Etiket arşivi: Kadın

DÜNYA’NIN İLK ÜNİVERSİTESİNİ KURAN KADIN: FATIMA EL-FIHRI

 
Nasıldı kadınlar eskiden?
Eski Türklere gidip biraz kadından bahsedelim. İskitler, Hunlar, Göktürkler…
Orta Asya Türk Devletler’inde kadın her zaman üstün tutulmuştur. Onun da kılıç kuşanıp at sürmesi, ok atması günlük yaşamın bir parçası halindedir. Türk Mitolojisi’nde ise kadın, üstün bir varlık olarak tasvir edilmiştir. Hatta öyle ki Yaradılış Destanı’nda kadın, kainatın yaratılışına sebep olan bir ilham kaynağı olarak görülmüştür

 Kadınlar ne erkeklerden üstün görülürdü ne düşük. Kadın, erkeğin tamamlayıcısıydı. Gerek toplumda gerekse de özel yaşamlarında bu hep böyle olmuştu. Bunlar M.Ö. 3000-4000 zamanlarıydı. Şu an M.S. 2018 yılındayız. Sizce hangi yıl gerçekten daha geride?

Şimdi biraz daha ileriye gidelim. İslam zamanına. Hani bugün İslam, kadınların evde oturmalarını sadece ev ile ilgilenip başka hiçbir şey yapmamalarını istiyor diyenlere inat, Hz. Hatice annemizi göstermek istiyorum onlara. Hz. Hatice, ticaretle uğraşan bir kadındı. Yani toplumun tam içerisindeydi. O halde şimdi ne değişti? Zihniyetleriniz mi? Ona göre mi yorumlamaya başladınız dini? Bana Ahzap Suresi’nin 33. ayetini göstermeyin.* Orada aslında ne demek istediğini aklı olan, düşünen herkes anlayabiliyor. O zamanki şartlara göre bugünü yorumlayamazsınız. Müslüman bir kadın, toplumda daima var olmalıdır.
Biraz daha ileriye gidip 859 yılına geliyoruz. Fas’tayız bu sefer. Ve bu yılda ne oldu biliyor musunuz? Dünya’nın ilk üniversitesi kuruldu. Faslı Müslüman bir kadın olan Fatima el-Fihri tarafından. Üniversitede İslam ve Fıkıh dışında, tıp, astronomi, bilim, matematik, tarih, coğrafya gibi bilimler de okutuluyordu.

Müslüman bir kadının kurduğu, UNESCO Dünya Mirası listesine giren dünyanın ilk üniversitesinin adı Karaviyyin Üniversitesi’dir.

Profesör Doktor Ekrem Buğra Ekinci hocamız ne yazmış bakın: Hicrî III. asırdan itibaren mescidlerin yanında ayrı medreseler kurulmaya başlandı. Daha önceki câmi’ isminin hâtırasına uyarak bunlara da câmi’ (toplayıcı) denildi. Avrupa’da bunun Lâtince karşılığı universitatis kelimesi kullanılır. Üniversiteler külliyelere ayrılırdı. College kelimesi, külliyeden alınmadır. Her birinde farklı bir ilim öğretilirdi. Müslümanlara ait üniversitelerin, Avrupa’ya tesiri bilhassa buradaki akademik derecelendirme, kıyafet, isim ve binâların mimarîsinde bugün bile yaşamaktadır. Türkistan’daki eski medreseleri gezenler bilir: Bir avlu etrafında iki katlı dört duvarlı taş bir binâ; avluda havuzlu bir bahçe; alt katta dershâneler, idare, hocaların odaları, yemekhâne ve mescid; üst katta talebe odaları… Oxford gibi eski Avrupa üniversitelerinde hep bu mimarîye rastlanır. Şu kadar ki girişteki mescidin yerini tabiatiyle şapel (kilise) almıştır. Burada giyilen kepler bile, Müslüman ulemânın taylasan denilen serpuşundan alınmadır.

Görebiliyor musunuz Müslümanlar’ın ve bir kadının etkisini? Kadın okursa, dünya okur. O zamanın toplumuna bir bakın. Gelecekte olmamız, onlardan daha gelişmiş olduğumuzu göstermez. Şimdi günümüze gelelim. 

Tavakkol Karman, 2011’de Nobel Barış Ödülü’nü alan ilk Yemenli aktivist. Yemenli kadınları koruyan ve onları toplumun bir parçası olması için sürekli hareket halinde olan Müslüman bir kadın.

Dalia Mogahed, Mısırlı bir ailesinin çocuğu olarak Amerika’ya göçmüş. 2009 yılında Obama’nın baş danışmanı olarak atanmıştır. Bu konu hakkında bir röportajında şöyle diyor: Bazı Arap ülkeleri ve Türkiye’de başörtülüler okullara ve devlet dairelerine alınmazken, başörtülü bir bayanın Beyaz Saray’da danışman olması gerçekten ironik. Ama demokrasi, insan hakları ve yasal eşitlikler açısından bakıldığında, göreve layık olan kişinin ne dini ne ırkı ne de kıyafeti önemlidir.

