Etiket arşivi: Yaşayış

KÜÇÜK SANDIK

Hepimiz nostaljiyi severiz. Gelin hep birlikte hem maziye hem de özümüze bir yolculuk yapalım. Aramızda 80’li ve 90’lı yıllara şahit olanlarımız varsa şayet, iyi bilirler: Kaset ve Kasetçalarları. Günümüzde kitaplarımızı nasıl özenle diziyorsak o zamanlar da kasetler inci misal dizilirdi raflara. Orijinali ‘’Casette’’ olan Kaset kelimesi; Fransızcadan İngilizceye geçen ‘’Küçük Sandık’’ anlamına gelen kelimedir. Türkiye’nin ilk resmi kaseti, 1970 yılında çıkmıştır mesela.’’Türkraks’’

Kasetler. Küçük sandıklar. Tıpkı insanların yürekleri ve zihinleri gibi. Yüreğimiz ve zihnimizde aslında kilitli birer sandıktır. Yaşanmışlıkları hapsettiğimiz kör bir hapishane. Geçmişimizi doldurduğumuz kilitli küçük sandıklar. Peki ne doldururuz bu kilitli sandıklara? Sadece güzel anılarımızı mı? Neşeli günlerimizi mi? Elbette hayır. Yaşayış yazımda da dediğim gibi, yaşam doğumla ölüm arasında ince bir çizgidir. Sonsuzluğa uzanmayan üzerinde yürüdüğümüz bir beyaz çizgidir. Hayat yoldur. Yaş aldığımız, deneyim kazandığımız bir yol. Toprağı bol olsun, Rahmetli Başkan Muhsin Yazıcıoğlu’nun da dediği gibi ‘’Bir konaklık zaman, dünya insana’’.Bu konakta, bu yolda bizi etkileyen; sırtımızdaki küfeye, zihnimizdeki ve yüreğimizdeki o kilitli küçük sandıklara derdimizi, neşemizi, umudumuzu hayal kırıklıklarımızı doldururuz. Bu doldurduklarımız bizi şekillendirir. Bakışlarımızı, yaşantımızı, hal ve tavırlarımızı, olaylara yaklaşımlarımızı etkiler.

Psikolojide ‘’Şema kavramı ‘’vardır. Şemalar etraftan alınan bilgiyi anlamlandırmada kalıp görevi görür. Bu şemalar yürüdüğümüz o beyaz çizgide ömrümüzce gelişir. İnsanlar ile olan ilişkilerimizi, davranışlarımızı, tutumlarımızı belirler. Bir nevi keskin kurallarımız, sert ve köşeli yanlarımız desek yanlış olmaz. Bu şemalar biz kendimizi değiştirmedikçe süre gider durur. Yakamıza yapışan, omzumuza yüklediğimiz,değer yargılarımız haline getirdiğimiz olumsuz olaylar ile edindiğimiz o şemalar, omuzlarımızda gitgide ağırlaşır. Belimizi büker ve hayatımızda bir kambur oluşturur. Atlayamaz mıyız o kamburu? Aşamaz mıyız engellerimizi? Aşarız elbet. Zor mudur düştüğümüz yerden doğrulmak? Zor değildir. Kafayı dik tutmak zor değildir. Biriktirdiğimiz gibi o şemalardan arınmak da bizlerin elindedir.

Öncelikle kendi alanlarınızı oluşturun ve iletişim yönünüzü kuvvetlendirin. Kendinizi ifade edin. Potansiyelinizin ve gücünüzün farkında olun. Yaş aldıkça, yaşadıkça; bir elmas gibi işlendikçe güzelleşeceğinizin farkına varın. Dengeli bir hayat oluşturun. Yeri geldiğinde bırakın, cesur olun. Vazgeçin, olmayanları geride bırakıp; kendinize yeni bahçeler yaratın. Ama bunları yaparken korkmayın. Değer yargılarınızı, çizginizi belirleyip yola koyulun. Olmadığında sabredin, gücünüzü toplayın.

