Etiket arşivi: psikoloji

Motivasyon Problemleri ve Çözümler

Üç yaygın motivasyon sorunu görüyorum, Eğitim: Öğrenmek için yeterli motivasyonunuz yok; Kaygı; Öğrenmeye çok isteksizsiniz; Dikkatin dağılması: Sizi daha fazla motive eden başka şeyler var.

Yapacak çok şeyiniz varsa ancak bunu yapmak için kendinizi motive edemiyorsanız, sorun genellikle bu kategorilerden birine veya birkaçına girer. Eğitim sorununda Öğrenme dürtüsü olmadan başlamak zordur. Zayıf dürtüler aile üyelerinden, öğretmenlerden veya işverenlerden beklentileri içerebilir. Yapman gereken ama yapmak istemediğin şeyler. Mesela ödevler… Buradaki sorun, bu uyarıcıların genellikle onlardan kaçınarak karşılanabilmesidir. Anne babanı sakinleştirmek, iyi notlar almak için çok çalışmaktan çok daha kolaydır, bu yüzden sonunda elde ettiğin şey kayıtsızlıktır. Düşük not alırsın suçu başka şeylere atar çarpıtır ailenin gönlünü alırsın. Bu durumu tersine çevirebilirsiniz, ancak başlamak için zorlayıcı bir vizyona ihtiyacınız var. Kamu Personeli sınavı için atanıp düzenli iş ve maaş kazanmak gibi.

Anksiyete sorunları


Bazen öğrenme isteği duyarsınız ama yine de ertelersiniz. Niye? Ödüllerden mahrum kalmaktan ziyade ceza hakkında endişeleniyorsunuz. Korku, başarısızlık, olumsuz geri bildirim veya kötü performans gibi dönütlerle karşılaşmaktan kaynaklanabilir.

Neyse ki, kaygı hakkında biraz araştırma yaparsak, kendinizi sevmediğiniz şeylere maruz bırakırsanız ve kötü bir şey olmazsa, tepki azalma eğilimi gösteriyor. Yani ilk kez araba süren biri kaza yapma korkusuyla kaygı duyabilir. Aracı kaza yapmadan sürdükten sonra bu kaygı azalacak, zamanla kaybolacaktır. Biz buna psikolojide sönme diyoruz. Her çalışmaya, soruları tamamen yanlış anlayacağınızı düşünerek başlayın. İlk deneme testinizi başarısız olacağınızı düşünerek yapın.
İlk on tanesini unutmak amacıyla bilgi kartlarınızı açın. Bu sayede yordağınız yani tahmin edebildiğiniz sonuçla karşılaşınca fazla kaygı duymazsınız. Sınava çalışan bireyler ilk denemelerinde düşük alacağını, sonradan kendisini geliştirdikçe netleri yükselteceğini kendine kabullendirip çalışmalara başlarsa kötü deneme sonuçlarıyla ders çalışmaktan vazgeçmez, aksine daha iyisini yapacağını düşündüğü için kötü sonuçlar bireyi güdüler.

Dikkat dağınıklığı sorunları

Eğer ders çalışmaktan başka bir şey yapma isteğiniz varsa, dikkatiniz dağılır.
Bu, özellikle dikkat çalma mekanizmalarının her zamankinden daha güçlü olduğu mevcut ortamımızda geçerlidir yani konfor alanımızda. Ancak dikkat dağınıklığı her zaman kötü bir şey değildir. Bir kitabı sıkıcı göründüğü için bırakmak irade eksikliği değil, okunmamış kitaplarla dolu bir dünyada ilginç kitaplara bağlı kalmanız gerektiğini anlamaktır. Yeni hedef daha önemliyse, projeler arasında geçiş yapmak da yardımcı olabilir. At gözlüklerini çıkarıp başka yolların da olduğunu görmek, bunu kavramak bilişsel gelişimin üst basamağıdır. Maslow’un kendini gerçekleştirme basamağı gibi…
Çözüm, zihniniz için duvarlarla çevrili bir bahçe inşa etmektir. Bu zihinsel algoritmaların ne için kullanıldığını devre dışı bırakmadan kötü niyetli dikkat dağınıklığını önlemek için kurallar ve kısıtlamalar oluşturun. Örneğin,

Tüm dijital dikkat dağıtıcı şeyler için zaman sınırları veya fiziksel sınırlar belirleyin. Twitter’ı seviyorum ama sınırlamasaydım bütün gün orada olurdum. Telefonu sakla, twitter’ı sil gibi…
Her seferinde bir proje üretin ve onunla devam edin. Bir ay iyi bir zamandır çünkü işe bağlı kalmanın maliyeti fazladır. Bu maliyet manevidir yani sabırdır. Ancak kendinizi zorlayarak önemli ilerleme kaydedebilirsiniz.
Asla zirveden vazgeçme. Dikkat dağınıklığı ve kaygı karışabilir. Bir iş yapmanız gerektiğinde, başka bir şey yapma dürtüsü kolayca gelebilir. Dikkatinizi dağıtan unsurlar her zaman vardır. Yanlış sorular sorduğunuzda pes etmeme kuralını varsaymak, yanlış nedenlerle zaman kaybetmekten veya ilerlemenizin durmasından sizi alıkoyacaktır.