Mona Haydar, Suriyeli-Amerikalı rap şarkıcısı, aktivist. Amerikalı eşiyle birlikte Müslümanlar’ın ve İslam’ın öcü olmadığını anlatmayı kendine ilke edinmiş bir kadın. Dinlemek isterseniz aşağıya linkini bırakıyorum.

İbtihaj Muhammad, Amerika’yı ulusal yarışmalarda temsil eden ilk Müslüman kadın. Bakın ne demiş sevgili İbtihaj: “Çocukken insanlar bana siyahilerin eskrim yapamayacağını, hatta müslümanların eskrim yapamayacağını söylerdi. bu yüzden Amerika’yı yalnızca bir sporcu olarak değil, farklılıkların ve çeşitliliğin ülkesinden canlı bir örnek olarak da temsil edebilmek benim için çok şey ifade ediyor. Kültürlerin kaynaşmasının önündeki engelleri yıkmak istiyorum.” Nitekim başardı da.
Kendi benliklerinin, güçlerinin farkında olan ve oturmak yerine yapacak daha iyi işler bulmuş kadınlar bunlar.
Örnek Müslümanlar’dan, ülkesini para için satan, kimseye kapısını açmayan, çalan çırpan, yolsuzluğu olağan gören, özgürlükten bahsedip kadınların özgür iradesiyle taktıkları başörtüleriyle onları okula dahi almayan Müslümanlar’a… Çok acı gerçekten.  Sahip çıkılmayan bir din, gözlerin hırsa bürünüp daha çok para ve mal isteği, dinlerin istenilen gibi yorumlanıp yozlaştırılmaları… İslam, öğrenmeye bu kadar önem verirken nasıl oldu da bilgiden korkar hale geldik? 

Peygamber Efendimiz dünyaya yeniden gelse ve bu halimizi görse nasıl bir hayal kırıklığı yaşardı, tahmin bile edemiyorum? Ölen çocuklar, zalim yöneticilerin demokrasi getirme vaadiyle tonlarca kan dökmeden terk etmediği ülkenin masum vatandaşları, fanatik müslümanlar, kör müslümanlar, benliğini kaybetmiş müslümanlar… Bir dili olsa da konuşsa Yemen, Afganistan, Suriye… Ne acılar saklı o topraklarda. Buna göz yuman, şu gelip geçici dünyada üç kuruş paraya minnet edip kenara çekilen ve üç maymunu oynayan herkese dokunsun bu cümleler.
Bugün sana üniversite kur demiyorum. Gidip körlemesine savaş, islam düşmanı herkesi katlet de demiyorum. Susma diyorum. Sesin çıksın, kim olduğunu bil, gücünü farket. Burada erkek düşmanlığı ya da feminizm ya da radikal islamcılık harekatı düzenlemiyorum. Hiçbiri değilim. Sadece bazı şeylerin farkında olduğumu düşündüğüm kendince bir yazarım. Tüm bunların aksine hem erkeklerin hem de tüm dünyanın güzel seyri için istiyorum bunları. Çünkü bugünlerde neyi savunursan seni onun fanatiği sanıyorlar ve saldırmaya başlıyorlar kendilerinin fanatik olduklarından bihaber. 
Karşındakine baktığında ne görüyorsan, aslında sen de bir parça osun. Ben bir aktivist veya başka bir şey değilim. Sadece farkındayım. Tüm bu kendini bilmezliği, vahşeti, varoluşsal sancıları, dünyanın sömürülmesini ve acıları alt tabakanın çektiğinin farkındayım. Bunun farkındalığını oluşturmak için de Hz. Nuh kadar yaşama şansım olsa, tüm yaşamımı bunu yazarak geçirmeye varım. 
Uyanın artık. 
Kadınlar sizin bir malınız değildir. 
İslam geri kafalılık demek değildir. 
Ayetleri, hadisleri kafanıza göre yorumlamaktan; kadın bedeni üzerinde hak sahibi olduğunuzu düşünmekten vazgeçin.
Ve siz kadınlar! Kimse size dokunamaz. Kimse sizi gözleriyle taciz edemez. İstediğiniz bir şey olduğunda, etik değerler içerisinde, gidin ve onu alın. Korkmayın. Korku sadece bir illüzyondur. Sen orda olmasına izin verdiğin sürece o orada var olacaktır. 
Sevin, sevilin ve asla aldatmayın. Aldatılsanız dahi. Boşverin, önünüze bakın. Yaşam, siz ona katılsanız da katılmasanız da devam ediyor. Treni kaçırmayın. Ve son bir şey:
Güçlü olun.  Çünkü öylesiniz.

——-*”Evlerinizde oturun, eski cahiliye âdetinde olduğu gibi açılıp saçılmayın. Namazı kılın, zekâtı verin, Allah’a ve Resûlüne itaat edin. Ey Ehl-i Beyt! Allah sizden, sadece günahı gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor.” (Ahzab, 33/33)

Şarkı linki: https://youtu.be/XOX9O_kVPeo

Toplumsal Cinsiyet Eşit(siz)liği

Öncelik olarak kavramların içeriğine göz atalım istiyorum.

