Etiket arşivi: umut

ESKİ

Bezm kelimesi “ Sohbet meclisi” anlamına gelir. 15 Mayıs 2021’den bu yana, yazılarımda, sizler ile birlikte kurduğumuz sohbet meclisinin bir örneği aslında. Nicesine. İyiki varsınız dostlar. Vesselam

Her şey eski. Burası dünya. Üç günlük. Doğduk, büyüdük ve öldük. Burası dünya. Her şeyin geldiği, geldiği gibi geçip gittiği bir konaklık zaman insana.

Mustafa KUTLU’nun Uzun Hikayesinden;

– “Kızken kaçtın geldin bana. Mantonun pembesi soldu, hâlâ da aynı ayakkabı. Alamadım ki sana şöyle her şeyin iyisinden.“

+ “ Ayakkabılar eskir be Ali’m, her şey eskir. Bak sen hala sevdiğim adamsın, sen eskime…”

Eskir mi her şey? Anlamsızlaşır mı? Yitip gider mi? Ruhlarımız Kalü-Beladan bu yana eskiyor mu mesela? Tasavvuf ehli insanın acı çekmesini bu duruma yorar. Ruhun Kalü-Beladan ayrılıp, dünyaya varmasına. “Elesti bi Rabbiküm” sorusuna cevap verip, Rabbimiz ile kavilleştiğimiz günden bu yana ruhlarımız o büyük günü bekliyor. Her biri zamanını mı eskitiyor?

Nefesi, yolları, ömrü; hatta her şey eskir gibi gelir insana. Aslında eskidiğini sandığınız yerlerden dallanan yeniden büyüyen bir çınarsınız. Yürüdüğünüz yol nefesinizi tüketsede, sizi büyütüyor. Ham meyve iken kekremsi tadınızdan kurtuluyorsunuz. Tırtılken kelebek oluyorsunuz. Dallarınız budandıkça daha da gürleşip koca bir ağaç oluyorsunuz gölgesinde soluklanan, bunalıp yorulana soluk olan.

Bu yazıyı okuyan kıymetli dostum. Hiçbir şey eskimez. Eskidiğini düşündüğünüz her şey aslında sizin emek verdiğiniz, hayalini kurduğunuzdur. Her düşen takvim yaprağı, yolunuzun bir adımıdır.

Duam o dur ki;

Kanatlarınızın kırılmadığı, özgürce uçtuğunuz; umudunuzun çoşkun akan nehirler gibi dolup taştığı; değil namerde merde bile muhtaç olmadığınız; kulların insafına, eline kalmadığınız; vefa kadir kıymet bilen gönüllere düştüğünüz; kırılan dallarınızdan nice dallar yeşerttiğiniz;yedi bucak kök saldığınız; yürüdüğünüz menzillere tezce vardığınız; boyunuz boyluca, soyunuz soyluca; haneniz şen; ömrünüz hayırlı, bereketli ve uzun olur.

Sağlıcakla kalın, varolun ey ehl-i dünya. Sağlıcakla…

YOLUM UZUN

Hava soğuk. Dışarıda kar usul usul döşüyor toprağın motifli döşeğini. Her tane birer anlam getiriyor yeryüzüne. Nakış nakış işliyor içimize. Onu taşıyan bembeyaz bulutlara olan ahde vefasıdır sanki bu kar tanelerinin. Vefa. Ne güzel bir nida ile işler kulağımıza. Vefa kelimesi , Arapçadan ‘’wafa’’ kökünden gelir. Sözünde durma, borcuna sadık olma anlamlarını barındırır bünyesinde. Vefat kelimesi düşer peşine aklıma. Vefat hepimizin bildiği anlamı ile ölümdür. Vefat ,istikametimizin heybemize konulan nefesler olduğu bu dünyada, müstakim olduğumuz hayat yolculuğunda sözümüzü tutmamız,borcumuzu ödememizdir.

Borcumuz,vefamız nedir ? Bir anadan dünyaya geldik. Bu dünyadaki en büyük gayemiz o ananın evladı olabilmek. Neşet Ertaş ustanın dediği gibi ‘’Analar insandır. Bizler ise insanoğlu”. Görevimiz anamıza,örfümüze,anneannemize borcumuzu ödeyebilmek. Nankör olmamaktır. Nankör kelimesi Farsça’dan gelir. Nân ‘’ekmek’’, kûr ‘’görmez’’ sözcüklerinin bileşimidir. Ekmeğini tanımayandır nankör. Özüne aslına ihanet edendir. Saygısını sevgisini yitirendir.