Tutkuyla Çalışmak için şu sorulara cevap bulmanız fayda sağlayacaktır,
Bugün öğrenmek için motivasyonunuza bakmanızı ve onu nasıl geliştirebileceğinizi görmenizi istiyorum:

Hafızanızı nasıl artırabilirsiniz? Mevcut öğrenme hedeflerinizi nasıl daha ilginç hale getirebilirsiniz? Anksiyete’yi nasıl azaltabilirsiniz? Kendiniz için belirlediğiniz hedefleri yeniden düzenleyerek yolu nasıl daha az acı verici hale getirebilirsiniz?
Oyalanmaktan kurtulmak için hangi adımları atabilirsiniz?


Yorumlarda fikirlerinizi belirtebilirsiniz. Beğendiğiniz içerikleri beğen butonundan beğenerek veya yorum yaparak bize hangi içerikleri üretmemiz konusunda yol gösterebilirsiniz.

  • Teacher/Öğrt. Mustafa BAHAR

KÜÇÜK SANDIK

Hepimiz nostaljiyi severiz. Gelin hep birlikte hem maziye hem de özümüze bir yolculuk yapalım. Aramızda 80’li ve 90’lı yıllara şahit olanlarımız varsa şayet, iyi bilirler: Kaset ve Kasetçalarları. Günümüzde kitaplarımızı nasıl özenle diziyorsak o zamanlar da kasetler inci misal dizilirdi raflara. Orijinali ‘’Casette’’ olan Kaset kelimesi; Fransızcadan İngilizceye geçen ‘’Küçük Sandık’’ anlamına gelen kelimedir. Türkiye’nin ilk resmi kaseti, 1970 yılında çıkmıştır mesela.’’Türkraks’’

Kasetler. Küçük sandıklar. Tıpkı insanların yürekleri ve zihinleri gibi. Yüreğimiz ve zihnimizde aslında kilitli birer sandıktır. Yaşanmışlıkları hapsettiğimiz kör bir hapishane. Geçmişimizi doldurduğumuz kilitli küçük sandıklar. Peki ne doldururuz bu kilitli sandıklara? Sadece güzel anılarımızı mı? Neşeli günlerimizi mi? Elbette hayır. Yaşayış yazımda da dediğim gibi, yaşam doğumla ölüm arasında ince bir çizgidir. Sonsuzluğa uzanmayan üzerinde yürüdüğümüz bir beyaz çizgidir. Hayat yoldur. Yaş aldığımız, deneyim kazandığımız bir yol. Toprağı bol olsun, Rahmetli Başkan Muhsin Yazıcıoğlu’nun da dediği gibi ‘’Bir konaklık zaman, dünya insana’’.Bu konakta, bu yolda bizi etkileyen; sırtımızdaki küfeye, zihnimizdeki ve yüreğimizdeki o kilitli küçük sandıklara derdimizi, neşemizi, umudumuzu hayal kırıklıklarımızı doldururuz. Bu doldurduklarımız bizi şekillendirir. Bakışlarımızı, yaşantımızı, hal ve tavırlarımızı, olaylara yaklaşımlarımızı etkiler.

Psikolojide ‘’Şema kavramı ‘’vardır. Şemalar etraftan alınan bilgiyi anlamlandırmada kalıp görevi görür. Bu şemalar yürüdüğümüz o beyaz çizgide ömrümüzce gelişir. İnsanlar ile olan ilişkilerimizi, davranışlarımızı, tutumlarımızı belirler. Bir nevi keskin kurallarımız, sert ve köşeli yanlarımız desek yanlış olmaz. Bu şemalar biz kendimizi değiştirmedikçe süre gider durur. Yakamıza yapışan, omzumuza yüklediğimiz,değer yargılarımız haline getirdiğimiz olumsuz olaylar ile edindiğimiz o şemalar, omuzlarımızda gitgide ağırlaşır. Belimizi büker ve hayatımızda bir kambur oluşturur. Atlayamaz mıyız o kamburu? Aşamaz mıyız engellerimizi? Aşarız elbet. Zor mudur düştüğümüz yerden doğrulmak? Zor değildir. Kafayı dik tutmak zor değildir. Biriktirdiğimiz gibi o şemalardan arınmak da bizlerin elindedir.

Öncelikle kendi alanlarınızı oluşturun ve iletişim yönünüzü kuvvetlendirin. Kendinizi ifade edin. Potansiyelinizin ve gücünüzün farkında olun. Yaş aldıkça, yaşadıkça; bir elmas gibi işlendikçe güzelleşeceğinizin farkına varın. Dengeli bir hayat oluşturun. Yeri geldiğinde bırakın, cesur olun. Vazgeçin, olmayanları geride bırakıp; kendinize yeni bahçeler yaratın. Ama bunları yaparken korkmayın. Değer yargılarınızı, çizginizi belirleyip yola koyulun. Olmadığında sabredin, gücünüzü toplayın.

Unutmayın bazen kaset sarar ve kasetin bandı içinden çıkar. Kaseti tekrar sardığınızda her şey normale döner. Kaldığımız yerden devam ederiz. Tüm mesele, kasetlerimizi başa sarmakta gizli. Kalemleri hazır edin sevgili okurlar. Başa sarıyoruz. Yeniden yazıp çiziyoruz. Sağlıcakla.

