Yazı kategorisi: Edebiyat, İnsan

Dön İçine

Merhaba sevgili okur ve yazarlar, hayatta neşesini hala kaybetmeyenlere merhaba… Geçen gün rast geldiğim bir sözü sizinle paylaşmak istedim. Kime ait olduğunu bilmesem de bu cümlenin tesirine kapıldığımı belirtmek isterim.

Galibiyet yabancılaştırıcı bir yolculuktur. İnsan evine kaybedince döner”

Öncelikle bu cümleyi derinden hissetmenizi istiyorum. Evden kasıt ne olabilir sizce? Ev dediği, içimizde bir yerlerde bize ait olan bir sığınak olabilir mi? Hep hata üstüne hata yapsak da bizi orada bekleyen benliğimiz olabilir mi?

Ahh biz insanlar, öyle benciliz ki kendimize karşı. Bir anda kendimizi yalnız bırakıp terk edecek kadar gözü hayale kapılanlarız. Nerede mutlu isek orada açarız gözlerimizi. Ve hissettiğimiz pembe panjurlar, bir sonsuzluk denizine açılır zannederiz. Oysa denizler lağım çukurlarına dönüştüğünde, kapılar bir bir suratımıza kapandığında tıpış tıpış geri döneriz. Nereye mi? Tabi ki yalnızlığa mahkum ettiğimiz kendimize.

Galibiyete alışmış yüreklerimiz, içimizdeki eksik yanları görmek istemez. Çünkü en iyisi olduğumuzu zannettiğimizde eksiklerimiz gözümüze batmaya başlar. Umursamaz tavırlar benliğimizden uzak eyler bizleri. Güçlü hegomanyalara sığınmış küçük bedenlerimiz, yaralı kalbimizi bir kenara iter. Her şey biter, herkes gider. Başarılar bazen son bulur ikilem dünyasında. Zaten her şeyin bir sonu olmaz mı? Olur yahu olur!

Alışılmışın dışına çıkan bedenlerimiz, doğru yola istemeden sürükler kendini. Bu bir nevi doğanın muazzam dengesi gibi olağandır ,yapılabilir. Yollar çakıllı taşlardan geçirirken ayaklarımızı, yolun sonunda yaralı bir benlik göz kırpar. Tut ellerimi hala buradayım dercesine…

Yıllardır sahafta bekleyen tozlu bir kitap gibi yorgundur içimiz. Oysa bu yorgunluk emindir ki, sahibi bir gün dönecek. Benliğimiz ve ruhumuz bize karşı hep merhametlidir. Ona karşı sonsuz hatalarımız olsa da bizi bekler, bizi sarar ve bizi en iyi o anlar. Cümlede de söylendiği gibi insan kaybedince evine döner. Kendine döner.Evi onu bekler…

Bizler çevremize karşı hep hoşgörülü birer melekleriz. Hatalara hep boyun eğeriz. Oysa kendimize karşı sabrımız hiç yoktur. En küçük hatamızda kendimize bir tokat atmak için pusuda bekleriz. Oysa benliğimiz bizi hep olduğu gibi kabul eder. Bizler de onun bu merhametine sığınıp onu sımsıkı kucaklamalıyız.

Kendinin değerini, ruhunun sesini kaybetme sevgili dost. Senin ona, onun sana ihtiyacı var… Sevgiyle kal…

https://youtu.be/6-2UsnGIPPA Bu şarkıyla kendimize “bana sen lazım” diyelim mi? 💕

Reklam
Yazı kategorisi: Güncel

ZAMAN GÖRECELİĞİ VE DİNLERDEKİ ÖTEKİ DÜNYA KAVRAMI İLE İLİŞKİLENDİRME

Dinlerde hep öteki dünyadan bahsedilmiştir. Öteki dünya ödül ve ceza olarak görülmüştür. Ayrıca insanlar iyi davranışları ile Cennet, kötü davranışları ile de Cehennem’i boylayacaklar kalıbı vardır. Bize öteki dünya denilince neden evrenden kopuk bir yer aklımıza geliyor ki? Bunu Einstein ‘ın izafiyet teorisi ile başlatıp rüyalar ve rüyanın diğer dünya dediğimiz kavramla bağdaştırıp devam etmek istiyorum. Einsteın izafiyet teorisini şöyle açıklıyor: “Bir insan çok sıcak bir sobanın yanında bir dakika kalırsa bu ona bir saatmiş gibi gelir ama güzel bir kadının yanında bir saat muhabbet etse bu ona bir dakikaymış gibi gelir.” Bu önermesi aslında uyku ile alâkalıdır. Einstein zamanın göreceli olduğunu savunuyor. Bizler ise uykunun yarı ölüm hali olduğunu söyleriz ve bilimsel olarak da önermelere göre evrendeki her yerde zaman aynı işlemez. Dünyada zaman çok farklı iken diğer bir boyutta zaman çok farklıdır . Bu söylediğime İnterstellar (Yıldızlararası) filminde yer verilmiştir.

Dinlerde insanın ruhu olduğu savunulur. İnsanın bedeni ölür ama ruhu ölmez. İnsan uyuduğu zaman rüyalar görebilir. 7 saniyelik bir rüya dakikalarca anlatılır. Demem o dur ki bu Einstein’ın zaman hakkında önermesi ile ve bilim adamlarının zaman evrenin farklı yerlerinde farklı işler önermesi ile çelişmez. Acaba insan rüya gördüğünde ruhu farklı bir boyuta mı geçiyor? Bu farklı boyut öteki dünya mıdır?Bence bu tartışmaya açık bir konudur.