Her şeyin zıttı ile anlam bulduğu bu dünya hem nanköre hem de vefalıya yuvadır. Ne demiştik Yolcu yazımızda. Özümüz toprak. Ve bizler vefatımızla o toprağa dönüyoruz. Önemli olan emaneti ziyan etmemek. Aslımızı ,neslimizi bilmek. Ahmed Arif ‘’ Bir gönül inceliğidir, insana değerli olduğunu hissettirmek.’’ der dizelerinde. Önce kendimize sonra etrafımızdakilere kıymet vermek. Sevip saymak, hor görmemek bizim borcumuz. Bugünümüzü biliyoruz, peki yarınımızı? Bunun cevabını bir ağıdın dizeleri ile vereyim size. ‘’Aman dayımoğlu yaram derindir, Sağ olur kalkarsam Mevla Kerimdir.’’ Yarınızın garantisi yok. Heybenizde yarınlık nefesiniz var mı? Haberiniz yok. Neyden haberimiz var aa dostlar. Akıp giden ömrümüzden, zamandan haberimiz var.

Gücendiğimiz şeyler çok, kırılan dalımız budağımız da .Kırıldığınız yerleri yeniden aşılayın iyilikle, sevgiyle ve güzellikle. Kırıldığınız gücendiğiniz yaraları onarın ama dersinizi de çıkarın. Eskisi gibi olmayın. Eskisinden daha sağlam ve seciyeli biri olarak atın adımlarınızı. Sağıra sözünüzü, köre yüzünüzü süsleyip yorulmayın. Yarım kalan ne varsa söküp atın içinizden. Nankörün vefasızın yasını tutmayın. Sözüm o ki aşamayacağı yolu olmayana,bahanesiolmayana, kıymet veren gönüllere verin meylinizi. Anlaşmaya gönlü olana verin. Yolunuzdaki taşı, dikeni gülü bir tutmayın. Demiştik ya yüzünüzdeki bir gülümsemeyi, sesinizdeki neşeyi ekmeği bilen, onunla gönlünü doyuran insanları sevin diye. Gönlünüzdeki bahar çiçeklerini don vurmasın. Takvim yapraklarınız hatıra dolsun. Yolunuz bahtınız hep açık, sağlığınız mutluluğunuz daim olsun.

Unutmayın, vakti geldiğinde rabbiniz gönlünüzdeki size verecek ve sizi hoşnut kılacaktır. Sağlıcakla kalın. Vesselam.

ÇIRPINIŞ

Gözlerimin nemlenmesine alıştımda,

Şu yüreğimin çırpınışına bir türlü alışamadım.

Hiçbir zaman olmayacak belki.

Bir hayal,

Bir rüya,

Yada bir efsun olarak kalacak şu yalan ömrümde.

Sonu tatlı biten masallar gibi umut edişimde mutlu biter mi?

Bilmiyorum.

Kıymetimi çok sık tartıyorum.

Kimsenin hayatında bir izim bile yok.

Sadece biriktirdiğim gözyaşlarına sahip ömrüm.

Tek bir gün özlenmek,

Tek bir gün gerçekten sevilmek.

O sevgiyi sonuna kadar hissetmeyi,

O kadar çok istiyorum ki.

Bunun tarifi yok.

Doya doya, sımsıkı sarılmak sevdiğime.

Çok istiyorum.

Ömrüm masamdaki mumlar misali,

Bir gün tükenip gidecek.

Kimsesizliğimin yarası ve ben,

Yitip gideceğiz bu dünyadan.

Lal olan dilim,

Korlarda çevrilircesine söyleyemediklerine yanacak.

Kavuşmak mahşere,

Söylenmeyenler kara toprağa nasip olacak.

Yangınımızı yağan yağmurlar dindirecek.

Umudumuzu seher vakitleri yaşatacak.

Gönül bedende ağırlaştıkça,

🌍 denen mezar bize dar gelecek.

Sağlıçakla kalın, varolun ey ehl-i dünya !