1 HAFTAYI 8 GÜN YAŞAMAK

1 hafta 7 gün değil mi? Düşüncesiyle geldiğinizi tahmin edebiliyorum. 1 hafta kâğıt üstünde 7 gündür.  Bu yazıda ölene kadar nasıl daha fazla gün yaşarsın onu öğreneceksin. İnsan doğar, büyür, ölür. Bu konuda ergenlikten sonrasını ele alacağım. Konu uyku düşmanlığı içeriyor. Uykuyu seviyorsun ama o seni sevmiyor. Seni öldürüyor. Gereksiz uyku senin yaşamından kırpıyor, okumaya devam et açıklayacağım. Şöyle gece yatmadan bi instagram, youtube, twitter da vakit öldürür, gözünü yorarsın. Beynini, yorulduğu için uyuması gerektiğine inandırırsın. 02:00’da yatarsın 12 civarı kalkarsın. Kalkarsın ama o uyku sana zevk vermez. Yorgun hissedersin. Gün boyu uyku modunda durursun. Üşenirsin oturur, uzanırsın. Uykun gelir. Belki gün içinde 2 saat kadar uyursun. Yapma ölüyorsun!

Elinde sayılı olan jetonlarını çöpe atıyorsun. O jetonlar senin hayatın. Çöp tenekesi de uykun. Öyle diyorsun da uyku da şart arkadaş! diyebilirsin, haklısın şart ama sen 12 saat uyuyorsun. Yarım gün uykuya gidiyor. Kalan 3 gün, 72 saat zaman. Her gün 3 saat oyun, TV… boş vakit geçirsen 51 saatin kalıyor. Ne kadar da kolay ve hızlı azalıyor değil mi? Öncelikle uyku problemini aşmalıyız. Seninle aşamalı olarak uyku süresini sağlıklı şekilde azaltacağız. Vücudu bu süreye 40 gün kuralı sayesinde alıştıracağız. Güzel bir gün geçirmek için güzel bir uyku şarttır. Bakın çok uyku demedim güzel uyku diyorum yani uykuyu enerji içeceği gibi kullanacağız. Tüm vaktimizi ona yedirmeyeceğiz. Kullanıp işimize bakacağız, dolu dolu yaşayacağız.

  • 4/7/8 Tekniğini denemelisin

Önce dilini damağına değdiriyorsun ve teknik süresince damağında tutmalısın. 4 saniye boyunca burnundan nefes al, 7 saniye boyunca nefesini tut, 8 saniye boyunca yavaş şekilde vücudunu gevşeterek aldığın nefesi ver. Bu işlemi 4 kere arka arkaya yapmalısın, farkı göreceksin.  Bu tekniği 3 gün arka arkaya denemelisin. 

  • Yatak rutinini bozma!

Uyuma koşullarının aynı kalması önemli. Yatak odasının ısısının sabit kalması ve uyumadan önce yatak odasının belirli bir süre havalandırılması önemli. Ayrıca rutini bozmamak için aynı saatlerde uyumaya özen göstermelisin. Bunları denedikten sonra benim de denediğim ve faydasını gördüğüm ABD askerlerine öğretilen uykuya hızlı dalma tekniğinde bahsedeceğim.

Önce yüzünü rahatlatman gerekiyor. Yüzüne dairesel masajlar yapabilirsin. Kaşlarını çatmayı ya da dudaklarını sıkmayı bırakmalısın. Yüzündeki bütün kasları serbest bırakana kadar yavaşça nefes alıp vermeye devam etmen gerek. Omuzlarını mümkün olduğunca serbest bırak ve gevşe uykunun şefkatli kollarına sal arkadaşım kendini. Bırak omzun elin düşsün. Ardından kollara geç. Kollarını kucağına al sallanmasın. Kol kaslarını serbest bırak ve hissizleştiğini hisset. Bacaklar için Kasıklarından başlayıp parmak uçlarına kadar serbest bırakmaya çalış. Kollar gibi bacakların da yokmuş gibi hissettirmeli. Aklında hiçbir şey kurma. Boş siyah bir görüntü hayal etmelisin. Düşünmeyi bırak ve o siyah ortamda rahatla.

Sana deliksiz bir uyku için birkaç öneri buldum;

  • Öncelikle uyku için yatak odası tercih edilmelidir. Televizyon karşısında keyifli olduğu zannedilen kısa kestirmeler gece uykusunu bozabilmektedir.
  • İdeal oda sıcaklığı olan 21-22 derece sağlanmalıdır.
  • Televizyon, cep telefonu, bilgisayar gibi elektronik eşyalar yatak odasında bulunmamalıdır. Hatta yatakta bu cihazlarla zaman geçirmek bile uyku kalitesini bozabilmektedir.
  • Yatak odasının ışık ve ses izolasyonuna dikkat edilmelidir.
  • Uyurken gece lambası kullanılmamalıdır. Uyku da salgılanan melatonin hormonu sadece karanlıkta aktive olmaktadır.
  • 20:30- 23:00 arasında en üst seviyeye ulaşan melatonin hormonundan faydalanmak için bu saat dilimleri arasında uykuya dalmak uyku kalitesini artırmaktadır.
  • Akşam 19.00’dan sonra herhangi bir besin tüketilmemelidir. Özellikle çay kahve gibi uyarıcılardan uzak durmak önemlidir. Uykuyu getirmesi için tüketilen süt diğer yiyecek ve içecekler reflüyü tetikleyebilmektedir.
  • Haftada en az 3 gün spor yapılmalıdır. Uykusuzluk sorunu yaşayan kişilerin akşam sporu yapması faydalı olabilmektedir. Akşam yemeğinden önce kardiyo tarzı yapılan hafif sporlar uykusuzluk sorununu çözebilmektedir. Ağır sporlar sanılanın aksine uykusuzluk sorunu yaratabilmektedir.
  • Hafta sonu dahil aynı saatte yatılıp aynı saatte kalkılmasına dikkat edilmelidir. 12.00-14.00 arası yaşanan melatonin salgılamasından faydalanmak için hafta sonları 45 dakikayı geçmeyecek bir öğlen uykusu tercih edilebilir.
  • Yatağa yatılmasına rağmen yarım saat 45 dakika uyunamadığı takdirde yataktan çıkılmalıdır. Farklı bir odada kitap okunarak tekrar yatılması olumlu sonuçlar vermektedir.