Toplumsal Cinsiyet: Erkek ve kadın arasında toplumsal ve kültürel olarak belirlenmiş farklılıkları ifade etmek için kullanılan bir kavramdır. Örneğin roller ve sorumluluklar toplumsal cinsiyet kavramını oluşturur. Rol ve sorumlulukların eşit ve eşitsiz olması buradan gelir. Kadın ve erkeğin rol ve sorumlulukta eşit değil tartışması da…

Toplumsal Cinsiyet Rolleri : Kadın ve erkek için toplumca uygun görülen kişilik özellikleri ve davranışları ifade etmektedir. Toplum kadınları; itaatkar, çocuklarına bakan iyi anne, iyi gelin, evin tüm işlerini yapan kişilik olarak algılar. Erkekleri ise ; dayanıklı, güçlü, cesur, kavgacı, eve ekmek getiren, otoriter bir konuma koyar. Tüm bu ifadelere geleneksel kalıp yargılar denilmektedir.

👫 Ataerkil bir toplum olmamız sebebiyle, erkekler kadınlara oranla hep güçlü simgeleri çağrıştırır bizlere. “Kızını dövmeyen dizini döver”, “Saçı uzun aklı kısa”, “erkektir yapar” ifadeleri toplumca kadınları alaşağı eden, kadınları işe yaramaz bir varlık konumuna sokan ifadelerden bazıları günümüzde…

👫 Toplumsal cinsiyet eşitsizliği olarak kadına iş hayatında mobbing uygulaması oldukça sıktır. Kadınlar günümüzde hala doğurganlık özelliğinden dolayı üst mercilere gelmekte zorlanmaktadır. Üstelik kadına yönelik fiziksel (dayak, el kaldırma vb), psikolojik (akıl sağlığını olumsuz etkileme), cinsel (cinsel amaçlarla kötü muamele) ve ekonomik( ekonomik özgürlüğüne müdahale etme, parasını alma) gibi şiddet türleri her geçen gün artış göstermektedir.

👫 Bu gibi durumların artmasında medyanın etkisi büyük oranda etkilidir tabi. TV’de yayınlanan ahlak dışı diziler, medyanın bu gibi kötü durumları iyi bir olay gibi lanse etmesi, toplumun örnek almasına yol açmaktadır.

👫 Sadece kadının değil, mevcut düzende kız çocuklarına bile cinsel obje olarak bakıldığı, ihmal ve istismar edildiği bir dönemdeyiz. Çocuk gelinler, zorla evlendirme bunlardan bazıları… Özel alanında kadına yönelik her türlü şiddet kabul edilemez, edilmemelidir.

👫 Yapılan bir çalışmaya göre kadınlar en çok çocuklarının bakımını aksattıklarında ve kocalarına karşılık verdiklerinde şiddete maruz kalmaktaymış. Peki bunun sebebi sizce nedir?

👫 Hep kadınlardan bahsediyoruz. Erkeklere karşı da yapılan bir eşitsizlik yok mu sizce? Tam da düşündüğünüz gibi elbette var. Erkeğe toplumca yüklenen ağır sorumluluklar, evinin erkeği, aslanı gibi ifadelerle hep güçlü olması, asla düşmemesi gerektiği söylenmekte. Yahu bu adamın hiç mi ağlama hakkı yok? Evet doğru unuttum kadınlar ağlardı değil mi?

👫Bizler toplum olarak evlenme hayaliyle krediler çeken, binbir yüklü borca göğüs geren ve bir süre sonra patlak veren genç erkeğe bir de eve ekmek getir, karına, çocuklarına bak diyoruz. Sonra kalkıp sakın düşme, hep dimdik dur diyoruz. Sonra da mutlu bir evlilik bekliyoruz. Cık, yanlışımız burada işte.

👫 Mutlu evlilikler olsun istiyorsak, kadını da erkeği de düşünmemiz gerek. Kadını seks objesi, ev işini yapan kişi olarak değil, istediğinde iş hayatına atılan, istediğinde evinin hanımı olan bireyler olarak ele almamız gerek. Erkeği eve para getiren, karısını daima koruyan değil, üzülmeyi de korkmayı da bilen, yeri geldiğinde karısından yardım alan bireyler olarak ele almamız gerek. Eşitlik dediğimiz işte bu. Kimse fazla hakka sahip olsun değil…

Saçı uzun aklı uzun kadınlar, aslan gibi kadınlar… Ağlamak için korkmayan adamlar, güçsüz olsa bile kendine değer veren, hislerini korkmadan açığa vuran erkekler… Hepiniz iyi ki varsınız ve değerlisiniz. Hep bunun bilincinde olmanız ve değerinizin bilinmediği yerden uzaklaşmanız dileğimle…