Sağlıcakla…

Selam olsun Cemal Süreya’nın öperken koklayan, özlerken burnunun direği sızlayanlarına… Selam olsun Ahmed Arif’in umutları yok olan, kalbi kırılan çiçek gibi insanlarına… Selam olsun Neşet Ertaş’ın bağlamasındaki ayrılığa, yoksuzluğa… Hakkımız helal olsun bu yalan dünyaya…

YAPARSIN.

İnsanlar gelişen olumsuz pandemi şartlarıyla kötü düşüncelere kapılmakta. Negatif düşünerek kendi motivasyonlarını kırmakta. Zaten sürekli engel olan çevre faktörü varken bir de kendi kendimizi bloklamaya başladık. Çocuklukta düşlenen umutlar vardı, renkli ve eğlenceliydi. Küçükken renkli dünyamızda kurduğumuz hayallerin günümüz pisliğinde kirlendiğini görmek üzücü. Yıkadıkça rengi atan hayallerimizle bakışmaktayız; öğretmenlik, doktorluk, polislik ve her erkeğin hayali askerlik…

Tecrübeler insana çok şey öğretir. Büyük hayalleri negatif patateslere anlattığın zaman senin motivasyonunu nasıl kırdıklarını öğretmesi gibi. Bilimsel olarak da araştırılmış, hedefleri başkalarına anlattıktan sonra negatif dönütler almanın hedefe ulaşma oranını düşürdüğünü görmüşler. Bir ok gibi nereye ne zaman ulaşacağı belli olmayan bir tutum sergilemek pek doğru sayılmaz, o ok sizseniz. Oku atan okçuysanız işler değişir. Hayalleriniz ok olsa sizde başkalarının okçuluğuyla ilerlerseniz pek gelişmeniz mümkün olmayabilir. Konfor alanının dışına çıkarak oktan hayallerinizi hedefe fırlatacak okçu sizseniz önünde sonunda bu işi başaracak, hedefinize ulaşacaksınız. Sizleri tüketen şeylerden uzaklaşın,

Kıskanmayın ve kıskananları silin.

Körü körüne inanmayın, araştırın ve düşünün.

Kıymet bilin. Elinizdekilerin kıymetini bilin.

Olduğunuz gibi görünün.

Her zaman doğruları söyleyin. Yalan söylemek benliğinizden ve gururunuzdan çalar.

Kendinize bir yol çizin ve o yoldaki tüm taşları çöpe atın, atın ki ayağınıza takılmasınlar. Toksit arkadaşlıkları bitirin. Gereksiz numaraları rehberinizden silin. Bu sene 2021 yılını arınma senesi ilan edin. Tüm sosyal medyanızdaki gereksiz mesajları ve kişileri temizleyin. Kendinize uğraş bulun. Bu uğraşlar sadece size değil tüm dünyaya veya ulusal çapta fayda sağlasın. Bunlar benim kendime belirlediğim amaçlardır. Kendim uygulamaya başladıktan sonra başarım da artış gösterdi. Başarı değişimi yanında taşır. Ne zaman başarıya ulaşmak istiyorsanız bilin ki yanında değişimle gelecektir. Kola, alkol ve zararlı içecekleri suyla değiştirin.

Saçma videoları uykuyla değiştirin.

Söylenmektense çabalamayı tercih edin.

Düşünmektense başlayıp sonuçlarını görmeyi deneyin.

Televizyondaki saçma dizileri bırakıp kitap okumayı deneyin.

Bunlar herkesin bildiği şeylerdir fakat az insan uygulamaya geçirir. Hayatı renklendirecek, harika sonuçlar doğurabilecek eylemleri harekete geçirerek mutlulukla arkadaş olduğunuz bir süreçle gelişmeye başlayın.

Kendinizi dinleyin. Kendinizle sohbet edin.

Sevdiklerinizle saatlerce havadan sudan konuşun.

Gülün, güldürün.

Fikirlerinizi not alın, uçup gitmesinler çok değerli onlar.

İnternetten günde belli bir süre uzak kalın. Çevrimdışı olun ve kendinize zaman ayırın.

Şekeri hayatınızdan çıkarın ve dengeli beslenin.

Arada bir delirin ve olduğunuz yerde tuhaf hareketler yaparak veya koşarak sürekli kalori yakın.