Bunları okudun artık konuyu kavramış olmalısın. Dikkat edilmesi gereken noktalar;

Yetişkinler için sağlıklı uyku süresi 5-8 saat arasıdır. Uzmanların önerisi 6 saattir. Akşam 8:30-11:00 arası ve gece 1:00-3:00 arası melatonin salgılanması arttığı için uyku dilimlerini bu yönde böleceğiz. Yazının devamında seninle 40 gün boyunca haftayı nasıl 8 gün yaşayacağımızı belirleyeceğiz.

 20 yaşından küçükler 8 saat uyumak zorundadır. 20 yaş altıysan akşam 9’da vur kafayı uyu sabah 5 de uyanman sana yeter. Kalk ders çalış, kitap oku. Zaten 5’te uyanırsan elinde bir sürü vaktin olacak.

Araştırmalar ne diyor, “8:30-11:00 arası ve gece 1:00-3:00 arası melatonin salgılanması artıyor.” diyor. Buna göre senle bir uyku düzeni oluşturup bu haftayı 8 gün yaşamışçasına uzun yaşayacağız. Yeteri kadar uyuyarak tüm işlerimizi mükemmel şekilde yapabilecek zamanımız olacak.

Akşam yemeğini 18:00 de yemen lazım. Yedin toksun değil mi, hemen yatma reflü olursun. Miden patates gibi olur. 21:00’a kadar oturarak gün boyu ne yaptığını ve yarın ne yapacağını düşün. Kitap oku. Arkadaş benim akşam 9-11 arası Kuruluş Osman’ı izlemem lazım. Canım Osmanlıdan değerli mi diyebilirsin. Aynı günün sabahı uyanıp 50 sayfa kitap okuyup internet üzerinden izleyebilirsin ya da akşam yemeğinden sonra uyku zamanına kadar otur izle. Yarım yarım izle daha çok zevk alacaksın. 10 dakika TV reklamları izleyerek zaman öldürmektense bu yöntem sana vakit kazandıracak. 21:00’da önce oturur şekilde gözünü hafif yormak için kitap okuman lazım. Sürekli kitap kitap profesör mü yapacaksın bizi? diyebilirsin. Aklın kadar yaşarsın güzel insan. Zeki olmak kapıysa anahtarı kitaplar. Fazla dozda kitap okumak seni öldürmez. Akşam 21:00’da alarmı 23:00’a kurdun vurdun kafayı uyudun. Uyuyamazsan endişe yapma 40 gün boyunca deneyeceğiz. Alışacaksın. Uyku tutmazsa kalk yatma. Hayata devam et. Uyku, ölümün ikiz kardeşidir. Sadece parmak izleri farklıdır. Saat 01:00’da yine saati 3:00’e kurup uyuyoruz ve gecenin köründe uyanıp spor yaparak, dünden seçilmiş güzel bir film izleyerek saat 8’ e kadar vaktini kullanabilirsin. Eğer uyuyor olsaydın gün içinde vaktinin daha değerli kısımlarını harcayıp bunları yapıyor olacaktın. Kazanıyoruz, devam…

Halsizlik ve uyku hali hissedersen gün içi 45 dakika uyku serbest. Şarj olmalısın. Sönük durmaman gerekiyor. Canlısın sen, canlı kal. Bu kadar. Artık gece 1’de uyuyup öğlen kalkma devri bitti. 12 saat uyuyordun. 8’de kalksan 7 saat oluyor. Uykunun tadını almamış olacaktın çünkü melatoninleri kaçırdın. Hala uykun var hissi bitmemiş olacaktı. Yeni sen, günde 6 saat uyuyorsun. Önceden haftada 51 saat yaşıyordun. Artık 126 saat ayaktasın, hayattasın. Nefesini kesen anlarla doldurabileceğin 5 tam 1 de çeyrek günün var. Bir haftayı 2,5 hafta yaşıyor olacaksın. Kendini sev. Hayat kısa ama dolması gereken boş sayfalar var. Boş bırakma. Dolu bir kitap bırak.

Beğendiyseniz beğen butonundan veya yorumlardan bunu bana belirtebilirsiniz. Eklemek istediğiniz şeyler için yorumlar kısmı sizi bekliyor.

KAYNAKhttps://www.hurriyet.com.tr/https://www.memorial.com.tr/saglik-rehberleri/deliksiz-bir-uyku-icin-11-oneri/https://www.e-psikiyatri.com/https://psycnet.apa.org/record/2006-10343-008https://journals.sagepub.com/doi/abs/10.1177/074873099129000894https://www.youtube.com/watch?v=1vYBK8NgZBA Haluk TATAR https://www.youtube.com/watch?v=NbTnx_VDN1w Klinik Psikolog Beyhan Budak

Ayna Nöronlar

Nöron nedir ve neden ayna ?

