Etiket arşivi: yalnızlık

Yalnız olmayan Yalnızlık

Toplum içinde, belirli bir grup içindeki yalnızlıktan bahsediyorum. İnsanın kendi düşüncelerine benzer düşünceler bulamadığı, diğerlerinin dışladığı yalnızlık. Sizi anlayan bir kişi dahi yoksa yalnızsınız. Duygularda platonik aşklar buna örnektir. Tek taraflı olarak aşka kapılmış kişi bu aşkını karşıdakine söylediğinde karşılık bulamazsa bir boşluğa düşer. Bu boşluk işte hem yalnızlıktır hemde hayal kırıklığı.

Varoluşsal sancılar geçiren tüm filozoflar ilk başlarda yalnız kalmıştır. Bu yalınlıkta kendilerine bir düşünme alanı oluşturarak düşüncelerini geliştirmişler. Sizlere kendimin de uyguladığı bir kaç yalnızlığı absorbe eden yöntem ve tekniklerden bahsedeceğim,

İçe dönük konuşma – bir günlüğüne veya bir anlığına dahi olsa kendinizi sorulara boğun. Bu dünyaya geliş amacınız gibi çeşitli mühim soruları kendinize sorun ve benliğinizle istişare kurun.

Etkili İletişim – burada geri dönütü olan iletişimden bahsediyorum. Sevdiğiniz kişilerle dönüt alarak iletişim kurmak sizleri rahatlatacaktır.

Problem Bulma – hayatınızdaki önünüze çıkan engelleri bulun ve onları ortadan kaldırın.

Olumsuzluklarla savaş – kilo alman lazımsa almaya, vermen lazımsa vermeye başla.

Uğraş bul – olumlu sonuçları olan boş olmayan uğraşlar edin. Mesela hobin olsun.

Sorumluluk edin – bir hayvan besle veya bir görevi üstlen.

Kendini geliştir – spor yaparak vücudunu, kitap okuyarak beynini geliştir.

Doğa yürüyüşü – Belki bir taş toplama veya yaprak, ağaç parçası keşfine çıkabilirsin.

Gez – Cebindeki paraya göre bir rota belirleyebilir veya rotasız seyyah gibi kafanın estiği yere de gidebilirsin.

Güzel yemekler yap – kendi damak tadına layık yemekler dene. Yemek yapmak kanıtlanmış bir psikolojik rahatlama tekniğidir.

Peki sizin eklemek istedikleriniz var mı? Yorumlara bekliyorum…

Modern Çağın Yüzyıllık Yalnızlığı

⏳Toplum tarihine baktığımızda; kırsal kesimlerde boy gösteren işsizlik, ekonomik, sağlık sorunları gibi faktörler köyün itici sebeplerini oluşturmuştur. Bunun aksine, ulaşım, eğitim, sağlık ve en önemlisi istihdam (iş) olanaklarının gelişmiş olması ise kenti çekici hale getirmiştir. Zamanla kırsal alanların nüfusu şehirlere kaymıştır. Şehrin artan nüfusu ile; alt yapı çalışmalarının yetersizliği ve getto denilen gecekondu mahalleleri ortaya çıkmıştır. Bugün hala İstanbul’da bu durumun örneklerini görmek mümkündür.

Gettolar

⏳ Şehrin insanı tektipleştiren, koca koca binaların sıralandığı yapısı, köyden kente göç edenleri uyum sürecine zorlasa da birçok aile köye geri dönemeyeceklerini bildiğinden, kente alışmak zorunda kalmıştır. Köylülerin tarlalarda yetiştirmek üzere çok çocuğa sahip olması köy gerçeğini oluşturmaktadır. Şehrin yalnızlığıyla tanışmış toplumlarda, hem kadının hem de erkeğin iş hayatına atılmasıyla çocuk sayısında da azalmalar görülmüştür. Bu sayede modern(çekirdek) aile dediğimiz aile modeli ortaya çıkmıştır. Aile fertlerinin azalmasıyla konut tipleri 1+1 şekline indirgenmiştir.

⏳Köylerde görülen geleneksel (geniş) aile modelinde büyük anneanne/babaanne ve dedeler, torunlar, evlatlar hep bir arada yaşarken, modern aile yapısıyla bu kalabalıklar sona ermiştir. Bu aşamada da huzurevleri ve kreşler yerlerini almıştır. Ne yazık ki toplumlar gelişip büyürken, çocuklar dede masallarından mahrum kalmış, tozlu binalar ardında oyunsuz yaşama hapsolmuşlardır. Teknoloji hayatımızın her alanını sarmışken, muhabbetler azalmış, komşuluklar ölmüş, anlayışlar yok olmuştur.

⏳İnsanımızın teknolojiyle yeni yeni tanıştığı yıllarda, köye gelen ilk televizyona sahip evde bütün köy toplanırmış. Giriş olarak ev hanesine meyve, çerez vb. ikramlar sunulurmuş. O zamanların neşesi, siyah beyaz kovboy filmleri, Türkan Şoraylar, Tarık Akanlar şimdi nerede…

⏳ Modern yüzyılın hastalığı, yalnızlık ve buhran, insanların birbirlerini soyutlamasıyla ortaya çıkmıştır. Her şeyin anında mümkün olduğu, ilişkilerin bile çaba harcanmadan yaşandığı, tek tıkla, bir mesajla ulaşabilme kolaylığı olan bayağı yaşantılar mevcutlaşmıştır.

Sıcak bir hayat

⏳Ben şimdi kalkıp çeşme başında bakışalım, mektup yazalım da demiyorum. Ben şimdi anlaşılmayı, anlamayı diliyorum. Binaların ardında tozlanmayalım, bir şiir okuyalım, bir kedi okşayalım, bir tatlı sohbet edelim diyorum. Sevmenin kolayına kaçmadan sevelim, bazen sadece bakalım diyorum. Anlamlı bakışlarla… Hem ne diyor Cem Mumcu “Yanında susabileceğin biriyle konuşmak ne güzeldir”. Sustuklarımızla konuşma vakti geldi de geçiyor. Çocukluk sevinçleri hala bize uzak değil, eskide kalan ne varsa heyecan gibi, toprak gibi, kahkahalar gibi, işte onları yeniden yaşatma vakti… Sevgiyle kalın efendim, en önemlisi bayağılaşmadan, anlamca, taptaze kalın…