İyice uyuyun.

Temiz hava almaya gayret edin.

Bu ufak güncellemelerle bu yıl yeni ve daha iyi bir senle görüşmek dileğiyle.

Siz de düşüncelerinizi yorumlar kısmında belirterek 704 kişilik (1000 olacağız💪) ailemizle sohbet edebilirsiniz.

  • Mustafa BAHAR

YORUMLARA / COMMENTS 👇✍👋

NASIR

Birçoğumuzun bildiği; elimizin içinde, ayak tabanında rastladığı bir durumdur nasır. Nasır bir deri hastalığıdır. Baskıya ve sürtünmeye maruz kalan deri yüzeylerinin sertleşmesi ve deri tabakasının kalınlaşmasıdır. Derinin kendini savunmak amacıyla yüzey sayısını arttırmasıdır. Bir kaplumbağanın kabuğuna kaçması gibidir derinin nasırlaşması. Kendini korur ve nasırlaşır. Her baskıda biraz daha artar, biraz daha kalınlaşır ve olgunlaşır.

Nasırlaşan derinin tabakalarını arttırıp kalınlaşması, olgunlaşması gibi; insanoğlu da karşılaştığı zorluklar ile zamanla olgunlaşır. Büyütür yaşadıkları insanları. Evrende var olan her şey insanlar içindir. Neşe de, acı da, mutlulukta, zorluklarda. Zaman akar, tarih döner. İnsan bazen güler, bazen de ağlar. Güldüklerini çabuk unutur, ama ağladıklarını çok zor. Sahi bir kez güldüğü bir olaya tekrar güler mi insan?Belki. Bir kere, iki kere, bilemedin üç kere. Peki ya dördüncüsünde? Gülemez, gülse de eskisi gibi olmaz. Lakin ağladıkları öyle mi. Her aklına düştüğünde, her ağladığında, her hatırladığında, içinde tuttuğu izi yeniden görür. Kabuk tutan yarasını tekrar kanatır. Yarasına tekrar tuz basar. Tuz bastığı an olgunlaşır işte. Bilir o yaranın kendini yorduğunu, daha çok kanattığını ve bir o kadar da büyüttüğünü. Yaranın büyüttükçe hayatına getirdiği yenilikleri, düştüğü yerden kalktığında başlayan güzellikleri. Eskilerin o güzel sözünü anımsarım. ‘’Olanda da, olmayanda da vardır bir hayır.’’ Olmayanlar hep hevesimizi kırar gibi gelir bizlere. Aslında olanların bizi olgunlaştırması gibi, olmayanlarda olgunlaştırır. Sabrımızı arttırır.

Gönlümüzde izini taşıdığımız, sabrımızı ve yüreğimizin kabuklarını arttıran bu olmayanlar; kalbimizin ağır yükü, sırtımızın kamburu gibidir. Eşe dosta, ele anlatamadığımız; içimize söyleyip ağırlığımızı arttırdığımız, dilimizin dönmediği olmayanlar, yükümüzü daha da ağırlaştırır. Daha çok yaralanmamak adına, dil şifasını suskunlaşmakta bulur. Gönül de durgunlaşır. Bu olmayanları affetmedikçe; ne yükünü hafifletir insan, ne de bülbül olup dillenir. Kemal Sayar‘ın dediği gibi ; ‘’ Affetmekle yüzümüz geleceğe döner, geçmişin zindanından kendimizi azat ederiz. Affetmek yanlışı geçmişe yerleştirir ve geleceği onun etkisinden kurtarır. Genişler gelecek. Affetmek unutmak değil, sadece mütecavize duyulan öfke ve hıncın içimizden geçip gitmesine izin vermektir.’’ Affetmek, bir kuş olup; özgürlüğe kanat çırpmaktır. Yüklerimizden, söylemediklerimizden arınmak; yaralarımıza tuz basıp acıtmak yerine sarıp sarmalamaktır.

Bolca affettiğimiz, kırdıysak affedildiğimiz; yara sarıp yaramızı da sarmalayabildiğimiz bir olgunluğa eriştiğimiz; güzel sabahlı yarınlara, umut dolu geleceğe doğru kanat çırpıp, özgür bir kuş misali uçtuğumuz yarınlar dileğiyle. Sağlıcakla kalın.