Nöronlar sinir sisteminizin temel fonksiyonel birimidir. Davranışlarımız ve algılarımız nöronların çalışma şekliyle ve bir nöronun diğerleriyle etkileşime girme biçimiyle ilgili her şeye bağlıdır. Bu minicik sinir hücreleri, psikolojimizin biyolojik kısmını oluştururlar. Bunlar tüm duygularımızın ve düşüncelerimizin temelidir. Bu ufaklık beynimizde bilgi alma ve bilgiyi beyne aktarmada önemli rol oynar. Kırmızı ışıktasın. Arkadaki araç korna bastı veya yanındaki araç kırmızı olsa bile geçti. Sen de yeşil yandı sandın bastın. Neden sandın. Nedir bu sanrıyı sana hissettiren, buna yakından bakalım. Koyun gibi birlikte olan nöronlardan bir tanesi bir bilgi alırsa koyun sürüsü gibi tüm nöronları etkiler.

Olmayan bir şeye inanırsın. Bilim insanları buna ayna nöronlar diyor. Ayna nöronların en gelişmiş olduğu tür insanlar, ardından maymunlardır. Ayna nöronlar İtalya PARMA Üniversitesinde 1990’da makak maymunlarında keşfedildi. Yemek verilmedi diye somurtan maymunun yanına getirilen, neşeli maymunun da somurttuğu farkedilmiştir. Bu insanlarda da görülür. Örneğin karşındaki esnerse sen de esneyebilirsin. Gülümsemeye karşı gülümseyerek tepki verirsin. Bazen fark etmesen de yüz kasların karşındaki insanı taklit eder. Bunların sebebi ayna nöronlardır. Bilim insanları empatinin nörobiyolojik tanımının ayna nöronlar etkisi olduğunu düşünmektedir. Yani kısaca karşındaki insanın beyin dalgası senin beyin fonksiyonlarına şekil veriyor. Karamsar insanlara bakarsan, karamsar olursun. Hayatını kontrol et. Çevrendeki olumsuz beyin sinyallerini engelle. Üzülürsen komik videolar izle. İster istemez beynin üzüntüyü unutacaktır. Mutlu yaşamın sırrı nöronlardadır. Psikolojini pozitif tutmak için etkilendiğin insanları pozitif seç ya da etkilenmemek için uzak dur. Kendi yaşam alanını oluştur. Bu bir oda bile olabilir. Okuduğun kitapları iyi seç. İyi bir psikolojiyle yazılmamış kitaplar senin nöronlarında negatiflik yaratabilir. Hayatı hackle. Tüm kaynak kodlarını öğren. Kod dilini bil. Nöronlarını üzme. Ruhr-Universitat Bochum’da görevli Türk nörolog Erhan Genç ve Christoph Fraenz liderliğinde yürütülen araştırma, kişinin zeka seviyesi arttıkça beynin gri madde olarak da adlandırılan serebral korteks bölümünde nöronlar arasında daha az bağlantının meydana geldiğini ortaya koydu. Yani artık sahtekâr nöronları anlayan zeki nöronlar onları görmezden gelebiliyor. Zeki ol. Oku ve pozitif düşün. Her şey yoluna girecektir. 

KAYNAKLAR

https://www.hurriyet.com.tr/teknoloji/zeka-noronlar-arasinda-baglantiyi-azaltiyor-40843489

https://norobilim.com/askin-norobiyolojisi/,

https://www.e-psikiyatri.com/ayna-noronlar

https://ziladoc.com/download/ayna-nron-sistemine-genel-bak_pdf

https://dergipark.org.tr/en/pub/pgy/issue/11163/133448

http://acikerisim.tedu.edu.tr/handle/20.500.12485/507http://www.openaccess.hacettepe.edu.tr:8080/xmlui/handle/11655/4014

İBS NEDiR? NASIL GEÇER? | YAŞAYAN ANILAR

Bugün sizlere bahsedeceğim konu İBS. Havalı ismiyle Irritabl Bowel Syndrome, Türkçe meali Huzursuz Bağırsak Sendromu olan, girdiğiniz tüm çekaplarda sizi deli yerine koyan uyuz bir rahatsızlıktır kendileri. Zira görünürde vücudunuzda fonksiyonel olarak bozuk olan hiçbir şey yoktur. 
Sindirim sisteminizden tutun da beyninize kadar her tomografiden, MR’dan sapasağlam çıkarsınız. İçten içe bunun bir kuruntu olduğunu düşünüp normal yaşantınıza devam edersiniz. Ancak tüm o ağrılar, sindirim promlemleri ve düşünsel bulanıklıklar, hepsi bu sevimli hayalet İBS’nin sizde uyandırdığı belirtilerdir. 
İBS’nin ne olduğunu, bireyi nasıl etkilediğini ve tüm bu çıldırtan olayların nasıl sona erdirebileceğinizi size anlatacağım. Hadi gelin, başlayalım. 

İBS nedir?

Tıp literatürüne bir hastalık olarak yeni yeni girmiştir. Çünkü yukarıda da söylediğim gibi, görünürde hiçbir rahatsızlığınız olmadığı halde tüm bu belirtileri hissetmeniz normal değildir. Muhtemelen doktorunuz sizi ilk olarak bir psikoloğa yönlendirmiştir. Çünkü psikolojik olduğunu düşünmekten başka yapacak bir şeyi kalmamıştır.  
Halbuki bu psikolojik olmaktan daha çok vücudunuzdaki fonksiyonel bir bozukluktur.  
Şu sözü duymuşsunuzdur: Bağırsaklarınız sizin ikinci beyninizdir. Hatta İngilizce’de bir söz vardır: Feeling in my gut. Bağırsaklarımda hissediyorum. Türkçe’ye çevirdiğinizde biraz garip kalıyor. Ancak öyle doğru ki. Bağırsaklarınızdaki sinirler, vücut sisteminiz içerisinde en çok olanlar. Dolayısı ile heyecanlandığınızda veya korku duyduğunuzda acil tuvalet ihtiyacı hissetmeniz bundan dolayıdır.

