrübe ve askerlik şartı koydunuz. Herkes 2 yıl istiyor da bu birey nerede deneyim yapacak? Bu saçma denklemlerin içinden sıyrılmaya, mutlu bir yuva kurmaya çalışan gençlere bir de düğün sırasında yüklenirler. “Damat para babasıdır” algısıyla araç önleri kesilir falan. Evlendiler, birey bir özel sektörde iş buldu veya (hayal ama) atandı. Bu genç birey ne kadar mutlu soran oldu mu? Evlendi manevi olarak mutlu ama maddi olarak mutsuz. Aldığı eşyaların taksiti için bir kaç yıl çalışacak falan. Gençlerin çok sorunları var içlerine attıkları. Oku, oku, oku, iş bul, evlen, evlendikten sonra sana nasılsın diye sormazlar, çocuk nerde? Çocuk yapın. Bir sonraki yazıda bu toksit akrabalar ve çevrenizdeki kenelerden nasıl uzaklaşabilirsiniz ona değineceğim. Bu keneler her zaman mükemmeldir. Sınavlarda diğerleriyle yarışır, çalışır çalışmıyorum falan der. Bu ufak oyunlarla sizlere negatiflik aşılarlar. Siteyi takipte kalın. Başka yazılarda bu sinekleri kovup geceleri daha rahat uyuyabilmeniz için sinek kovar öneriler sunacağız.

Sizlerin kaygıları neler? Yorumlarda tartışalım sevgili okurlar.

-Mustafa BAHAR