Unutmayın bazen kaset sarar ve kasetin bandı içinden çıkar. Kaseti tekrar sardığınızda her şey normale döner. Kaldığımız yerden devam ederiz. Tüm mesele, kasetlerimizi başa sarmakta gizli. Kalemleri hazır edin sevgili okurlar. Başa sarıyoruz. Yeniden yazıp çiziyoruz. Sağlıcakla.

YAŞAYIŞ

Rahmetli Başkan Muhsin Yazıcıoğlu; Dostla Güzel şiirinde “Bir konaklık zaman, dünya insana.” der. Toprağı bol olsun.


Yaşam, doğumla ölüm arasında ince bir çizgidir. Üzerinde yürüdüğümüz, senelerimizi, belki de aylarımızı tükettiğimiz, her zaman doğru olmayan, sonsuzluğa uzanmayan beyaz çizgidir yaşam. Tarih 1 Eylül 2021. Ömrümün yirmi dördüncü senesinin devrilişi ve yirmi beşinci senesinin doğuşu. Evet! Bugün benim doğum günüm. Benim ve 1 Eylülde doğan herkesin doğum günü kutlu olsun.

Ömür, hepimizin bildiği üzere yaşam süremizdir. ‘’Ben kimdim, neydim?’’ dediğimiz, hiçbir zamanda tam anlamıyla cevabını bilemediğimiz; hayırlı hayırsız her şeyi arzuladığımız; emeklemeden hep koşup elde etmek istediğimiz; yandığımız, kazandığımız ve sevdiğimiz;yorgunluklarımıza, kırgınlıklarımıza, isteklerimize ve mutluluklarımıza gebe olan; deli dolu, bir o kadar da boş olan; doğduğumuzda başlayan öldüğümüzde de biten bir zaman.Sahi neydi zaman? Zaman deyince Abdurrahim Karakoç’un şiirini anımsarım.

Çevremizi saran hava mı zaman ?

Yoksa üstümüzde esen rüzgar mı?

Dert mi, yoksa derde deva mı zaman?

Nedir, ne değildir bir bilen var mı?

İlk demişler, son demişler

Harcamışlar, dün demişler.

Sıra sıra gün demişler,

Zaman genç mi ihtiyar mı?

Zamanım yok demek söz müdür yani…

Zamanı olanlar göstersin hani.

İnsan mı fanidir, zaman mı fani?

Zaman dünya mıdır, yoksa mezar mı?

Yıl demişler, ay demişler

Saat saat say demişler

Oh demişler, vah demişler

Zaman dinler mi, duyar mı? ‘’

Zaman bizleri duyar mı, duysa dinler mi bilmem ama eğer bizi dinliyorsa; hoş geldin 25, sefalar getirdin. Olan olmayan her şeye rağmen, benim ve insanlık için; karanlığı yırttığımız, doğrudan ayrılmayıp hakkı savunduğumuz, bir ve diri olduğumuz, sağlığın bizi bırakmadığı, neşenin gönlümüzde yuva kurduğu, vakitlerine esir olan nice güzelliğin bizi bulduğu, gözümüzdeki tek yaşın mutluluktan olduğu, var olduğumuz, sağ olduğumuz bir yıl olsun. Güzellikler bizimle, elem ise yok olsun.

Ne diyordu Deli Eylül isimli şarkısında Hüsnü Abi;

‘’Bir kapıyı açar, sokaklara vurur. Yürür gidersin ömrüm, Yılların kucağında uyur uyanır, Güler geçersin.

Dar gelir sevda dar gelir dünya, Taşar geçersin ömrüm. Bir kapı açılır bir eşik bekler, Açar gidersin. ‘’

Sabrımızın taşmadığı, düğümlerimizin çözüldüğü güzel yarınlara erişmek ümidi ile. Sağlıcakla Kalın…