İBS, genel itibariyle sizin birinci beyniniz ile ikinci beyniniz arasındaki iletişimsizlikten kaynaklanır. Yani üstteki beyin a derken, ortadaki beyniniz b demektedir. Bu da vücudunuzun içinde bir iç savaş başlangıcıdır.

Bir de bu rahatsızlığın kardeşleri vardır: Anksiyete ve panik atak. Tek tek gelmezler. Geleceklerse bir arada gelirler. Ölmüşüz zaten. Üstümüze bir kat daha toprak atsalar ne olur sanki değil mi?

En çok sevdiğiniz şeyler bir anda en çok korktuğunuz şeylere dönüşmeye başlar. Kalabalık ortamlar, havasız mekanlar, aşırı sıcak, aşırı soğuk… Bağırsaklarınızda hissettiğiniz gereksiz ağrı ve hareketlerin yanında bir de anksiyete atakları geçirmeye başlarsınız. 

Şimdi buradan sonrasını çok iyi okumanızı istiyorum. 
İlaçlar hiçbir işinize yaramayacak. Sadece geçici rahatlamalar sağlayıp bir süre sonra da alışkanlık yaratıp etkilerini yitirecekler. Biz geçici bir sürecin lüksünü yaşayamayız. Bize kalıcı bir şeyler lazım. Ancak eminim ilaç endüstrisi, parayla sattığınız sağlınızı geri kazanmanız için yine parayla sağlık satın almanızı isteyecektir.

Şimdi soracaksınız. Bre cahil, sen bunları nereden bilirsin?  
Haklısınız.  
Biliyorum. Çünkü yaklaşık olarak beş yıldan fazladır bununla yaşıyorum.  
İlk olarak on sekiz yaşımdayken, doktorun bir kağıda yazıp elime tutuşturmasıyla başladı bu süreç. Başımı eğip elimdeki kağıda baktım. Üç harf vardı üzerinde. İBS. Neydi ki bu?  
Hayatımı elime tutuşturduğundan bihaber çıktım odasından. Verdiği ilaçları aldım.  
Şimdi geriye dönüp baktığımda, belirtilerin on yedi yaşımdayken başlamış olduğunu görebiliyorum. Ancak o zaman öylesine bihaberdim ki kendimden, bunu idrak etmem imkansızdı. Üstelik üniversite sınavlarına hazırlanan lise son sınıf öğrencisiydim. Haftanın iki günü okulda, üç günü stajda, kalan iki günü de dershanedeydim. Staj günleri de erken çıkıp dershaneye gidiyordum. 
Üniversite sınavları bir yana, okuldaki bitirme sınavına ve bitirme ödevine de hazırlanmak zorundaydım. Yoğun bir tempo ve yüksek stres seviyesinde gezerken, kendimin nasıl farkında olabilirdim ki?

Ancak her şeyin bir dolum noktası vardı. 
Sabahları hissettiğim mide bulantıları, kusmalarım, ağrılarım, normalde yediğim her şeyin bir anda bana dokunması… Bunların hepsine yabancıydım. 
Ders dinlemekten, sınavlara girip bilgimi ölçmekten zevk alan ben, bir anda tüm bunlardan korkar hale gelmiştim. Çünkü sürekli olarak panik atak geçiriyordum.  
Doktorlardan hiçbir şey çıkmıyordu. Çoğu sakinleştirici veriyordu. Geçici hissizlikten başka bir şey değildi. Yine de kullandım. Yarımdan bire, birden ikiye çıkmaya başladım. Yaptığım şeyin sağlıksız olduğunun farkındaydım ancak artık yarım da, bir de kesmiyordu. Neyse ki bir şeylere bağlılığım hiçbir zaman fanatik şekilde olmadı.  
Zar zor liseyi bitirdim. O dönem ve devamında gelen üniversitenin ilk dönemi, hatırlamak istemediğim anılar listesinde bir numara.  
Üniversiteye başlamadan önceki yaz, ilaçlarıma bel bağladım. Çünkü yapılabilecek başka bir şey olduğunu bilmiyordum. İlaçlar bana kilo aldırmaktan başka hiçbir şey yapmadı. Bir ay sonra onları da bıraktım. Normal yaşantıma devam ediyor, ancak içten içe beni yiyip bitiren bir parazitle yaşıyordum.

Ben, lise birinci sınıftan itibaren üniversite hayaliyle yaşayan bir insandım. Ancak bir gece, arkadaşım arayıp okulların açıklandığını haber verdiğinde siteye girdim ve karşımda duran Marmara Üniversitesi yazısına öyle bir hissizlikle baktım ki. Havaya uçup, yaşasın Marmara’yı kazanmışım, diye bağırıp eğleneceğime, sakinlikle sayfayı kapattım ve o sırada yazmakta olduğum romanıma geri döndüm. Böyle bir dönemden bahsediyorum size. Gittikçe daha da dibi boyluyordum.  
Üniversite başladı.
Kocaman kampüs ve kendi içinde kaybolmuş ben.  
Bazen kaçtım, bazen savaştım.  
Pes ettiğim anlar da oldu, savaşma gücünü kendimde bulduğum anlar da.

Kim derdi ki lisedeki o başarılı, dersleri seven kızın daha ilk dönemden üç dersten büte kalacağın. Ama bu hayatta yükselmek ne kadar gerçekse, düşmek de o kadar doğaldı.  
İlk dönemi düşe kalka atlattıktan sonra ikinci dönem de kaçak göçek bitirdim okulu.  
O yaz bir karar aldım. 
Aldığım tüm kiloları geri verdim. Yeniden o eski kişi olmaya yaklaşmıştım. Ancak rahatsızlığım hala devam ediyordu.  
İkinci sınıfta, derslerimi toparladım.  
Üçüncü sınıfta kendimi.

Tüm derslerime girebilen, sınavlarda korkusuzca tüm sorulara yanıt verebilen, eğlenen, gülen, oradan oraya giden birine dönüştüm. Eskiden sakindim halbuki. Ama dedim ya bir savaşım vardı. Eski halimden %10 eksik, ancak olmak istemediğim halimden %90 daha iyiydim.

Nasıl mı? 

Eğer gerçekten bu rahatsızlığa sahipseniz, tüm o ilaçları çöpe atmakla başlayın işe. Ancak sakinleştiriciniz şimdilik kalsın. Arada ona ihtiyaç duyabilirsiniz.

1- Paketlenmiş Gıdalara Veda Edin!

İyileşme sürecindeyken yaptığım en büyük hata, paketlenmiş gıdaları yemeye devam etmemdi. Abur cubur bağımlısı değildim. Ancak zevkime düşkündüm ve dizimi izlerken böyle sağlıksız atıştırmalıkları yemeyi seviyordum.

Tüm abur cuburlarla aranızı bozun. Ben bunu kararımı verdiğim sene yapmaya başladım ve yaklaşık olarak 44 gündür ağzıma bir tane bile sürmedim. İnanın bana vücudum o kadar rahattı ki. Meğersem tüm o zehirli yiyecekler hem sindirim sistemimi bozuyor hem de düşüncelerim arasına toksik bir gaz gibi sızarak düşünmemi engelliyormuş. Uzaklaşınca bunu farkediyorsunuz.
Bunu yapmamın en büyük sebebi de, bağırsaklarımın kendisini onarmasına izin vermekti. Çünkü siz ne kadar sağlıklı beslenirseniz beslenin, arada yine bu zehirlerden yiyorsanız, bağırsak duvarınıza zarar vermeye devam ediyorsunuz. 
Yaklaşık altı ay boyunca kesin bir veto koyarak abur cuburu kendinize yasaklayın. Çünkü öyle güzel bir vücudumuz var ki zararlı şeyleri ondan uzaklaştırdığınız anda kendini hemen onarmaya başlıyor. 
Bazı şeyleri istiyorsanız, bazı zevklerinizden fedakarlık etmeniz gerekecek. Yok, hayır ben edemem diyorsanız, yazının buradan sonrasını okumanıza gerek yok. Sessizce burayı terk edip eski yaşamınıza dönebilirsiniz. Değişim içerden açılan bir kapıdır.

2- Tatlı, Kızartma ve Hamur İşleri

Tatlı, kızartma, hamur işlerinden mümkün olduğunca uzak durun. Tümüyle bunları bırakın demiyorum. Çünkü diğer maddeleri de yavaş yavaş yapmaya başladığınızda ciddi kilo vereceksiniz. Bunu dengelemek amacıyla haftada bir defayı geçmemek üzere, evde kendi imkanlarınızla yaptığınız bir tatlıyı, kızartmayı veya hamur işini yiyebilirsiniz. Ancak sonrasında az da olsa hissedeceğiniz rahatsızlık için sorumluluk kabul etmiyorum.  
Peki tatlı ihtiyacını nasıl gideriyorsun, diye sorabilirsiniz. En iyi tarafı şu ki, ben tatlıyı pek sevmem. Ancak arada benim de canım çekiyor. Öyle zamanlarda en büyük yardımcım, tarçın. Bir elma doğruyorum ve üzerine tarçın serpiyorum. Veya ev yoğurduma meyve doğrayıp üzerine tarçın döküyorum. Tatlı isteği falan kalmıyor.

 

3- Su Sizin En Büyük Dostunuz

Bol bol su içeceksiniz. Sizin en büyük yardımcınız o. Günde 2.5 litreden aşağıya düşmeyin. Aşırı abartarak da su zehirlenmesi geçirmeyin. Dikkatli olun. 

4- Spor spor spor, der Olimpiyaticus.

Haftada vakit buldukça egzersiz, yürüyüş, fittnes veya pilates yapın. Bu sizi hem daha iyi hissettirecek hem de vücudunuzun şekle girdiğini görünce mutlu olacaksınız. 

5- Ev Yapımı Her Şey Sizin Can Yoldaşınız

Yukarıda ev yoğurdu dedim. Aynen öyle. Ben sağlıklı yemek işine, ev yoğurdu ve ev turşusuyla başladım. Bu probiyotikler bağırsak floranızı onarmanızda size oldukça yardımcı olacaklar. Yapımını internette rahatlıkla bulabilirsiniz.
Eskiden anneannelerimiz, babaannelerimiz ne yediyse, onlara dönüş yapmamız gerekiyor. Çünkü içten içe hissediyorum, peki biz ne yiyeceğiz, sorularını. Sebze yiyeceksiniz. O kadar güzel bir yemek kültürümüz var ki aslında. Ailenizde sebze yemeği yapan yoksa bir adım atın ve siz yapın. Yapması da yemesi de çok güzel.

6- Stresten Uzak Dur(!) Ne?!

Bu tarz yazıların çoğunda hepimizi sinir eden bir madde vardır. Eminim aklınıza gelmiştir. Stresten uzak durun. Zaten genetik olmasından ziyade, genel olarak stres bizi bu hale getirmişken bundan uzak olun demeleri gerçekten çok komik. 
Stresten hiçbir zaman uzak kalamayacaksınız. Özellikle büyük bir şehirde yaşıyorsanız. Bunu öncelikle kabullenin. Ardından bununla savaşmanın yollarını bulun. Uzak durarak sadece ona karşı bağışıklık kazanmaktan kendinizi engellersiniz. Ben size tam tersini yapmanızı söylüyorum. Stresten uzak durmayın. Adrenalin duygusundan kendinizi ne kadar uzak tutarsanız, en ufak bir stres anında tüm dengenizi kaybetmeniz an meselesi olur. Korktuğunuz ne varsa yapın. İnanın bana, hiçbir şey hayal ettiğinizde daha kötü olamaz. 

7- Asla Pes Etme

Tabi bir de inatçı ve kararlı olmak gerek. Vücudun sürekli olarak kaçman gerektiğini söyleyecek. Büyük bir dinazor ordusuyla karşı karşıyaymışsınız gibi nabzınız atacak. Ortamınız bir anda daralacak. Kaçmayın. Nefes alışverişlerinize odaklanın, kendinize telkinler vererek sakinleşmeye çalışın.  
Komik. Bu telkinlerin gereksiz olduğunu düşünürdüm eskiden. Halbuki insanların kendine ve çevresine söylediği şeylerin ne kadar da önemli olduğunu tüm bu zaman içerisinde öğrendim. Siz de yapmayı ihmal etmeyin.  
Şimdi yirmi üç yaşında, mezun, bazı şeylerin savaşını vermiş ve Allah’ın da izniyle atlatmış bir abla, arkadaş veya kardeş olarak duruyorum karşınızda.  
Mutluyum. Asıl gücü ilaçlarda veya insanlarda bulmak yerine kendi içimde bulduğum için.  
Huzurluyum. Bu anları görebildiğim için.

Gururluyum. Geriye dönüp baktığımda başladığım noktadan oldukça fazla yol kat ettiğim için.

Ve umut doluyum. Hayatımda her şeyin daha da iyiye gideceğine inandığım için.  
İnişler çıkışlar her zaman olacaktır. Belki bu saniye itibariyle hayatımda her şey çok daha kötüye gidecek. Eyvallah, diyebilirim sadece, bunu engelleyemedikten sonra. Ancak biliyorum ki ben o beş sene önceki korkmuş kız değilim. Gelecek olan her neyse, onunla da başa çıkabilirim.  
Yavaş tırmandım, ancak bastığım dalların hepsi sağlamdı. 
Aynı sınavdan geçmiş veya geçiyor olan okuyan kişi, bu sözüm sana: Yalnız değilsin ve hiçbir zaman da olmayacaksın. Bir yerlerde seninle aynı şeyleri yaşayan birileri daima olacak. Kendine güven. O gücü içinde bul ki bir daha düştüğünde, kalkma gücünü de kendine bulabilesin.  
Şunu da unutma: Seni tanımıyorum ancak seni seviyorum.

-hhermine

Örümcek Öyküsü

Muhteşem bir insanla, muhteşem bir aşk yaşadığım bir rüya gördüm. Rüya eski okulumda başlıyordu, sonra son sınıfa geçiş ve mezuniyet. Sonrasında yaz tatilinde bir otelden, bir kumarhaneye evriliyordu mekan. Sanırım kumarhanede tanışıyorduk sevdiceğimle. Rüyadaki karakterler, iyi insanlardı ama kötü işlere de bulaşıyorlardı. Herkes çok iyiydi ama herkes çok kötüydü. Rüyanın sonunda kanser hastası sevgilimle pencereden dışarıyı izlerken-ki burada karakter algım yıkılmaya başlamıştır, rüyada kim olduğumu unuttuğum evredeyimdir- uzağa bakıp diyorum ki: “Bu işte, vermek istediği mesaj: salt iyi salt kötü diye bir şey yok, hayat grilerden oluşur!” 

Sonra biraz daha dalgalanmalar ve rüyadan uyandım. Uyandığımda sağ kolum başka bir evrene gitmişti, yaklaşık iki dakika can çekiştim ve balkona çıktım. Uzun zamandır dikkatimi çeken, ayağıma değmediği sürece dert etmediğim örümcek ağlarından birine takılmış ve tüm gücüyle kurtulmak için çırpınan bir böcek gördüm. 

Böceği kurtarmayı düşündüm, o zaman örümceğe kötülük yapmış olacaktım. Örümceği düşündüm, keyfinden ağ örmüyordu ki o. Tekrar böceğe baktım, çok acınası gözüküyordu. İçimden tekrar kurtarmak geldi, doğanın dengesine karışmak istemedim. Güzel bir yirmi dakika böceği izledim, acaba çabalamayı bırakır ve ölümünü huzurluca beklemeye başlar mı diye. Hayır bırakmadı. 

Eğer ağlardaki böceği kurtarsaydım ona göre bir azize olurdum muhakkak, örümcek için bir yemek hırsızı, emek hırsızı, şerefsiz ve ahlak yoksunu olacaktım. Şimdi ağlara takılmış böcek için soğukkanlı bir sosyopat, örümcek içinse saygılı bir komşuyum.